Çoğumuz, kıyametin büyük alametlerini görmeyi beklemeyiz; bu alametlerin biz öldükten yıllar sonra gerçekleşeceğini düşünürüz. Peki ya, Yecüc ve Mecüc’ün, Deccal’in ortaya çıkışına veya İsa’nın (as) inişine şahit olacak olsak ne hissederdik? Daha da dehşetli olan kıyametin kopuşuna tanıklık etseniz, bir de üstüne elinizde o an bir fidan olsa ne hissederdiniz!?
Enes İbni Mâlik (ra)’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu:
"Herhangi birinizin elinde bir hurma fidanı varken kıyâmet kopacak olsa, derhal onu diksin!’’ [1]
Şerh:
Bilinçli bir Müslümanın dünyaya katkısı büyüktür. Çünkü Allah’tan korkar ve kimseye zulmetmez. Bunun yanında insan, hayvan fark etmez; hepsine iyilik yapmaya çalışır. Sahabeler de Efendimize sordular: "Ey Allah'ın Resûlü! Yani bize hayvanlara (yaptığımız iyilikler) için de ücret mi var?" Rasûlullah (sav): “Evet! Her 'yaş ciğer' (sahibi) için bir ücret vardır” buyurdu." [2]
Fidan dikmek önemlidir. Çünkü onun oksijeni, meyvesi ve diğer hayvanlara yuva ve gıda sağlaması hasebiyle önem taşımaktadır. Kıyameti görse bile bir Müslüman elindeki fidanı dikmelidir. Hadisin zahiren ilk manası budur. Diğer taraftan hadis, derin manalar ve hikmetler barındırmaktadır.
Eğer bir ağacın büyümesi ortalama otuz yıl alıyorsa ve kıyamet şu anda kopmakta ise, o ağacın meyvelerini yememiz mümkün olmayacaktır. Bu durum, bize bir görevin -yani üzerimize düşen sorumluluğun- yerine getirilmesinin önemini hatırlatmaktadır. Sonuçları toplamak yerine, görevimizi en iyi şekilde yerine getirmeye odaklanmalıyız.
O halde öncelikle Allah'ın istediği bir hayat tarzını yaşayıp amel ettikten sonra, bu yola insanları davet edeceğiz. Onlardan meyveler/güzel ameller sadır olmasa bile biz, bize düşeni yapmalıyız. Sonuç Allah'ın takdirine kalmıştır. Eğer Allah dilerse emeklerimizin karşılığını bu dünyada tattırır; dilemezse de biz üzerimize düşeni yapmış oluruz. Allah’tan ecir bekleriz. Bu nedenle, önce kendimize, sonra çocuklarımıza ve arkadaşlarımıza salih ameller yapabileceğimiz ortamları hazırlamak zorundayız. Umulur ki Allah tamamına erdirir.
Çocuklar bir fidandır!
Çocuklarımız ‘bizim’ diyoruz, ‘bizim’ sanıyoruz, Allah’ın bir emaneti olduğunu unutuyoruz. Gerçi ‘bizim’ dediğimiz ne varsa, canımız dâhi Allah’ın değil mi! Sonuçta aklımıza gelebilecek her bir şey emanet kapsamına girer. Peki, hadisle de alakasını düşünürsek, çocuklar bize nasıl bir emanet?
Çocuklarımız, fıtratları İslam’ın temel değerleriyle yoğrulmuş bir şekilde bizlere emanet edilmişlerdir. Onlara layıkıyla bakabilmek adına, eğitim ve öğretimlerinde dünyevi ve uhrevi faydaları dikkate alarak seçimler yapmalıyız. Müslüman olmayanların hazırladığı eğitim programlarından kaçınmalı, felsefe, bale, müzik, sanat ve devlet okulları gibi, inanç ve ahlâk açısından zarar verebilecek her türlü eğitim sisteminden çocuklarımızı korumalıyız. Çünkü Rabbimiz şöyle buyurur:
“Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır.” [3]
Cumhuriyet rejiminin ilk yıllarını şöyle yorumlayanlar olmuştur: “Harbin ve baskı yönetimlerinin acımasız yıllarına ve şartlarına rağmen, büyük fedakârlıklar ve kararlılıkla gizli gizli yürütülen o hizmetler, yetiştirilen çocuklar, o günün toplum zeminine dikilen birer fidandı. İşte bugün o fidanlar meyveye durmuştur...”
