“Şüphesiz ki bir mümin, güzel ahlâkı sayesinde, gündüz oruç tutup gece kıyamda bulunan kimselerin derecesine ulaşır.”[1]

İnsanı selim bir fıtratla yaratıp doğruyu bulabilmesi için ona selim fıtratta Resuller gönderen Allah’a (cc) hamd olsun. Bize her haliyle örnek olup ahlakı Kur’an olan Resul’e salat ve selam olsun.  

Ademoğlunun dünyaya gönderiliş amacı hiç şüphesiz Allah'a kulluktur.[2] Kulluk ise yalnızca namaz, oruç gibi belli ibadetlerle sınırlı değildir. Kulluk mümin kulun yaşamının bütünüdür. Yiyip içmesi de İnsanlarla ilişkisi de onlara muamelesi de kulluğa dâhildir. Hatta Rasulullah’ın (sav)  bize bildirmesiyle kişinin insanlara olan muamelesi Allah’ın (cc) rızasına uygun olduğunda İslam’ın temel ibadetleri olan namaza ve oruca denk olur. Bunun ise İslam’da karşılığı güzel ahlaktır.

Ahlak; insanoğlunun fıtratında var olan takva yönünün gereklerini yerine getirmesi ve İslam’ın münker olarak vasıflandırdığı kötülük ve çirkinliklerden uzak durup maruf olan iyilik ve güzellikleri celp etmesidir. Ahlak kişinin insanlarla ilişkisinde; Adalet ve tevazu sahibi olması, insanların ayıplarını örtmesi, hüsnü zan sahibi olup sui zandan kaçınması, insanlardan gelen eziyet ve sıkıntılara sabır ve tahammül göstermesi, güler yüz ve güzel söze, yumuşak huyluluğa ve affedici olmaya sahip olmasıdır.

Risalet öncesinde ahlakıyla bilinen Rasulullah’ın (sav) risalet sonrası ahlakı mükemmelleşmiş ve Müslümanlar için numune-i imtisal olmuştur. Öyle ki ona inanmayanlar nezdinde de ahlâkî bakımdan saygınlığından bir şey kaybetmemiştir. O konuştuğunda doğru sözlü, ticari muamele ve ortaklıklarında dürüst, insanlarla ilişkilerinde müşfik, güler yüzlü ve candan bir kişi olarak kendisinden söz ettirmiştir. Peygamber olarak görevlendirilmesinden sonra da Mekkeli müşrikler onu yalancılıkla itham etmemişler, başka sebepleri öne sürerek ona karşı çıkmışlardır. Dolayısıyla o her daim dürüst olarak bilinmiş ve kabul edilmiştir.

Ahlâkî güzellikleri şahsında barındıran ve ümmetine bu konuda örnek ve önder olan Rasulullah’ın (sav) ahlâkî güzellikleri benimsetme hususundaki gayreti, azmi ve bu doğrultudaki metotlarına dair kaynaklarımızda pek çok örnek zikredilir. Onun yaşlısından gencine, çocuğundan büyüğüne, fakirinden zenginine, erkeğinden kadınına, hüründen kölesine kısacası toplumu oluşturan herkes(im)e hatta hayvanlara ve içerisinde yaşadığı çevreye bile en güzel şekilde davranmaya çalıştığına dair, gerek Kur’an’ı Kerim'de gerekse hadis ve diğer İslam tarihi kaynaklarında pek çok sayıda bilgi mevcuttur.

Abdullah b. Amr b. Âs (ra) merfu olarak anlatıyor: "Rasulullah’ın (sav) sözlerinde ve hareketlerinde hiçbir çirkinlik bulunmadığı gibi, çirkin olan hiçbir şeye de özenmezdi. Şöyle buyururdu: «En hayırlınız, ahlâkı en güzel olanınızdır.»[3]  

“Kıyamet gününde mü’min kulun terazisinde güzel ahlâktan daha ağır basan bir şey yoktur.”[4]

 “Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.”

“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.”[5]

“Muhammed, Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler…”[6]

‘‘Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.’’[7] diyerek yani bir anlamda peygamberlik fonksiyonunun ahlâkî güzellikleri anlatmak ve pratiğe dökmek olduğunu belirtiyordu. Onu kendilerine rehber edinen Müslümanlar da ahlâkî güzellikleri elde edebilmek için gayret sarf etmişlerdir.

