Ebu Hureyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: “Birbirinize haset etmeyiniz, neceş yapmayınız, (satın almak niyetinde olmadan, malın fiyatını artırmak) birbirinize buğz etmeyiniz, arka dönmeyiniz, bir kısmınız bir kısmınızın satışı üzerine satış yapmasın. Allah’ın kulları kardeşler olun! Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir, ona zulmetmez, onu alçaltmaz, ona yalan söylemez, onu hor görmez, takva işte şuradadır -Üç kere söyledi ve göğsüne işaret etti-. Kişiye şer olarak Müslüman kardeşini hor görmesi yeter. Her Müslümanın her Müslümana kanı, malı ve ırzı haramdır.” [1]
Hamd bizleri hidayet nimetiyle nimetlendirip gerçek kardeşler kılan, âlemlerin rabbi Allah’a (cc), salat ve selam ise her şeyde olduğu gibi kardeşliktede örnek olan biricik önderimiz Allah’ın peygamberi Muhammed’e (sav) olsun.
İslam dini kullara sadece namaz, abdest, zekât vb. ibadetleri emreden değil, kulun her anını düzenleyen, her anına karışan bir dindir. Allah (cc) bizlere öyle bir din göndermiştir ki en üstte devlet yönetiminden tutun, en altta nasıl tuvalete gireceğimize, nasıl yatacağımıza, nasıl ayakkabı gireceğimize kadar müdahale eder. İslam aynı zamanda Müslümanlara cem olmayı, hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılmayı emreder ve bu emrin yerine getirilmesinde oluşacak durumları da düzünler. Kötü duruların Müslümanlar arasında oluşmaması içinde hadisimizde geçtiği üzere uyarılarda bulunur. Çünkü İslam ruhbanlığı yasaklamıştır. İnsanlardan uzaklaşılması, kenara çekilmesi yerine insanların içinde kalıp mücadele edilmesini ve sabredilmesini istemiştir. Allah Rasulü’nün de hadisinde bildirdiği gibi yalnızlıktan, çekilmekten, uzak durmaktan, sakındırmıştır.
Abdullah b. Ömer'den (ra) rivayet edildiğine göre, Nebî (sav) şöyle buyurmuştur. “İnsanların arasına karışarak onların eziyetlerine katlanan kimse halk arasına karışmayıp eziyete katlanmayan kimseden daha hayırlıdır.”[2]
Bakın Rasulullah (sav) hadisinde insanların eziyetinden bahsediyor. İnsanlar bir arada olduğunda mutlaka birilerine eziyet verecek durumlar ortaya çıkacaktır. Bu eziyetler ilk akla geldiği gibi sadece tağutlardan, kâfirlerden ve müşriklerden olmaz, bu eziyet Müslümanlardan da olur. Ele aldığımız, anlamaya çalışacağımız hadiste de bu eziyetlerin önüne geçmek ve İslam kardeşliğinin oluşması için Rasulullah’ın (sav) çok önemli uyarıları bulunmaktadır.
Aslında, cevamiul-kelim olan Rasulullah’ın (sav) 4-5 satıra sığacak kadar kısa bir şekilde aktardığı bu hadisin içerisindeki maddeleri sayfalarca yazmak ve saatlerce ders yapmak gerekir. Ama bu ayki yazımızda biraz önce bahsettiğimiz bu eziyetlerin ve Müslümanlar arsındaki sorunların başlıca sebeplerinden biri olan hased konusu ele almaya anlamaya çalışacağız.
Hased çok önemli bir meseledir. Ahlakı bir problem ve kalp hastalığıdır. İslam hasedi haram kılmış ve onun hakkında çokça uyarılarda bulunmuştur. İnsanların, toplulukların ya da cemaatlerin sorunlarının başında hased gelmektedir.
Ebu Hureyre’den (ra) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Hasetten sakının. Çünkü ateşin odunu yakıp tükettiği gibi haset de iyi amelleri yakar, bitirir.”[3]
“Türkçe ’de “çekememezlik” anlamına gelen, hem masdar hem de isim olarak kullanılan hased kelimesi, başkasının sahip olduğu maddî veya mânevî imkânların kendisine intikal etmesi veya kıskanılan kişinin bu imkânlardan mahrum kalması yönündeki istek ve niyeti ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu istek ve niyetin gerçekleşmesi için gösterilen fiilî gayreti de hasedin tanımına katar (el-Müfredât, “ḥsd” md.; eẕ-Ẕerîʿa, s. 348); ancak başta ilk ahlâk âlimlerinden Hâris el-Muhâsibî ve Gazzâlî olmak üzere İslâm ahlâkçılarının çoğu hasedi bir duygu ve temenni olarak kabul etmiş, fiilî teşebbüsleri hasedin sonucu saymıştır.”[4]
Günümüzde her yeni günde yeni fitnelerin yeni dedikoduların çıktığını düşündüğümüzde bunun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlarız. Çünkü öyle meselelerle karşılaşılıyor ki insan, bunun altında gizli bir hased duygusunun olduğunu düşünmeden edemiyor. Gizli dedim çünkü herkesde hased olabilir ama mümin kimse bunu durdurur ve kanalize eder. Ve aslında hased eden hasedci de hased ettiğini düşünmez, düşünemez, düşünmek istemez, kendisine de yakıştırmaz. O, bu hased duygusunu başka kılıflarla örtmeye ve kapatmaya çalışır. Hased ettiği kimsede küçük bir hata varsa bile, hakkı söylüyorum kılıfıyla, büyütür, tabiri caizse pireyi deve yapar ve yaygarayı koparır. Başkalarının daha büyük hatalarında, günahlarında ise görmezden gelir ve hakkı söylemeyi unutuverir.