Allah’ın razı olmadığı, temelinin vahye dayanmadığı bir eğitim modeline Müslüman ne kendisi gidebilir ne de çocuğunu gönderebilir. Rabbimiz ateşten, yani ateşe götürecek her bir şeyden korumamızı emrediyor. Peki, sahabeler çocuklarına ilkin neleri öğretiyordu. Onlar çocuklarına ilk önce şunu öğretiyorlardı; “Amentu billah ve kefertu bit tağut”, “Allah’a iman ettim, tağutu red/tekfir ettim.[4]
Müslüman ebeveynlerin, çocuklarına tevhidin önemini, şirk ve tağut kavramlarını, Firavun’un kıssasını, fitneleri, helal ve haramı öğretmeleri büyük önem taşır. Böylece çocuklar, bu dünyada ve ahirette anne babalarının göz nuru olurlar. Rabbimiz de bizlere bu yolda hedef belirlememizi ve bu ideale ulaşmak için O’ndan yardım talep etmemizi öğütlemektedir: “Onlar, “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle” diyenlerdir.” [5]
Bir Müslüman Allah’tan bağımsız bir an bile yaşayamaz. O kendisi için de, çoluk çocuğu için de İslami bir eğitimden yana olmak zorundadır. Kılık kıyafetine dikkat edecek, kız erkek ayrı olacak, öğretilecek konular İslam’a uyacak, yani mümkün mertebe dört dörtlük müslüman olma gayreti içinde bir hayat yaşayacak… Peki ne yapmalı?
Mekke Eğitim Merkezi; Darul Erkam
Nebi (as) ve Müslümanlar Mekke’de azınlıkta iken, gizlice bir yapı kurmuşlardı. Bu ev ilk Müslümanlardan Erkam bin Ebul Erkam’a aitti. Nebevî eğitim modeli olarak Daru’l-Erkam bir okuldu diyebiliriz. Burada Rasûlullah (sav) Ashab-ı Kiram’a İslam’ın temel mevzularını öğretiyordu. Akide, ahlâk, arınma eğitimi, namaz ve kıssalarla öğüt ilk derslerdendi. Birlikte namaz kılıyorlardı. Ömer (ra) İslamiyet’i bu evde kabul etmişti. Bu ev gizli tutulmuş, müşrikler hiçbir zaman burayı bilememişti.
Zalimlere çocuklarımızı emanet edemeyiz. Biz de Rasulullah (sav) ve sahabeler gibi yapmalıyız! Daru’l Erkam’lar kurup çocuklarımızı eğitmeliyiz. Onlar en sonunda kaliteli bir nesil yetiştirdiler. O evden çıkan şahsiyetlerden ayağı kayıp dinden çıkan, şirke düşen olmadı. Hem dünyalarını kurtardılar hem de ahiretlerini… Zaten bizim istediğimiz de bu değil mi?!
Çocuklar cenneti kazanmaya birer vesiledir
Müslüman ebeveynler çocuklarının yetiştirilmesinden sorumludur. Allah’ı bilen, salih amel işleyen her bir çocuğun sevabından anne ve babaya da yazılacaktır. İlgilenilmeyen, eğitilmeyen çocukların günahı da yine anne ve babaya yazılacaktır. Aslında çocuklara çok derin ilmi bilgileri öğretmeye gerek yoktur. Çocukların en çok ihtiyaçları olan şey ahlâktır. Nebi (sav) şöyle buyurur: “Hiçbir baba çocuğuna güzel ahlâktan daha hayırlı bir miras bırakmamıştır.” [6]
Günümüzde birçok ebeveyn, çocuklarına zengin bir miras bırakma gayreti içindedir. Onlara geniş imkanlar sunarak rahat bir yaşam sağlamak isterken, ne yazık ki bu durum bazen çocukların erken yaşlarda zararlı alışkanlıklar edinmelerine yol açabilmektedir. “Cebindeki para eksik olmasın, başkalarının sahip olduklarına özenmesin” düşüncesiyle hareket edilirken, yeterince gözetim ve rehberlik olmadan büyüyen çocuklar, ahlâki değerlerden uzaklaşabilir ve kötü alışkanlıklar edinebilirler.
“Bizi, ancak o mücrimler/günahkârlar saptırdı”[7] buyruğunu düşünürsek çocuklarımızın kimlerle arkadaşlık yaptığını takip etmek zorundayız. Çünkü kötülüğün yanında bulunan ya o kötülüğü kapar/işler ya da o kötülükten zarar görür.
