“Dağları görür, hareketsiz sanırsın. O (dağlar), bulutların hareket ettiği gibi hareket etmektedir. Her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatı işte! Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan haberdardır.”[1]

“Ve dağları birer kazık kıldık.”[2]

İnsanoğlu, yeryüzünde yürürken çoğu zaman gözünün önündeki mucizeleri fark etmez. Oysa her bir dağ, her bir taş parçası Allah’ın kudretinin bir tecellisidir. Kur’an, dağlardan bahsederken yalnızca fizikî bir varlığa değil; aynı zamanda ilahî düzenin, sarsılmaz kudretin ve hikmetle kurulmuş bir dengenin sembolüne işaret eder.

Dağlara bakan göz, hem Allah’ın azametini görür hem de kendi acziyetini idrak eder. Bu yüzden Kur’an, dağları yalnızca coğrafi bir unsur olarak değil, aynı zamanda birer ibret vesilesi olarak sunar. Dağların köklerinde gizlenen denge, zirvelerinde yansıyan haşmet, Allah’ın kudretinin sessiz birer delilidir.

Bu çalışma, Kur’an’ın dağlar hakkındaki ayetlerinde saklı olan bu ilahî hikmeti anlamaya yöneliktir. Klasik müfessirlerin yorumlarıyla modern bilimin verilerini buluşturarak dağların hem fizikî hem de mânevî yönünü idrak etmeye çalışacağız. Çünkü dağlar yalnızca toprağın değil, insanın da istikrarını hatırlatır; hem yeryüzünü sabit tutar hem de kalpleri Allah’a yöneltir.

Modern bilimin açıklamasına göre dağların yaratılmasında birçok hikmet saklıdır. Dünyadaki karaların dörtte birini dağlar oluşturur. Dağların, Nebe Suresi’ndeki “evtâden” ifadesiyle kazıklara benzetilmesindeki inceliği, jeoloji alanında yapılan çalışmalar sayesinde anlayabiliyoruz. Araplar “evtâden” kelimesini çadırları ayakta tutan kazıklar için kullanırdı.

Dağların fonksiyonlarını yerine getirebilmeleri için toprağın altında da köklerinin bulunması gerekir. Kazıkların ilk bakışta köklerini görmesek de asıl fonksiyonlarını yerine getirebilmeleri için bu köklere ihtiyaç vardır. Dağların bu kökleri üzerinde yaşadığımız litosfer tabakası, kendisinden daha yoğun olan altındaki astenosfer tabakası üzerinde yüzerken izostatik dengenin sağlamlığında rol oynamaktadır. Bu, yeryüzündeki dengeler açısından da büyük önem taşır.

M. Hamdi Yazır’a göre dağlar, yeryüzünü sabitleyen kazıklar olarak yaratılmıştır. Bunlar yeryüzünün sallanmasını, çalkalanmasını engelleyen sabitleyicilerdir. Seyyid Kutub’a göre ise dağlar, bu biçimleriyle çadırların bağlandığı kazıklara en çok benzeyen nesnelerdir. Ayrıca yeryüzünü sallanmaktan koruduklarını ve ovanın dengesini sağladıklarını anlıyoruz. Dağlar, belli noktalarda ağır basarak depremden, yanardağlardan ya da iç tabaka sarsıntılarından bu sayede etkilenmezler, denilmiştir. Bazı tefsirler, dağların sabit kalmasının mutlak değil, nispi olduğunu; Allah dilerse onları yerinden oynatabileceğini vurgular. Bazı müfessirler, dağların kazık benzetmesinin mecazî olduğunu; esas mesajın denge, sabitlik ve düzen olduğunu belirtir. Diğer bazı müfessirler ise ayetlerdeki “sarsılmasın” ifadesini insanın dünya hayatındaki sarsıntılara (fitne ve bela) mecaz olarak da yorumlamışlardır.

Nahl Suresi’ndeki “O, sizi sallayıp çalkalar diye sabit dağlar çaktı.” ifadesi, tefsircilere göre hem fizikî sabitlemeyi hem de tıpkı kök sistemi gibi yer kabuğunun dengede tutulmasını ifade eder. Bazı müfessirler, bu “kazık” imgesiyle dağların yer altı köklerinin derinlerine indiğini, yer kabuğu ile manto arasındaki ilişkiyi sağlamlaştırdığını belirtir. Bu klasik yorumlara ek olarak modern ilimlerin katkılarını göz önüne alarak dağların jeolojisi açısından nasıl yapılandığına bakalım.

