Kur’an’ın ayetleri ve yaklaşım üslubu, düşünen ve tefekkür eden bir kimse için birçok şeyi idrak etmesinde, zihninin ve beyninin olağanüstü bir hale dönüşmesinde büyük rol oynamaktadır. Özellikle Kevni ayetler büyük mucizelere şahitlik etmekte; kâinatın tüm işlevlerinin yaratıldığı ilk günden beri kusursuz bir şekilde cereyan etmesi, ufak dahi olsa bir karışıklığının olmaması, tek bir ilahın olduğunu açık bir şekilde gözler önüne sermektedir. Dünyevi küçük işlerde bile ortak iş yapanlar, ufak sebeplerden bile olsa kendi aralarında fitneye ve fesada uğrayıp huzursuzluk veya daha farkı yerlere götürüyorsa, kâinatı ve insanı yaratan iki kişi olacağını düşünecek olursak, durum sizce nasıl olurdu? Kur’an, bu soruya şu şekilde cevap vermektedir.

“Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka ilahlar bulunsaydı, yer ve gök, (bunların nizamı) kesinlikle bozulup gitmişti. Demek ki Arş'ın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir.”[1]

“Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir ve O'nunla birlikte hiçbir ilah yoktur; eğer olsaydı, her bir ilah elbette kendi yarattığını götürüverirdi ve (ilahların) bir kısmına karşı üstünlük sağlardı. Allah, onların nitelendire geldiklerinden yücedir.”[2]

Gökyüzünde ve yeryüzünde tek otorite, hükmeden Allah’tır (cc). Kendilerini ilah konumunda görenler ya da öyleymiş gibi hal, tavır sergileyenler güçleri yetmediği için gökyüzünde Allah’ın koymuş olduğu sünnetullahı değiştiremiyorlar, değiştiremezler. Çünkü acizdirler. Ama yeryüzünde Allah’ın yasasından başka yasa çıkarmalarına, kanun koymalarına, kendilerinin güya güç yetirdiklerini düşünüp, beşeri sistemlerle toplumları yönetmeye, idare etmeye çalışanlar toplumunun maddi ve manevi problemlerini bırakın çözmeyi, daha da artırmaktadır. Çünkü Allah’tan başka hiçbir sistem toplumu huzura sevk edemez, cennete götürecek birer köprü olamaz. Huzur arayanlar, huzurlarını ancak İslam dininde bulabilirler.

Allah izin verirse bu ay, ayetlerle tefekkür köşemizde akıl sahiplerine ibret vereceği, öğüt alacağı Al-i İmran suresinin 190-191. Ayetlerini tefekkür etmeye, dersler çıkarmaya çalışacağız. Allah istifade eden kullarından eylesin.
Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde akıl sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır. Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tespih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!”[3]

Hiçbir zaman yoktur ki kişi Allah’ın mucizelerine şahit olmasın. İnsanın sadece kendine bakması bile kâfidir. Yüce Allah’ın mucizeleri insanla kalmamış, olağanüstü yerleri ve gökleri de yaratması, kendisinde ki mucizeleri göremeyen insana ya da idrak edemeyene kendi nazarıyla gökleri ve yerleri müşahede ettirerek bir mucizeye tanıklık etmektedir. İnsan, kendisine ve kâinata ibret nazarı ile bakacak olursa kendinin aciz bir varlık olduğunu idrak eder, kâinatında bir sahibi olduğuna, insanın bunları yapamayacağına ve yapanında tek bir ilah olduğuna iman eder.

Kur’an’ı kerim bizlere gökyüzü ile alakalı bazı bilgileri verir. Mesela bunlardan bazıları;

Yağmur, her şeye hayat veren su, azap, kitap, Maide/sofra/nimet, bereket/bolluk, rızık ve Melekler semadan/gökten gelir. Mucizeler/ayetler gökten indirilir. Göklerin ve yerin yaratılmasında düşünebilen kimseler için ayetler/deliler vardır.