Maalesef çoğu kimseye malların ve oğulların verilmesi kendisine hayır getirmemiştir. Çünkü bu dünyalıklar bir emanet olarak verilmiş olup şükrünü eda etmek gerekmektedir. Şükrü yerine getirilmeyen her bir şeyin hesabıyla karşılaşacağımızı unutmayalım: “Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, onlar farkına varmıyorlar!” [8]
Ağaç yaşken eğilir!
Gerçekten böyledir. Küçükken ne öğrenilir, neye alışılırsa ileride o kolayca yapılır. Yaşlanınca bir şeyi öğrenmek de, alışmak da, yapmak da zordur hatta imkânsız bile olabilir.
“Biz Sana onların haberlerini bir gerçek (olay) olarak aktarıyoruz. Onlar hakikaten Rablerine iman etmiş GENÇLERDİ (dinleri ve davaları için zalim düzene uymayıp kaçmışlardı) ve Biz de onların hidayetlerini arttırmıştık.” [9]
Yaşını almış kişilerin bazı şeyleri kabul etmesi, kendisini değiştirmesi, zalimleri karşısına alması zordur. Çünkü kaybedecek şeyleri çoktur. Ama gençler böyle değildir. Kaybedecek şeyleri azdır ve o yüzden hakka daha hızlı talip olurlar. Kanları hızlı akar ve bunu Allah için yaparlarsa takdire şayan iş yapmış olurlar. O gençler, zalim hükümdarın karşısında, kendilerine işkence yapacak hatta öldürecek hükümdarın karşısında şu sözleri söylediler; “Bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbi olan Allah’tır. Biz O’ndan başkasını ilâh kabul edip tapmayız. Böyle bir şey yaparsak yemin olsun ki gerçek dışı, pek saçma bir iddiada bulunmuş oluruz.” [10]
İslam’a sarılırlarsa gençlerin eline ne geçecek?
- Allah tarafından övülürler. Örnek alınırlar ve kendilerini takip edenlerin ecirlerinin bir benzerini alırlar
- Allah'ın yardımını celbederler. Çünkü kim Allah'a/Allah'ın dinine yardım ederse, yüce Allah da o kimseye yardım eder ve ayaklarını dinde sabit kılar.
- Arşın gölgesinde gölgelenecek kimselerden olabilir. Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen gencin bu mükafata erişeceği müjdelenmiştir.
- Hesabı kolaylaşır. Çünkü gençliğin hesabı iki kere verilecektir ve Allah yolunda geçirilmiş bir gençliğin hesabı kolay verilecektir, mükafatı da çok büyük olacaktır.
Putları kim kırar?
“O putları paramparça etti.” [11]
İbrahim (as) kavminin o çok sevdiği putlarını paramparça etmişti. Şimdi belki bizler korkuyoruz ama o Allah’ın elçisi korkmadan bunu yapmıştı. Müşrikler ise bunu beklemediklerinden dolayı durumu görünce; “Onlar dönüp puthanede olanları görünce: “Bunları putlarımıza kim yaptı?” diye sordular. (İçlerinden birileri) “Kendisine İbrahim denilen bir GENCİN bunları diline doladığını işittik (herhalde onun işidir)” demişlerdi.” [12]
İşte gençlik böyle bir şeydi. Hakka tabi olmakla kalmıyor, ne kadar tehlikeli olsa da bunu bütün insanlara duyurmaya çalışıyordu. Müşriklerin öfkesi ise kaynıyor; putları adına intikam almak ve tüm aleme ibret olmak için, onu büyük bir ateşin içine mancınıkla fırlatmayı planlıyorlar.
Dediler ki: “Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun. [13]
“Biz de dedik ki: 'Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol.” [14]
Bu anlatılanlar masa üstünde yazılan film senaryoları falan değildir. Haşa! Bu kıssalar yüce Rabbimizin apaçık anlattığı, kıyamete kadar okunacak hak ve hakikatlerdir. Âyetleri ve kıssaları dinleyip de etkilenmemek, imrenmemek mümkün müdür? Her gün Kur’an okuyan bir kimse, bu ayetlerle günlük buluşacaktır. Ben de böyle olayım, ailemde, çocuklarım da, akrabalarım da, arkadaşlarım da böyle olsun diye arzu edecektir. Çünkü cennetin yolu dünyada böylesi bir zorluk üzerinden, sabretmekten geçmektedir.
İşte teslimiyet içinde yetişen çocuklar gençliklerinde böylesi muazzam amelleri yapabilmektedir. Şayet heva ve hevesince yaşayan bir gençlikten milyon tane olsa da bir tanesinden bile böyle ameller çıkmayacaktır/yapamayacaklardır.