1. Jeoloji, Jeofizik ve Modern Bilimsel Yaklaşımlar

Jeofizik, “yer fiziği” anlamına gelir; fiziksel yöntemlerle yerin incelenmesidir. Jeologlara göre dağların oluşumu yaklaşık 375 milyon yıl sürmüştür. Jeofizikçilere göre orojenez, dağların kıtalara inşa edildiği başlıca mekanizmadır. Bir orojen veya orojenik kemer, bir kıta plakasının buruşturulmasıyla bir veya daha fazla dağ sırasının yukarı doğru itilmesi sonucu gelişir. Bu, topluca orojenez adı verilen bir dizi jeolojik süreci içerir.

a) Dağ Oluşumu (Orojenez)

Dağlar genellikle tektonik plaka hareketleri sonucunda oluşur. Yerkabuğu plakalarının çarpışması, birinin diğerinin altına dalması (subdüksiyon), kıvrılma ve kıta çarpışmaları gibi süreçlerle sıkışma ve yükselme meydana gelir. Örneğin, Himalaya Dağları, Hindistan kıtasının Avrasya kıtasına yaklaşması sonucu kıvrılarak yükselmiş dağlardır. Bu süreç milyonlarca yıl sürer; ancak hareketleri, erozyon eğilimleri, kırılmalar ve yükselmeler sürekli bir etkileşim içindedir.

b) Kök Yapılar ve Derinlikler

Modern jeoloji, bazı dağların yer altında büyük kökler (root structures) taşıdığını, yer kabuğunun derinliklerine kadar inen kütle dengeleri oluşturduğunu kabul eder. İzostasi teorisi, yer kabuğunun daha yoğun kısımlarının alçaldığını, daha hafif kısımlarının ise yükseldiğini açıklar. Dağların altındaki kökler bu dengeyi korumaya yardımcı olur. Dolayısıyla tefsirlerdeki “kazık” benzetmesi doğrudan fizikî bir karşılık taşımıyor olsa da sembolik olarak isabetlidir. Dağların yerine kökleşmesi, denge sağlama rolünü çağrıştırır.

c) Sismik Sabitleme ve Yer Kabuğu Stabilitesi

Bazı çalışmalar, dağ dizilerinin yer kabuğu plaka sınırlarında gerilimi tutucu rol oynayabileceği fikrini ele almaktadır. Öte yandan, dağların aslında sarsıntıyı tamamen engellemekten ziyade yer kabuğundaki gerilimlerin dengeli dağılmasına katkı sağladığı düşünülmektedir. Şunu unutmamak gerekir ki modern yer bilimi açısından, dünyanın aktif tektonik yapısı gereği zaman zaman kırılmalar ve depremler meydana gelir. Dağların tam bir sarsıntısızlık garantisi sağlamadığı ifade edilir. Bazı eleştiriler, Kur’an ayetlerinin bu anlamı bilimsel olarak “tam sarsılmazlık” değil, “görece sabitlik” manasına getirdiğini söyler.

d) Görünen ve Görünmeyen Yönler

Görünen kısımlar: Dağların zirveleri, yamaçları, sarmasyonları, bitki örtüsü, su kaynakları, maden kaynakları, ekosistemleri.

Görünmeyen kısımlar: Yeraltı kökleri, magma odacıkları, fay hatları, yer kabuğu ve iç dinamikleri.

Ayrıca jeolojik ölçümler (sismikler, gravite araştırmaları, yeraltı radarı) bu görünmeyen kısımların yapısını anlamamıza yardımcı olur. Bazı modern araştırmalar, dağ sistemlerinin altındaki magma odalarının, mineral yataklarının ve jeotermal kaynaklarının da dağların görünmeyen zengin yönlerini oluşturduğunu göstermektedir.

Allah’ın Dağları Yaratmasından Ortaya Çıkan Faydalar

Dağların yaratılışından doğan faydalar iki yönlüdür:

Birincisi, Kur’an’ın bildirdiği ilahî faydalar; yani Allah’ın hikmetle kurduğu sistemde dağların görevleri.

İkincisi ise, insanların doğrudan faydalandığı yönler; yani dağların insan hayatına sunduğu nimetler, koruma ve bereket unsurlarıdır.

