Ebu Mûsâ el-Eşari’den (ra) rivayet edildiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur:

“Bir kulun çocuğu öldüğü zaman Allah Teâlâ meleklerine, ‘Kulumun çocuğunun ruhunu mu aldınız?’ buyurur. Melekler, ‘Evet.’ derler.

Allah Teâlâ, ‘Kulumun gönül meyvesini (ciğerparesini) mi kopardınız?’ buyurur. Melekler, ‘Evet.’ derler.

Allah Teâlâ, ‘Peki, kulum ne dedi?’ buyurur. Melekler, ‘Sana hamd etti ve istircada bulundu.’ derler.

Bunun üzerine Allah Teâlâ, ‘O halde kulum için cennette bir ev yapın ve adını da “Hamd Evi” koyun!’ buyurur.” [1]

Hamd âlemlerin rabbi olan, biz aciz kullarına merhamet edip kaldıramayacağımız yükü bize yüklemeyen Allah’a (cc); salat ve selam da O’nun Makam-ı Mahmud’u verdiği peygamberi Muhammed’e (sav) ve O’na ihsan üzere tabi olan Müslümanlara olsun.

Allah’ın (cc) bir kulu için daha dünyada yaşarken cennette bir ev yaptırması ve o evinde ismini bizzat kendisi hamd evi olarak koyması ne kadar da önemli ve değerli bir nimettir. Bu denli değerli bir karşılığı alabilmek elbette çok kolay değildir. İşte bu ay ki hadisimizde Rasulullah (sav) bu nimete ulaşan Allah’ın (cc) kullarını bize anlatıyor. Anlatıyor ama detaylı değil sadece birkaç kelimeyle. Ama öyle kelimler ki içeriğini anlatmak bizler için zor ve sayfalarca uzun olabilecek kelimeler.

Peki, nedir bu kelimler?

Bir musibet karşısında “hamd etmek” ve “istircada bulunmak”.

İnsanoğlu için çocuğunu kaybetmek gerçekten büyük bir musibettir. Bu musibet karşısında isyan etmeyip sabırla tahammül göstererek Allah’a hamd edebilmek ve Allah’ a istircada bunabilmek ancak sabır ve tevekkül sahibi kişilerin yapabileceği bir şeydir.

Hadiste çocuğun ölümünden kasıt mutlak olarak çocuktur. Yani ister kız olsun ister erkek veya ister küçük olsun ister büyük.

İnsanoğlu çeşitli musibetlere uğrayıp kayıplar verebilirler. Mallarını, hayvanlarını kaybedebilirler. Ama yakınının ölümü bunlardan farklıdır, hele ki kendi evladının ölümü insanoğlu için çok zor ve hadiste geçtiği üzere gönül meyvesinin koparılmasıdır. O yüzden bu hadisteki musibet ölüm ve hatta evlat ölümüdür. İşte böyle bir ölüm karşısında hamd edebilmek, çok zor ulaşılacak bir makam olduğu için, karşılığı cennette güzel bir evdir. Böylesi bir musibete sabredip hamd edebilen bir mümin, bundan daha hafif olan musibetlere uğradığında da sabredip hamd edebilmesi mümkündür.

Hamd nedir?

“Sözlükte “iyilik, güzellik, üstünlük ve erdemlilikle niteleme, övme” manasına gelen hamd isim ve mastar olarak kullanılır. Dilciler hamd, şükür, medih ve senâ kelimeleri arasında sıkı bir münasebetin bulunduğunu kabul ederler. Bazı âlimler hamd ile şükür arasında anlam bakımından fark gözetmezken dilcilerin çoğunluğuna göre şükür, kişinin kendisine yapılan bir iyiliği bilip sahibine övgü ile mukabelede bulunması ve bunu diğer insanlara da duyurmasıdır. Hamd ise söz konusu iyiliğin kendisine yönelik olma şartı aranmadan bir kimsenin mutlak manada lutufkârlığının ve iyilikseverliğinin dile getirilmesidir. Buna göre hamd şükürden daha kapsamlıdır.”[2]

Bir kulun Allah Teâlâ’ya duyduğu tazim, muhabbet ve minneti, kendi acizlik ve fakirliğini, hamd etmek kadar güzel ifade eden başka bir söz belki de yoktur. Çünkü “el-Hamdulillâh” diyen bir Müslüman, her türlü yüceltme ve övgünün, hangi halde olursa olsun, sadece ve sadece Allah’a mahsus olduğunu bildirir.

Cabir bin Abdullah (ra) der ki: Rasulullah Efendimiz’i (sav) şöyle buyururken işittim:

“En faziletli zikir ‘Lâ ilâhe illallah’, en faziletli dua da ‘el-Hamdulillâh’ tır.” [3]

Allah’tan (cc) dileyim bana yardım etmesi ve fırsat vermesidir ki ilerleyen sayılarda hamdı müstakil olarak yazayım ve siz değerli okuyucularımızın istifadesine sunayım. Çünkü hamd etmek bu yazı içerisinde detaylarıyla anlatılamayacak kadar mühim ve büyük bir konudur. Bu hadiste ise asıl dikkat çekmek istediğim nokta, musibete uğrayan bir Müslümanın yapması gerekenler ve takınması gereken tavırlardır.

Evet, Müslüman her halde, nimette ya da musibette Allah’a (cc) hamd eder, O’nu yüceltir ve onu zikreder. Sonrasında ise istirca’da bulunur.

İstirca’ nedir?