İbrahim (as), oğlu İsmail (as) ile yaşadığı olayda, en zorlu sınavlardan biriyle karşı karşıya kalmıştır. Rüyasında oğlunu kurban ettiğini görmüş ve Nebilerin rüyalarının vahiy niteliğinde olduğu ve gerçekleştirilmesi gerektiği bilinciyle hareket etmiştir.
“Böylece (çocuk) yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona) “Oğlum! Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun” dedi. (Oğlu İsmail) Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaÂllah, beni sabredenlerden bulacaksın” [15]
Allah-u ekber! Hem baba hem oğuldaki bu teslimiyet nasıl bir teslimiyettir! Hiç düşündünüz mü, kendinizi onların yerine koydunuz mu? Yani nasıl olsa koç gelir kurtuluruz da demiyorlar. Demek ki bir çocukta bile bu teslimiyet görülebilir. Yeter ki yetiştiren iyi bir örnek olup, kulluk bilincini ve ahlâkını verebilsin.
Çocuklarımıza neyi vasiyet edelim?
Vasiyet, bilinçli bir Müslüman için hayati öneme sahiptir. Ölüme yaklaşırken mal ve mülkün nasıl kullanılacağına dair geçici talimatlar yerine, çocuklara hak ve adaletle ilgili, kalıcı ve etkili sözler bırakmayı tercih ederler. Bunun örneğini de Yakub’da (as) görüyoruz: “Yoksa siz, Yakub'un ölüm anında, orada şahidler miydiniz? O, oğullarına: 'Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?' dediğinde 'Senin ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın ilahı olan tek bir ilaha ibadet edeceğiz; bizler ona teslim olduk' demişlerdi.” [16]
Çocuklarımıza neyi nasihat edelim?
Çocuklarımıza ilk olarak tevhidi yani sadece Allah’a ibadet etmeyi öğretmeliyiz. Fatiha Suresi’ni düşündüğümüzde, ‘yalnız’ kelimesinin önemi ortaya çıkar; zira insanlar sıklıkla Allah ile birlikte başkalarına da ibadet etme eğilimindedirler. İbadetin gerçek anlamını bilmedikleri için, başkalarına yapılan ibadetin farkında olmayabilirler. Bu nedenle, ibadetin neyi kapsadığını ve neyi kapsamadığını öğrenmek ve öğretmek bizim sorumluluğumuzdadır.
“Hani Lokman oğluna öğüt vererek şöyle demişti: “Yavrum! Allah’a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür.” [17]
İmanı koruyabilmek için ise şirki öğretmek zorundayız. Çünkü kötülüğü bilmeyen kötülüğe düşecektir. Şirkin ebedi cehenneme götürdüğünü öğrenen gençlik ise Rabbine şirk koşmamayı hayatının en önemli gayesi edinecek ve bu doğrultuda bir hayat sürecektir. Nice gençler hayatın ilk sırasına işi, parayı, kariyeri koymuştur da şirke aldırmadan, şirkin içinde yuvarlanarak bir hayat sürmektedir. Bu hayat tam bir pişmanlıktır, tövbe edilmediği takdirde pişmanlıkla bitecektir.
“İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik.” [18]
Anne ve baba, bir Müslüman için cennetin kapılarını aralayan kıymetli varlıklardır. Onların sevgisi ve emekleriyle büyür, hayata hazırlanırız. Onların sayesinde/vesilesiyle bu dünyaya gelmişizdir. Yaşlandıklarında onların rızasını kazanmak, bizler için sadece bir vefa borcu değil, aynı zamanda cennete giden yolda atılan adımlardır. Kimin anne ve babası yanında yaşlanıp da rızalarını kazanamazsa burnu yerde sürtülsün diye Nebi’nin (sav) bedduası vardır. Bu bedduaya maruz kalmamak için anne ve babanın rızaları gözetilmeli, iyilik edilmelidir.
“Yavrum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde yahut göklerde ya da yerin içinde bile olsa, Allah onu çıkarır getirir. Çünkü Allah en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.” [19]
Seyyid Kutub der ki: “Konu Lokman’ın oğluna öğüt verirken söylediklerinin aktarımında ilerlerken, bir de bakıyoruz ortaksız Allah’a iman yaşanacağı konusunda aklın kuşku duymadığı ahirete kesin inanç ve hardal tanesi ağırlığında da olsa hiçbir şeyi gözden kaçırılmadan hesaplanıp verilecek ahiretteki karşılığın adilliğine güvenin insanın iç dünyasında yer etmesinin ardından, ara ara inancın gerektirdiği adımları da atmaktadır… Bir sonraki adım ise namazla Allah’a yönelme, Allah’a çağırmak için insanlara yönelme ve davetin geçireceği, karşılaşılması kaçınılmaz olan sorumluluk ve zorluklara sabırdır!”
“Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir” [20]
Ey oğul! Namazsız bir hayatın olmasın. Namazda nasıl ki Allah’ın huzurundasın, namaz dışında da Allah’ın gözetimi altında olduğunu bil. Namazın hakkını ver, gaflet içinde, üşenerek, Allah’ı pek az anarak namaz kılma. Namazın vaktini geçirme… Yani namazı ikame et, ayağa kaldır. Bilelim ki namazsız bir hayat, hayat değildir; ölümdür. Allah’ın gazabını gerektiren, cehenneme götüren yollardan bir yoldur. Bu sebeple hem kendimiz hem de ailemize namazı emretmek zorundayız.
Ardından ise iyiliği emredip kötülükten nehyetmeyi öğretmemiz isteniyor. Yani çocuklarımız sadece kendilerini ıslah etmeyecekler, kurtulabilmek için insanları hayra da çağıracaklar, sonra başlarına gelene sabredecekler. Sünnetullah böyledir. İnsanlara cennetin yolunu gösterirken cehennemden de uzak tutmak gerekmektedir. Doğrusu bunlar azm’il umûr’dur. Yani azmedilecek işlerdir, zor işlerdir.
“Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez.” [21]
Ey oğul! Allah, insanlara tepeden bakanları, küçümseyenleri sevmez. Bu haslet yüzünden Allah’ın sevgisinden mahrum kalırsın. Kendini üstün görerek, bir nane sanarak haddi aşanlar, insanlar tarafından da sevilmez. Bu kibrin alametidir. Kibir ise kişiyi cennetten alıkoyar, cennetin kokusunu dahi alamaz. “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremeyecektir.” [22]
“Yürüyüşünde tabii ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini herhalde eşeklerin sesidir!” [23]
Ey Oğul! Asla gururlu, kibirli yürüme; sözde takva yürüyüşü yaparak omuzları düşmüş, bitkin, iki büklüm de yürüme; mutedil ol. Bağırıp çağırarak insanlarla konuşma, sesini alçalt. İnsanların gözünü korkutmak, küçük düşürmek, üzmek, rencide etmek, kabadayıca sindirmek için bağırma. Çünkü seslerin en çirkini bağırıp çağıran eşeklerin sesidir.
Gençlik, bir toplumun geleceğidir. Bu geleceğin inşasında, İslam'ın temel değerlerine bağlı, ahlâklı, bilgili ve donanımlı bireyler yetiştirmek büyük önem taşır. Çocuklarımızı, Allah'a ve Resulüne itaat eden, hayırlı işlere koşan, toplumuna faydalı bireyler olarak yetiştirmek, biz ebeveynlerin en önemli görevidir. Onları, dünyalık değerlerin peşinde koşmak yerine, ahiret hayatına hazırlık yapmaya teşvik etmeliyiz. Unutmayalım ki, en büyük miras, maddi servet değil, çocuklara kazandırılan güzel ahlâktır. Bu minvalde hareket ederek, hem kendimize hem de nesillerimize hayırlı bir gelecek inşa edebiliriz.
Allah’ım! Ey büyük Rabbim! Bizleri her daim Sana kulluk eden kullarından eyle. Unutup gaflet eden, ömrünü bir hiç uğruna heba edenlerden eyleme. Eşlerimizi ve çocuklarımızı bizlerin gözlerinin aydınlığı kıl. Bizleri cennette birlikte eyle. Allahumme âmin.
[1] Ahmed bin Hanbel
[2] (Buhari ve Müslim)
[3] 66/Tahrim 6
[4] (İbn Şeybe, Sūnen)
[5] 25/Furkân 74
[6] (Tirmizi)
[7] 26/Şu’arâ 99
[8] 23/Mü’minun 55-56
[9] 18/Kehf 13
[10] 18/Kehf 14
[11] 21/Enbiyâ 58
[12] 21/Enbiyâ 60
[13] 21/Enbiyâ 68
[14] 21/Enbiyâ 69
[15] 37/Sâffât 102
[16] 2/Bakara 133
[17] 31/Lokman 13
[18] 31/Lokman 14
[19] 31/Lokman 16
[20] 31/Lokman 17
[21] 31/Lokman 18
[22] (Müslim)
[23] 31/Lokman 19