A) Kur’an’daki Ayetlerle Desteklenen İlahi Faydalar

1. Yeryüzünü sabit tutmak, sarsılmayı engellemek

 “Biz, kendilerini sarsmasın diye yeryüzüne sapasağlam dağlar yerleştirdik.[3]

O, sizi sallayıp çalkalamasın diye yeryüzüne sabit dağlar koydu.[4]

Ve dağları birer kazık kıldık.[5]

Yüce Rabbimiz, üzerinde yaşadığımız yeryüzünü sabit tutması için dağlara sabitleme görevi verdiği gibi, onun içerisinde hayatın devamı için sular, ırmaklar ve rahat yolculuk yapabilmemiz için yollar var etmiştir. Yolumuzu şaşırmamamız için de alametler, işaretler yaratmıştır. Mesela dağlar ve ırmaklar yolların nirengi noktalarıdır. Allah, insana fizikî ve coğrafî manada doğru yolu bulması, yani gideceği yere ulaşabilmesi için geniş imkânlar var etmiştir.

2. Yollara, vadilere geçitler açmak; insanların yön bulması

 “Ve yollarda geçitler yarattık ki belki hidayete erersiniz.[6]

Sizi sarsmasın diye dağlar, ırmaklar ve yollar koydu.[7]

Bu ayetin yorumunda tefsirciler, “yolu” arama, geçit bulma manasında anlamışlardır.

3. Barınaklar, gölgeler ve gizlilik

Allah size dağlarda barınaklar (eknân) ve gölgeler yaptı.[8]

Dağlar hem insanoğlu hem de diğer canlılar için bir barınak görevi yapar. Eski zamanlarda insanlar, dağlardaki mağara ve kayalıkları kullanarak barınmışlardır. Mağaralar, doğal sığınaklar olarak hem hava koşullarından hem de vahşi hayvanlardan korunmalarını sağlamıştır. Ayrıca bazı toplumlar, dağların eteklerinde veya yamaçlarda ahşaptan ya da taştan barınaklar yapmışlardır. Dağlarda barınma günümüzde de farklı şekillerde devam etmektedir.

4. Mineraller, Su Kaynakları, Toprak Verimliliği

Tefsirlerde dağların içlerindeki madenler, su kaynakları ile orman, flora-fauna dengesi gibi faydalar sıklıkla zikredilir. Ayet, ortaya çıkardığımız meyveler, dağlardaki çeşit çeşit mineraller gibi örneklerle desteklenir:

“Allah’ın gökten su indirdiğini görmez misin? Sonra onunla renkleri ve çeşitleri farklı ürünler çıkardık. Dağlarda da farklı renklerde, beyaz, kırmızı, siyah yolları ve kısımları vardır.”

Bu ayet, Allah’ın dünyadaki harika düzeni ve çeşitliliği yaratmasından bahseder. Yeryüzündeki dağların, meyvelerin ve insanların renkleri ve türleri farklıdır. Bu, Allah’ın yaratma gücünün bir göstergesidir. Ayet, evrendeki biyolojik çeşitliliğe ve ekosistemlerin karmaşıklığına işaret eder. Bununla beraber, dağlar içerisinde birçok madeni de barındırır. Bunların en hayati önem taşıyanı ise su kaynaklarıdır.

Birçok su kaynağına ambarlık eden dağlar, ayrıca su oluşumunda -yani yağmurların yağmasında- büyük rol oynar.

Yükseltilmiş kara parçası olan dağlar, gelen hava kütlelerine karşı bir tür bariyer oluşturur. Nem taşıyan hava dağlara çarptığında, dağlar onu yukarıya doğru hareket etmeye zorlar. Nemli hava yukarıya doğru hareket ettikçe yoğunlaşmaya başlar. Yeterli yoğunlaşma olduğunda yağışa yol açabilecek yağmur bulutları oluşur. Dağların ürettikleri su, havzalarındaki toplam tatlı suyun %90’ını oluşturur.

Bu gibi yerlerde çok az nem vardır. Buna rağmen dağlar, mevcut olan az miktardaki nemi toplayarak yağış oluşturabilir. Bu yağış daha sonra yüzey akışı meydana getirerek yalnızca dağlarda değil, aynı zamanda aşağıdaki alanlarda da yeraltı suyunu yeniler.

5. Delil Olma Yönü

Dağların yaratılışı, Allah’ın kudretinin, planının, ilminin ve sanatının açığa çıkması için bir delildir.

Dağları görürsün, onları hareketsiz sanırsın. Hâlbuki onlar bulut gibi geçerler.[9]

Ey dağlar, nasıl dikilmişsiniz?

Bu ayetlerde Allah’ın gücüne, kudretine ve kuvvetine bir delil vardır. Allah, her işini hikmetle, ince hesaplarla yapmaktadır. Yeryüzünde canlı ya da cansız her bir varlığın üzerinde ilme dayalı bir kanun ve plan vardır.

