Hamd yalnızca Allah’a aittir. O Allah ki insanları ve cinleri yalnızca kendisine kulluk etsinler ve dini O’na has kılsınlar diye yaratmış, ilmin nuru ile yakini bir imana sahip olabilmeleri için kullarına resuller ve kitaplar göndermiştir. Ben şahitlik ederim ki hiçbir ortağı bulunmayan Allah’tan başka ilah yoktur.

Allah (cc) birbirlerini hayra yönlendirsinler, birbirlerine hayır yollarını göstersinler ve bu hususta yardımlaşsınlar diye her bir Müslüman’ın kardeşine nasihat etmesini vacip kılmıştır.

İnsan, bütün zahmetine, zorluğuna ve bu yolun meşakkatine rağmen kardeşine hakkı ve sabrı tavsiye etmeli, daha önce bildiği şeyler olsa da hayatın kargaşasından, meşguliyetlerin çokluğundan dolayı unutup kendisinden gafil kaldığı meseleleri, hakikatleri ve prensipleri hatırlatmalıdır. Bu hakikatlerin bir kısmı, Kuran’ın en kısa surelerinden biri olan Asr suresinde geçmiştir. Allah (c.c.) buyurdu ki:

1- Asr´a yemin olsun ki,

2- İnsan mutlaka bir ziyandadır.

3- Ancak iman edenler, sâlih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır.

Allah (c.c.) bu sûrede zaman ve çağ anlamlarına gelen Asr’a yemin ediyor. Asr’ın gerçek manası “Bir şeyden su çıkana kadar onu sıkmak”tır. Kendisinden su çıkana kadar bastırdığında dersin ki: Elbiseyi sıktım “ عصرت الثوب

Bundan dolayı Allah bulutları “ معصرات ” “sıkışan yağmur bulutları” olarak isimlendirerek şöyle buyurmuştur:

“Ve sıkışan bulutlardan şarıl şarıl su indirdik” (Nebe, 14)

Âdeta suyla dolu olan bu bulutlar, bol bol sular çıkıp dökülsün diye bastırılmış, sıkıldıkça sıkılmışlar.

Asr, bir şeyin içinde bulunan şeyleri çıkartmak için ona baskı uygulamak ise, insanın zamanı ve ömrü de asrdır. Zira onların ömürlerinin fayda ve menfaatini elde etmeleri, zamanlarından güzelce istifade etmeleri için ona iyice baskı uygulayıp sıktıkça sıkmaları gerekmektedir.

İnsanın ömrü, ondan güzelce istifade etmesi ve sıkması gereken kişiye ait “asrı”dır.

O hâlde ey Müslüman kardeşim! Bu sınırlı ömrünü boş yere tüketmemek için bütün çabanı harca, nefsinle mücadele et, ömrünü sıktıkça sık, ona iyice baskı uygula. Şayet ömrünü güzelce sıkmaz, ondan güzelce istifade etmezsen, onu kaybettiğinde pişmanlık duyarsın.

Ömrünü Sıkıştırmayanların Kaybı

Allah azze ve celle, Asra yemin ederek, iman edip, sâlih amel işleyen, hakkı ve sabrı tavsiye edenler hariç, insanların ziyanda olduğu bildiriyor. Sâlih müminler hariç bütün insanlar ziyan etmiştir. Zamanlarını ve ömürlerini boş yerlerde tüketip, ona baskı uygulayıp sıkıştırmadıkları, yıllarından, aylarından, günlerinden ve saatlerinden güzelce istifade edip faydalanmadıkları için; asırlarını, ömürlerini ve zamanlarını hep ziyan etmişlerdir.

Kurtuluşa Erenlerin Dört Sıfatı:

Zamanlarını ve ömürlerini ziyan etmeyenler; hakkı ve sabrı tavsiye edip sâlih amel işleyen sâlih müminlerdir. Zamanlarını ve ömürlerini sıkıştırma hususunu güzelce ifa eden bu başarılı ve kazançlı müminlerin, surede zikredilen bu dört vasfı ve bu vasıfların suredeki sıralanışı rastgele değildir.

“İman edenler” Âyet, esas olan iman ile başladı. Zira o, vakti programlayıp ömrü sıkıştırmaya yönlendiren, teşvik eden ve onu harekete geçiren esas etken olup bu yolda yürüyebilmesi ve ömrünü sıkıştırabilmesi için müminin arttırması gereken bir azıktır. Aynı zamanda iman, salih amellerin Allah katında kabul olmasının şartıdır. İmanın ürünü olmayan ve ondan türemeyen ameller ise sahibinden kabul edilmezler.

“Sâlih amel işleyenler” İmanın semeresi olması hasebiyle ondan sonra sâlih amel zikredilmiştir. Sâlih amel, sâlih bir hayatın bütün alanlarını kapsayan, müminin mükellef olmasından ölümüne kadarki ömrünün bütün dönemlerine yerleşmesi gereken, her şekil ve renkleriyle bütün faydalı ve güzel şeyleri kapsayan genel bir kavramdır. Bu sâlih ameller, mü’minin ömrünü, saatlerini, günlerini ve yıllarını sıkıştırmasının neticesidir. O, günlerini sıkıştırdığında, başkalarına faydası olan ve ömrünü bereketlendiren bu sâlih ameller ortaya çıkar.