Beklentiler/dualar semaya/göklere arz olunur. Gökten indirilen rızıkla yer diriltilir. Rızık da vadelidenler de semadan gelir. Emir merkezi göklerdir, yerin işleri göklerden idare edilir. Sema/gök büyüklenip Allah’a kulluk etmekten yüz çevirenler için ağlamaz ve göğün kapıları onlara açılmaz. Sema/gök yerin korunmuş çatısıdır. Yerin seması yıldızlarla/lambalarla süslenmiş ve bunlar göklerin bekçileri kılınmıştır. Gökleri ve yeri yaratan Allah’tır.  Gökler ve yer Allah’ındır.   Göklerin ve yerin rabbi Allah’tır. Gökler, yer ve aralarındaki her şey oyun olsun diye yaratılmamıştır. Selim akıl sahipleri, göklerin ve yerin yarılmasını düşünür ve bunların boşu boşuna yaratılmadığı sonucuna varırlar. Göklerde ve yerde olan ve hakikatin farkına varan herkes Allah’a secde eder/boyun eğer ve teslimiyet gösterir. Göklerin direksiz yükseltilip havada tutulması Allah’ın kudretinin alametlerindendir.

İşte akıl sahipleri için bu ve bu gibi ayetlerde ibretler vardır. Akıl sahipleri yerlerin ve göklerin yaratılmasını, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişini düşünürler ve kulluklarını, ibadetlerini; bunları var eden Allah’a sunarlar. Ondan başkasına kulluk yapmazlar.

İbn Ömer (ra) şöyle demiştir: Aişe (ranh)'ye; "Allah'ın Rasulünden gördüğün en şaşırtıcı ve hayret verici şeyi bana söyle" dedim de o hemen ağlamaya başlayıp, epeyce ağladıktan sonra, "O'nun hangi işi hayranlık ve hayret verici değildi ki! Meselâ O, benim sıram olan bir gece bana geldi ve yatağa girdi, hatta bana iyice sokuldu. Sonra bana, "Ey Aişe, bu gece Rabbime ibadet etmeme izin verir misin?" dedi. Ben de "Ya Rasulullah! senin, Allah'a iyice yaklaşmanı ve isteğinin yerine gelmesini ben de arzu ederim. Sana müsaade ediyorum" dedim. Bunun üzerine o, odadaki su kabına gitti, ondan az bir su ile abdest alıp namaza durdu ve Kur’an’dan bir parça okudu. Derken ağlamaya başladı. Sonra ellerini kaldırıp yine ağladı. Hatta gözyaşlarının yeri ıslattığını gördüm. Bilâl (ra), sabah namazı vaktinin girdiğini O'na haber vermek için geldiğinde O'nu ağlar buldu ve "Ya Rasulullah, Allah (cc) gelmiş-geçmiş bütün günahlarını affetmiş olduğu halde sen de mi ağlıyorsun?" dedi.

Bunun üzerine Rasulullah (sav): "Ey Bilal şükreden bir kul olmayayım mı?" dedi. Daha sonra da: "Allah, bu gece ayetini[4] indirmiş olduğu halde, nasıl ağlamayayım" dedi ve "Bu ayeti okuyup da bunun üzerinde düşünmeyen kimseye yazıklar olsun" diye ilâve etti."[5]

Yine Rasulullah’ın (sav): "Bu ayeti iki çenesi arasında telaffuz edip de üzerinde düşün­meyen kimseye yazıklar olsun"[6] dediği rivayet edilmiştir.

Ali’nin (ra), "Rasulullah (sav), gece namaza kalktığı zaman dişlerini misvaklar, sonra gökyüzüne bakarak, "Gerçekten gökler ile yerin yaratılışında..," derdi" dediği rivayet edilmiştir.

Hikâye edildiğine göre İsrailoğullarından bir adam, Allah'a otuz yıl ibadet ettiği zaman, bir bulut ona devamlı gölge yapardı. Fakat onlardan bir genç bu kadar müddet Allah'a ibâdet ettiği halde, onu böyle bir bulut gölgelememişti. Bunun üzerine annesi ona, "Belki de bu müddet içerisinde senden bir ihmal sâdır olmuştur" deyince o genç, "Böyle bir şey hatırlamıyorum" dedi. Annesi, "Belki de gökyüzüne bakışlarının birinde bundan ibret almadın" deyince o, "Evet" dedi. Bunun üzerine kadın: "İşte başına gelen bundandır" dedi.[7]

“Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tespih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!”

Allah (cc) bu ayette de akıl sahiplerinin 3 özelliğini ve vasfını bildirmektedir.

Birinci özellik; ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah'ı anarlar. Sahîh-i Buhârî'de İmrân İbn Husayn'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuşlardır:

“Ayakta namaz kıl, buna gücün yetmezse oturarak, buna da gücün yetmezse yan üstü yattığın halde kıl.’’ Yani onlar bütün durumlarda İçleriyle, kalpleriyle ve dilleri ile Allah'ın zikrini bırakmazlar. Göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler. Onlardaki yaratıcının büyüklüğüne, gücüne, ilmine, hikmetine, ihtiyarına ve rahmetine delâlet eden hik­metleri anlarlar.