O, gökleri ve yeri hikmetle yaratandır.[10]

B) İnsan Bakımından Faydaları

1. Su kaynaklarının oluşumu ve su rejimi

Dağlar yağmur ve kar tutar. Eriyen kar suları nehirleri besler, erozyon kontrolü sağlar.

2. İklim düzeni ve mikroklima

Dağlar hava akımlarını yönlendirir, gölgelik alanlar ve rüzgâr koridorları oluşturur.

Dağların yüksekliği, sıcaklık ve yağış rejimi üzerinde etkilidir.

3. Madencilik ve yer altı kaynakları

Değerli maden yatakları, mineraller ve taş ocakları dağ yapılarına bağlıdır.

4. Ekosistem ve biyolojik çeşitlilik

Yamaçlar, vadiler, ormanlar ve endemik bitkiler, dağ ortamında daha zengin çeşitlilik gösterir.

5. Turizm, peyzaj, estetik ve manevi tefekkür

Dağlar manzara sunar; insanlara yüceliği, Allah’ın (cc) büyüklüğünü tefekkür etme zemini hazırlar.

Dağlara dair ayet ve rivayetlerin ortak yönü, onların Allah’ın kudretine delil oluşlarıdır. Kur’an’ın bildirdiği üzere dağlar, hem yeryüzünün dengesini sağlayan hem de yaratılışın derin hikmetini yansıtan birer sessiz şahittir.

Peygamberlerin hayatında dağlar, bazen vahyin inişine, bazen de tefekkür ve ibadetin derinleşmesine mekân olmuştur. Hira Dağı’nda inzivaya çekilen Muhammed (sas), Tur Dağı’nda vahye muhatap olan Musa (as) gibi nice peygamber, bu sessiz devlerin gölgesinde Rablerine yönelmişlerdir.

Bu sebeple dağlara bakmak, yalnızca tabiata bakmak değildir; ilahi sanatın ihtişamını okumak, kudretin izlerini görmek demektir. Her zirve, insana acziyetini; her taş, Allah’ın varlık âlemindeki kudretini hatırlatır. İnsan dağlara baktığında, “Rabbim, ne yücesin! Bu muazzam düzenin ardında ne büyük bir ilim ve hikmet var!” diyerek hayretle tesbih eder.

Dağlara bakan bir müminin kalbine şu hakikatler işler:


Dağlar atılmış rengârenk yünlere döner.[11]

Dağlar yerlerinden sökülüp yürütüldüğü zaman.[12]

Kur’an bize hatırlatır ki, bugün yeryüzüne sabitlik veren bu dağlar, kıyamet günü yerlerinden sökülüp atılmış yünler gibi savrulacaklardır.[13] O gün, dağların bile dayanamadığı o sahnede insanın tek sığınağı Rabbi olacaktır.

Dağların Tesbihi

Kur’an, insana sadece göğe değil, yere ve onun direkleri mesabesindeki dağlara da bakmasını öğütler. Onların heybeti, sükûneti ve sabitliği, Allah’ın yaratmasındaki “ölçü” ve “denge” sıfatlarının yeryüzündeki tecellilerindendir.

Ey dağlar! Dâvud ile birlikte tesbih edin[14] ayeti, tefsirlerde dağların kendi dilleriyle ve halleriyle Allah’ı tesbih ettikleri şeklinde yorumlanır.

Dağların tesbihi, aslında tüm kâinatın zikrinin bir parçasıdır. Kur’an’ın “Hiçbir şey yoktur ki O’nu hamd ile tesbih etmesin[15] beyanı, bu gerçeği bütün varlıklar için geçerli kılar. Dağlar, sessiz duruşlarıyla, insana hem tevazuyu hem de sarsılmaz bir teslimiyeti öğretir. Davut’un (as) sesine eşlik eden dağlar, aslında her çağda Allah’a yönelen kalplerle birlikte zikreden varlıklardır. Onların tesbihi, insana kendi tesbihini hatırlatır; çünkü Allah’ı anmayan kalp, taşlaşır oysa dağlar bile O’nu anmaktan geri durmaz. Velhamdulillahi Rabbil alemin...    



[1] 27/Neml 88

[2] 78/Nebe 7

[3] 21/Enbiyâ 31

[4] 16/Nahl 15

[5] 78/Nebe 7

[6] 21/Enbiyâ 31

[7] 16/Nahl 15

[8] 16/Nahl 81

[9] 27/Neml 88

[10] 6/En‘âm 73

[11] 101/Kâria 5

[12] 81/Tekvir 3

[13] 101/Kâria 5

[14] 34/Sebe 10

[15] 17/İsrâ 44