Bugün Allah’ın dini için bir şeyler yapıp fayda saylama derdinde ve uğraşında olan Müslümanlara yapılanda budur. Nedense onların işleri, doğruları ve hak olarak söyledikleri kabul edilmez, yaptıkları beğenilmez, sürekli onların yıpranacağı şeyler ortaya çıkarılır. Ama diğer taraftan bu saydıklarımı yapanlar yani kabul etmeyen destek vermeyen hatta onları engelleyenlere baktığınızda hiçbir iş yapmazlar, yapamazlar. Çünkü onların işleri zaten budur. Müslümanlar hakkında konuşmak küçük meseleleri büyütmek ve işleri asıl muhataplarıyla çözmek yerine sağda solda konuşarak Müslümanların aklılarını karıştırmak onların işidir. İşte tam burada seleften şu kıssayı hatırlatmak ne güzel olur.
“Bir gün adamın biri, Sufyan bin Uyeyne ’nin yanında Müslümanların gıybetini yapıyor ve onları eleştiriyordu! Bunu gören Sufyan bin Uyeyne adamın yanına gelerek ona şöyle dedi: “Acaba sen doğuda hiç kâfirlerle cihad ettin mi?” Adam: “Hayır”,dedi. Sufyan bin Uyeyne : “Peki, ya batıda hiç kâfirlerle cihad ettin mi? diye sordu. Adam yine: “Hayır” dedi. Bu sefer Sufyan bin Uyeyne : “Peki, güneyde kâfirlerle hiç cihad ettin mi?” dedi. Adam: ”Hayır” dedi. Bu sefer yine Sufyan bin Uyeyne: “Peki, kuzeyde kâfirlerle hiç cihad ettin mi?” dedi. Adam: “Hayır” dedi. Bu cevabı alan Sufyan bin Uyeyne ’de o adama şöyle dedi: “Allah’ın düşmanları olan kâfirler senin elinden bu kadar emin olmuştur! Sus da biraz da Müslümanlar senin şu dilinden emin olsunlar!”[5]
Hased Müslümanın ahlakı olamaz. Hasedle iman aynı kaplte bulunmaz. Çünkü hasedci aslında kabul etmese de, diliyle söylemese de, hal diliyle Allah’a (cc) (haşa!) “sen işini bilmiyorsun” der. Allah’ın (cc) verdiğine razı olmaz. Allah’ın (cc) nimet verdiği kimsenin onu hak etmediğini düşünür. Bu ise çok tehlikelidir. Hased, müşriklerin, kâfirlerin ahlakıdır. Allah (cc) Kuran’da Yahudilerin, Müslümanları küfre döndürmek istediklerini ve bununda sebebinin hased olduğunu bildirir.
“Ehl-i kitaptan çoğu, hakikat kendilerine apaçık belli olduktan sonra, sırf içlerindeki hasedden ötürü, sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek istediler. Yine de siz, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedip bağışlayın. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.”[6]
“Yoksa onlar, Allah'ın lütfundan verdiği şeyler için insanlara hased mi ediyorlar? Oysa İbrahim soyuna Kitab'ı ve hikmeti verdik ve onlara büyük bir hükümranlık bahşettik.”[7]
Haset fert ve cemiyetleri kemiren büyük bir felakettir. Yeryüzünde akan ilk insan kanının sebebi hasettir. Şeytanı ebedi lanete uğratan hasettir. İyilikleri bitiren hasettir. Kısaca bütün kötülüklerin temelinde haset vardır. Öyleyse Müslümanlar hased etmeyin, kalplerinizi kontrol edin, Allahtan hakkıyla korkun.
Genel olarak hadislere bakıldığında “hased” kelimesi hem yukarıdaki anlamda hem de “gıpta, imrenme, hayırda rekabet” anlamında kullanılmıştır. Örneğin, hased edilmesi caiz olan kimseler hadisinde olduğu gibi.