Müminin vaktini ve günlerini sıkıştırmasının ürünü olan sâlih ameller, bulutların sıkışmasıyla çıkan faydalı bol suya benzer.

“Size tohumlar, bitkiler, (ağaçları) sarmaş dolaş olmuş bağlar bahçeler yetiştirmek için üst üste yığılıp sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdi.” (Nebe, 14-16)

 “Hakkı tavsiye ederler”  Bu, kurtuluşa eren müminlerin üçüncü sıfatıdır.

Hak: Kur’ân, sünnet ve ümmetin selefînin anlayışında ifade edilen İslâm’dır. Aynı şekilde bunlardan türeyen İslâm kültürü ve ilim alanlarından olan akide, tefsir, hadis, siyer, tezkiye, dil, belagat, dil, İslâm tarihi gibi alanlardır.

Hak: Kendisine karşı çıkmanın ve muhalefet etmenin caiz olmadığı İslâm ve asıllarına dayanan doğru yolu gösterici, değişmez, yakinî gerçeklerdir. Hakkı tavsiye etmek ancak, hakkı ilimle bildikten, onun hak olduğunu öğrendikten sonra mümkündür. Onlar ancak iyice bildikten ve kavradıktan sonra hakkı tavsiye ederler.

Hakkın bilinmesinden sonra yapılacak tavsiyeleşme karşılıklı yapılan bir amel olmalıdır. Zira “ تواصوا ” kelimesindeki elif harfi, iki tarafın amelde ortak olduklarına delâlet eder.

Aslolan, müminlerin hakkı bilip öğrenmesi, ona bağlanıp sâlih amelleri işlemesi ve -bu hâl üzere iken- kardeşiyle karşılaştığında, hakkı birbirlerine tavsiye etmesidir. Her biri kardeşine bu hakkı nasihat eder ve bununla karşılıklı nasihatleşirler. Aralarındaki bu nasihatleşme, hakkı mütalaa ve müzakere etmeleri, hakikatlerini sürekli hatırlayıp onu anmaları gerektiğine işaret eder. Bu sebeple mescitlerimizde, evlerimizde, kurumlarımızda ilim meclislerini ihya etmemiz, oralarda bir araya gelerek ilmî müzakerelerde bulunmamız, hakkı mütalaa etmemiz ve bunları unutmamak için birbirimize hakkı tavsiye etmemiz gerekir.

 “Sabrı tavsiye ederler”  Sûrede zikredilen müminlerin dördüncü vasfı, sabrı birbirlerine tavsiye etmeleri, bu tavsiyede ortaklaşa hareket etmeleridir. Bu vasıf, önceki vasfın üzerine bina edilmiştir. Hakkı bilip onu mütalaa ve müzakere edip onunla tavsiyeleşmenin ardından, sıra bu hak üzerinde sabretmeyi tavsiye etmeye gelir. Bu tavsiyeleşme müminler arasında, hakka bağlı kalmak, onda sebat etmek, zorluk ve sorumluluklarına sabretmek üzere bir ahitleşmedir. Hak üzerinde sebat ve sabretmenin tavsiye edilmesi, önemine binâendir. Zira hak yol zahmetlidir. Ona bağlı kalmak meşakkatlidir. Mü’min, bu yolda çok pahalı bedeller öder. Bu bedel, yola devam ederken disiplinli olabilmek veya hakta sebat etmek üzere nefisle mücadele etmek ya da yüce ufuklara ulaşmak veyahut düşmanlarına karşı durmak için olsun, hiç fark etmez. Mü’min, tüm bunları bildiğinden, kendisi ve Müslüman kardeşi için; zayıflık göstermekten, gerilemekten veya değişip başkalaşmaktan korkar. İşte bu sebeple her biri rabbine kavuşuncaya dek hakta sebat etmek üzere sözleşirler.

Kurtuluşa eren müminlerin birbiriyle bağlantılı sıfatları:

• İman: Asıldır ve mü’min olabilmenin ilk şartıdır. Ömrün sıkıştırılması ve güzelce istifade edilmesi için yol azığıdır.

• Sâlih amel: O, insanı harekete geçiren imanın bir semeresi ve ömrün sıkıştırılmasının bir ürünüdür.

• Hakkı tavsiye etmek: Öğrenilmesi, mütalaa ve müzakere edilmesi, başkalarına nasihat edilmesi, hayat yolculuğunda insanı düzeltmesi, sâlih amelleri ortaya çıkarması ve bu sâlih amelleri aslına, yani Kur’ân, sünnet ve ğümmetin selefînin anlayışındaki hâline geri döndürmesidir.

• Sabrı tavsiye etmek: Yüceler âleminde ilerlemeye ve yükselmeye devam etmek, hak üzerinde ve bâtıl ve ordusuna karşı sebat etmek için mü’minler arasındaki bir sözleşme ve ahitleşmedir.

Bu dört sıfatla vasıflananlar kurtuluşa erenlerdir. Diğerleri ise ömürlerini, zamanlarını ve sahip oldukları her şeyi kaybeden kimselerdir.

O hâlde gelin, ömrümüzü ve zamanımızı sıktıkça sıkalım. Günlerimizin saatlerinden güzelce istifade edelim. Hakkı ve sabrı tavsiye etme amelini artıralım. Bu ameli, bu hayattaki yolculuğumuzda kendimize şiar edinelim. Şüphesiz kendisinden yardım istenen Allah’tır.