Ahlakın Allah Rasulü (sav) ve onu takip eden ilk neslin nezdinde bu kadar önem arz etmesinin ve bazı ibadetlere denk tutulmasının bir sebebi de şüphesiz ahlakın toplumları imar etmesidir. Kişi tek başına yüz rekât namaz kılsa bunun İslam toplumuna getirisi az olacaktır. Fakat o kişi ahlâkını düzeltme noktasında gayret sarf etse ve muvaffakiyet elde etse bunun sonucu hem kişinin kendisine hem de topluma faydalı olacaktır. Ahlaklı, şahsiyetli insanlar her çağda aranan, toplumu ıslah eden örnek şahsiyetlerdir. Bunun bilincinde olan Ömer (ra) insanlar infak etmek üzere Allah’tan (cc) altın ve gümüş temenni ederken O  “-Ben de, Ebû Ubeyde bin Cerrah, Muâz bin Cebel ve Huzeyfetü’l-Yemânî gibi bir oda dolusu adam isterim ki, onları, Allah yolunda görevlendireyim.” diyerek herkesi duygulandıran arzusunu ifade etmiştir.

İslam kaynaklarında ahlâka verilen önem ve ahlâk sahibi insanların diğer insanlar içerisindeki konumları bu kadar aşikâr iken İslâmî eğitim anlayışımızda itikat ve ibadet konularına daha çok ağırlık verilmiş, ahlâka dair konulara fazla değinilmemiştir. Bu durum da itikadî ve amelî yönden farz ve vacipleri titizlikle yerine getirmekle birlikte ahlâkî güzellikleri önemsemeyen, hatta bir Müslümana hiç de yakışmayan bazı davranış biçimlerini çekinmeden işleyen kimselerin toplumumuzda görülebilmesine yol açmıştır. Hal böyle olunca yapılan bu hatadan dönülmesi ahlâka da itikat ve ibadetler kadar dikkat edilmesi gerekir. Çünkü itikat sağlam olmadığında kişinin ayağının kayması muhtemel olduğu kadar ahlâkı bozuk olan kişinin de itikadı ne kadar sağlam olursa olsun zamanla itikadını da kaybedeceği bilinmelidir.

Kur’ân güzel ahlâka dair özellikleri övmekte ve bunları şahsında barındıranlara cennet ve benzeri vaatlerde bulunmakta, kötü ve çirkin sayılabilecek anlayış ve davranışları ise yermekte ve bunları yapanlara karşı ise bir takım tehditlerde bulunmaktadır.

“Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, bilin ki o, ısrarla hayâsızlığı, çirkin ve kötü işleri yapmayı emreder. Eğer üzerinizde Allah’ın lütfu ve merhameti olmasaydı, sizden hiç kimse ebediyen temize çıkamazdı. Ancak Allah dilediği kullarını temize çıkarır. Allah her şeyi hakkiyle işiten, hakkiyle bilendir.”[8]

Güzel ahlâk, ibadet ve inanç kurallarından uzak durmakla da söz konusu olamaz. Veya en azından ahlâken güzel kalabilmek için inanç kurallarına sıkı sıkıya sarılmak ve dinin emrettiği ibadetleri yerine getirmek de kişilerin ahlâkî güzelliklere kavuşmasında ve dinin emrettiği tarzda her yönüyle Allah’ın (cc) rızasına uygun Müslüman haline gelmelerinde önemli bir yere sahiptir.

Müslüman toplumların ıslahı fertlerin ahlâkının ıslahına bağlıdır. Bu sebeple her birimizin ahlâkını gözden geçirmesi bulunan zafiyetleri gidermesi bu konuda samimi olup ihlasla Allah’tan (cc) yardım talep etmesi gerekir. İtikat, ahlâk, ibadet birbirini takip eder; biri eksildiğinde diğerleri ya önemini yitirir ya da kişi tarafından tamamıyla terk edilir.

Hem dünyamızı güzelleştirecek hem ahiretimizi imar edecek İslam nezdinde büyük öneme sahip güzel ahlâk sahabelerin olduğu gibi bizlerinde ciddiyetle üzerinde durması gereken bir husustur. Rabbim bizleri ahlakımızı güzelleştirmeye muvaffak kılsın Allahumme âmin…

 


[1]  EBÛ DÂVÛD

[2] 51/ZARİYAT, 56

[3] MUTTEFEKUN ALEYH

[4] TİRMİZİ

[5] 3/ALİ İMRAN 159

[6] 48/FETİH 29

[7] MÜSNED

[8] 24/NUR 21