İbn Mes"ûd’un (ra) işittiğine göre, Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Ancak iki kişiye gıpta edilir: Allah’ın kendisine verdiği malı hak yolunda harcayan kimse ile Allah’ın kendisine verdiği (ilim ve) hikmete göre karar veren ve onu başkalarına öğreten kimse.”[8]
Başkasının bir nimete kavuşmasını çekemeyip ondan mahrum kalmasını temenni etmeye hased, böyle bir kötü niyet taşımadan o nimetin benzerine kendisinin de nâil olmasını arzulamasına gıpta, bu arzuyu gerçekleştirme yönünde çaba göstermeye ve olumlu bir rekabet içine girmeye “münâfese” denilmiştir. Müslümanlar hased değil münasefe eder.
Hasedden kurtulmanın yollarını ise kısaca şöylece sıralayabiliriz:
1- Bu konuda Allah çokça dua ederek kişi bu hasletten kurtulmaya çalışmalıdır. Bu hususta rabbimize boyun eğerek yalvarmak gerek. Peygamber fendimiz (sav) şöyle dua ederdi: “Ey Allah’ım! Beni doğru yola ilet, gönlümdeki hastalıkları gider.”
Hadisin anlamı şöyledir: “Ey rabbim! Beni sıratı müstakime ilet. Kalbimde var olan kin, nefret, hile gibi hastalıkları def et.”
2-Kuranı çok okumak ve ayetler üzerine çokça tefekkür etmek gerekir. Özelliklede hasedden bahseden ayetleri okumak ve tefekkür etmek gerek.
3-Kişinin, Peygamber efendimizin (sav) hayatını çokça okuması. Böylelikle O’nun (sav) hayatında kesinlikle kin ve hasedin olmadığını, hep iyilikte bulunduğunu hatta düşmanlarına bile iyilikte bulunarak faydalı olduğunu görür.
4- Sahabelerin hayatları ve onların eserleri okunabilir.
5-Şayet nefsin; sana bu tür şeyler fısıldarsa hemen Allah’a sığın. Fısıltı ve vesveselerden kurtulmak ve unutmak için hemen hayırlı bir amele yönel. İmam Şafi’nin dediği gibi “Hayırla meşgul ol ki batıl seni işgal etmesin”.
6-Şayet şeytan senin kalbine haset ve kin gibi şeyler atarsa sakın ola bunları amellerine yansıtarak ortaya çıkarma. Diline ve amellerine bunların yansıması olmasın. Çünkü her bir insanın hasetten nasibi vardır.
Şeyhul İslam İbni Teymiyye şöyle demiştir: “Hiçbir beden hasedsiz olmaz. Ancak kerem sahibi kimse bunu gizler, nankör kimse ise bunu açığa çıkarır. Bunlar kalp hastalıklarıdır. Bir kimse nefsinin vesveselerinden, hatrından geçirdiklerinden sorumlu değildir. Çünkü bunlar insanın elinde olan şeyler değildir. Kişi dili ile söylediğinden, amelleri ile yaptığından sorumludur. Allah Rasulü (sav) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Allah Teâlâ ümmetimin hatalarını, unutmalarını ve ikrah altında yapmış olduklarını affetmiştir.” [9]
7-Şayet bir kişiye haset ettiğini hissedersen, hemen kalk ve o kişiye bir hediye satıl al. Hemen o kişi ile tokalaş. Çünkü hadiste: “Tokalaşınız ki, kininiz yok olsun, hediyeleşiniz ki, birbirinizi sevin ve gönüllerinizdekiler yok olsun.” buyrulmuştur.[10]
Zaten hased; buğuz ve öfkeden doğar. Bunların zıddı ise sevgidir. Sevginin yolu ise hediyeleşmek, tokalaşmak ve selamlaşmaktır.
"İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de (tam anlamıyla) iman etmiş olmazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şeyi göstereyim mi: Selâmı aranızda yayın.”[11]
Şeyhul İslam İbni Teymiyye kalp hastalıkları kitabında şöyle demiştir: Her kim bir başkasına karşı kalbinde haset bulundurursa hemen takvaya ve sabra yönelsin. Çünkü insan nefsi bunlardan hoşlanmaz. Ancak hasedinden dolayı her kim bir takım söz ile yahut fiil ile saldırıda bulunursa, bu kimse cezalandırılır. Her kimde bu tür hasletlere karşı sabırlı ve takvalı olursa şüphesiz bu kimse zalimlerden olmaz ve takva; kişiye fayda verir.”
[1] (Müslim)
[2] (Tirmizi, İbn Mace)
[3] (Ebû Dâvûd, Edeb, 44; İbn Mâce, Zühd, 22)
[4] (https://islamansiklopedisi.org.tr/haset)
[5] (Beyhaki Şuabu’l-İman)
[6](2/Bakara 109)
[7] (4/Nisa 54)
[8] (Buhari, Müslim)
[9] (Buhari)
[10] (İmam Malik)
[11] (Müslim)