Sözlükte “geri dönme, yapılmakta olan bir işi, bir davranışı terk etme” anlamındaki rücû‘ kökünden türeyen istircâ‘ musibete uğrayan, özellikle bir yakınını kaybeden müminin Bakara suresinin 156. ayetinde geçen, “Şüphesiz biz Allah’a aitiz ve muhakkak ki O’na döneceğiz” mealindeki kısmı okuyup bu inancına uygun bir teslimiyet hali ortaya koymasını ifade eder.[4]

“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele. Onlar; başlarına bir musibet gelince, ‘Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na döneceğiz’ derler.”[5]

Bu ayeti kerimede Allah Teâlâ, korkuyla, açlıkla, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmeyle kullarını deneyip imtihan edeceğini haber veriyor. Allah (cc) bazen bollukla dener kullarını, bazen darlıkla. Bazen korkuyla dener, bazen açlıkla. Bazen yakınların ölümüyle dener, bazen evladın ölümüyle. Ni­tekim bir başka ayette de şöyle buyurur:

“Andolsun, içinizden, cihat edenleri ve sabredenleri belirleyinceye ve durumlarınızı ortaya koyuncaya kadar sizi deneyeceğiz.”[6]

Bu imtihanları haber verdikten sonra Allah Teâlâ sabreden ve bu sabır ile müjdelenen kullarının özelliklerini açıklaya­rak buyuruyor ki: “Ki onlara bir musibet geldiği zaman ‘Biz Allah aitiz ve yine O'na döneceğiz’ derler.” İşte bu istirca’dır. Bunu demekle kalmayıp aynı zamanda buna inanıp gerektiği gibi amel ederler. Bu sözleriyle başlarına gelen musi­betler sonucu Allah’a (cc) teslim olurlar ve bunun Allah'ın (cc) kendileri için takdir etmiş olduğunu ve O'nun (cc) kullarına dilediği şekilde tasarruf edeceğini bilirler. Malın da, canın da, evladın da sahibinin Allah (cc) olduğunu ve onlara, bunları Allah’ın (cc) verdiğini, nasıl ki dilediği kimseye, dilediği zaman, dilediği şeyi veriyorsa verdiğini de dilediği zaman, dilediği kişiden alabileceğini de bilirler. Yine bi­lirler ki Allah'ın (cc) katında, kıyamet gününde zerre miktarınca bir şey kaybolmaz. Ve bu musibetler karşısındaki sabrı ve hamdı ile alacağı mükâfatı bilirler. İşte bu inanç, onların Allah'ın (cc) kulu olduklarını, ona ait olduklarını ve ahiret yur­dunda tekrar Allah'a döneceklerini bilip iman etmelerindendir.

Bu durumun en güzel örneği, her şeyde olduğu gibi önderimiz Rasulullah’tır (sav). “İnsanların en çok musibete uğrayanları evvela peygamberlerdir…” hadisinde buyurduğu üzere, O birçok musibete uğramış ve Allah’ın (cc) yardımıyla bu musibetlere sabretmeyi, her halde Allah’a (cc) hamd etmeyi ve istircada bulunmayı bize öğretmiştir. O ki (sav) bir Müslümanın kaldırabileceği hastalığın 2 katıyla, kendi evlatlarını ve torunlarını kaybetmekle ve daha niceleriyle imtihan olmuştur.

Rasulullah’ın (sav) izinden giden selefin, bir musibete uğradıklarında yaptıklarını ve tavırlarını şu şekilde sıralayabiliriz.

1- Gelen musibet daha büyük olmadığı için,

2- O musibete sabır nimetiyle beni rızıklandırdığı için,

3- Sevap umarak o musibetten dolayı “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” (Biz Allah’a aitiz ve yine Allah’a döneceğiz) demeye muvaffak kıldığı için,

4- O musibet dinimle alâkalı bir şey olmadığı için hamd ederim.”

Musibet karşısında hamd etmek ve istircada bulunmakla alakalı birçok rivayet var lakin burada birkaç tanesinin zikredilmesinin yeterli olacağını düşünüyorum.

Ummu Seleme'den (ra) rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir:

“Ben Rasulullah’ın (sav) şöyle dediğini duydum: ‘Hangi kula bir musibet isabet eder ve o, «İnnâ Lillah ve İnnâ İleyhi Râciûn, Allah'ım bu musibetimden dolayı beni mükâfatlandır. Bana ondan daha iyi bir sonuç çıkar» derse, muhakkak bu musibetinden dolayı onu mükâ­fatlandırır ve ondan daha hayırlı bir sonuç bahşeder.’ Ummu Seleme dedi ki: Ebu Seleme vefat edince, ben Rasulullah’ın (sav) bana bu­yurduğu gibi söyledim. Bunun üzerine Allah bana Ebu Seleme'den (ra) daha hayırlı birisini, Allah'ın Rasulünü verdi.”[7]

Allah’ım senden af ve afiyet istiyoruz. Bu dünyada ve ahiret yurdunda iyilikler ve güzellikler istiyoruz. İmtihan istemiyor, kötü akıbetten sana sığınıyoruz.

Allah’ım gönül meyvelerimiz olan çocuklarımızı muhafaza et. Allah’ım ümmetin çocuklarını tağutların zalimlerin elinden kurtar. Bizlere yardım et.

Allahumme âmin…


[1] (Tirmizî)

[2] (https://islamansiklopedisi.org.tr/hamd)

[3] (Tirmizi)

[4] (https://islamansiklopedisi.org.tr/istirca)

[5] (2/Bakara 155, 156)

[6] (47/ Muhammed 31)

[7] (Müslim)