İbn-İ Cüreyc diyor ki: "Burada, ayakta dururken, otururken ve yatarken Allah’ı zikretmekten maksat, onu namazda, namazın dışında ve Kur’an okurken anmak demektir.”

İkinci özellik; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler.

Üçüncü özellik; "Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tespih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!” derler.

Es Fehanî, Terğib'inde Ebu Hureyre (ra)'den şu şekilde rivayet etmektedir:

“Kıyamet gününde bir dellâl bağırıyor: Akıl sahipleri nerededir? Kıyamet ehli:

“Hangi akıl sahiplerini kastediyorsun?” diye sordular. Dellâl:

“O kimseler ki, Allah'ı ayakta, otururken ve yatarken zikrederler. Göklerin ve yerin yaradılışı hakkında düşünürler.”

“Ey Rabbimiz, şu düşündüğümüz nesneyi boşuna yaratmadın?” derler. Bu akıl sahipleri için bir sancak bağlanır. Akıl sahipleri o san­cağa tâbi olurlar ve onlara “Ebedî kalmak üzere cennete giriniz” denilir.

İşte akıl sahiplerinin özellikleri bunlardır.

Kur’an’ı kerimde, müşriklerin özelliklerinden bahsederken; mucizelere, ayetlere, kâinatın yaratılışına karşı aldırış etmemelerini bildirmektedir. Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:

"Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki, onlar bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler. Onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah'a iman ederler.”[8]

Mü’minler Allah’ın kudretini, yarattığı kâinatı tefekkür ederken imanlara iman katarken; müşrikler de mucizelere ve ayetlere karşı yüz çevirmekte ve Allah’a şirk koşmaya devam etmektedirler. Bu konu da bile ayrım söz konusudur.

Al-i İmran 190-191. Ayetlerden Çıkartılacak Dersler

1) Mü’min kimsenin Allah’ın (cc) yaratmış olduğu olağanüstü varlıkları düşünmesi ve tefekkür etmesi gerekmektedir. Birçok ayetlerde bu hususa dikkat çekilmiştir. Kâinatın yaratılması, göklerin direksiz bir şekilde inşa edilmesi, yıldızların muhteşem görünüşü insanı aciz bırakmakta ve imanını güçlendirmektedir.

2) Mü’minlerin her durumda Allah’ı zikretmesi gerekir. Ayette de açık bir şekilde izah edilmektedir.  Her zaman ve her yerde Allah’ın ayetlerini gündem etmek, Allah’ın bizde istediği sorumlulukları her daim hatırlamak ve hatırlatmak gerekir. 

3) Ayetin son bölümünde ise dua ile bitirilmesinde büyük hikmetler vardır. Bunlardan birisi de Allah’ın yarattığı kâinatları tefekkür eden ve Allah’ı her zaman anan kimse, olması gerektiği şekliyle ona dua eder ve yalvarır.  Yaratan da O’dur, ilah da O’dur, dua da O’na yapılır.

4) Tüm varlıları noksansız ve ahenkli bir şekilde var eden kimsenin tüm noksanlıklardan tenzih olduğu anlaşılır. Bu da şüphesiz Allah’tır. (cc)

“O ki, birbiri ile âhenktar yedi göğü yaratmıştır. Rahman olan Allah'ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun? Sonra gözünü, tekrar tekrar çevir bak; göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) âciz ve bitkin halde sana dönecektir.”[9]
 


[1] (21/Enbiya 22)

[2] (23/Mü’minun 91)

[3] (3/Al-i İmran 190, 191)

[4] (“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır…”)

[5] (İbn Hibban)

[6] (İbn Ebu Dünya der ki: Bana Kasım İbn Hâşim... Abdurrahmân bin Süleyman'dan rivayet etti ki; o şöyle demiştir: “Bu âyetler üzerin­de düşünmenin kişiyi hadîsteki ‘yazıklar olsun’ hükmünden kurtara­cak en alt derecesini Evzaî'den sordum. Kısa bir süre başını önüne eğdi, sonra şöyle dedi: “Kişinin bunları anlayarak okumasıdır.”)

[7] (Tefsiru Kebir, 7/265, 266 sy)

[8] (12/Yusuf 104, 105)

[9] (67/Mülk)