Ebu Hureyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur:

“Karanlık geceler gibi birtakım fitneler ortalığı kaplamadan önce, salih ameller işlemekte acele edin! Öyle zamanlar geldiğinde insan, sabah müminken akşama kâfir olarak çıkar; akşam müminken sabaha kâfir olarak çıkar. Dinini küçük bir dünyalığa satar.” [1]

Hamd, bizleri hidayete erdiren ve insanların ayaklarının kaydığı fitne zamanlarında bizlere merhamet edip dini üzere sabit tutan, âlemlerin rabbi Allah’a (cc), salat ve selam da bizlere hidayet yolunu gösteren peygamberi Muhammed’e (sav), aline ve ona ihsan üzere tabi olanlara olsun.

Bu ay ki yazımda Allah Rasulü’nün (sav) Müslümanları sürekli olarak uyardığı ve bu konuda teşvik ettiği bir konu olan “hayırda acele etmek” ile ilgili olan bu değerli hadisi anlamaya çalışacağız. Bizler için çok önemli olan ve birçok dersi içinde barındıran bu hadis başta İmam Müslim’in sahihinde olmak üzere bazı hadis kaynaklarında geçmektedir.

Rabbimiz, peygamberinin mesajlarını en iyi şekilde anlamayı ve bu mesajlardan nasihat alıp ihsan üzere amel etmeyi bizlere kolaylaştırsın.

İnsan imtihan gereği gönderildiği, ahirete yolculuk ettiği ve bu yolculuğunun istese de istemese de sona doğru yaklaştığı, bir göz açıp kapayıncaya kadar geçen şu kısacık dünya hayatını, ne kadar hayır ve iyiliklerle doldurabilirse, ebedi olan ahiret hayatında kat kat fazla mutlu olacaktır. Çünkü Allah (cc), eş-Şekur’dur. Bu dünyada kullarının yaptığı iyiliklere, hayırlara verdiği mükâfatlar, sayılamayacak kadar çok, beşer aklına sığmayacak kadar da güzel hatta muhteşemdir. Bu sebeple ahirette Allah’ın (cc) nimetlerini ve iyiliklere verdiği karşılığı gören müminler, dünyada yaptıkları hayırları çok az görecek ve daha fazla yapamadıkları için hayıflanacaklardır. Allah yolunda cihad ederek şehitlerden olanlar, Rablerinden tekrar dünyaya gönderilmeyi ve bir daha şehit olmayı isteyeceklerdir.

Burada şu noktaya da değinmek lazım gelir ki; yapılan hiçbir iyilik zayi olmamaktadır. Allah (cc), hepsini kaydederek kıyamet günü karşımıza çıkaracaktır. Nitekim Allah Teâlâ Kur’an’da şöyle buyurmaktadır:

“Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Hayır olarak ne harcarsanız o, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir.”” [2]

“Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir.”[3]

“Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür.” [4]

Bir Müslümanın, hayattayken elinden geldiğince salih ameller işlemesi ve hayır işlerine koşması gerekir. Aslında iyi bir haslet olmayan acelecilik, hayır işleri ve salih ameller söz konusu olduğunda gerekli hale gelir. Fırsatı varken zamanını en güzel şekilde değerlendirmek, elde edilen fırsatları kaçırmamak, hayır için yeni yollar aramak ve bu konuda acele etmek ve Müslümanlarla yarışmak, Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir Müslümanın olmazsa olmazı olmalıdır.

“Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Haydi, hep hayırlara koşun, yarışın! Nerede olsanız Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz, Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.” [5]

“Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.” [6]

Hadisimizde Rasulullah (sav), şartlar uygunken, elde imkân varken, gaflet etmeyip salih amellerde ve hayırlı işlerde acele davranmayı tavsiye etmektedir. Çünkü zaman, akıp gitmektedir. Ve bu zamanın akışıyla birlikte eldeki imkânlar yok olabilir, azalabilir. Yani an gelir şartlar değişebilir. Rasulullah’ın bildirdiği üzere fitneler ortaya çıkar ve daha önce kolayca yapılabilecek iyilikler bir zaman geçince yapılamaz hale gelir. Fitneler öyle çoğalır ve dünyayı o kadar karartır ki, çoğu insan “iyilik nedir?”, “kötülük hangisidir?” onu dahi bilemez. Herkes kendi derdine düşer, dünyasının derdine düşer din ile uğraşmak istemez ve insanın en kıymetli varlığı olan hidayet nimeti, insanların gözünde basitleşir. Bu durum ve fitneler çeşitli sebeplerden ötürü oluşabileceği gibi, en çok dünya menfaatleri uğruna her şeyini feda etmesinden kaynaklanır. O zaman insan Rasulullah’ın haber verdiği üzere, az bir dünyalık karşılığında dinini satıverir. Kişi sabah Müslüman olduğu halde akşama kâfir, akşam Müslüman olduğu halde de sabah kâfir oluverir.

Tıpkı günümüzdeki gibi zeminin böylesine kaygan olduğu, şirkin ve küfrün bu denli arttığı, fitnelerin insanları çepeçevre sardığı dönemlerde, Allah’ın (cc) verdiği hidayeti elde tutmak adına Müslümanın dayanacağı en sağlam dayanak, yine salih ameller ve hayır işleri yapmaktır.

Başka bir hadiste de Rasulullah (sav), bu fitneler gelmeden evvel de Allah’ın razı olacağı ve bize sevap kazandıracak salih amellere koşmamızı tavsiye etmektedir.

Ebu Hureyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur:

“Yedi şey gelmeden evvel, salih ameller işlemekte acele ediniz! Yoksa gerçekten siz;

1. Unutturan fakirlik,

2. Azdıran zenginlik,

3. (Her şeyi) bozup perişan eden hastalık,

4. Saçma-sapan konuşturan ihtiyarlık,

5. Ansızın gelen ölüm,

6. Gelmesi beklenen şeylerin en şerlisi Deccal ve

7. Kıyametten başka bir şey mi beklediğinizi sanıyorsunuz? Kıyamet ise, belâsı en müthiş ve en acı olandır.” [7]

Dedik ya insanın hayatı her an değişebilir, imkânlar elden gidebilir diye, işte bu hadiste de olduğu gibi zenginken fakirleşebilir insan. Kişi ihtiyaç içinde kıvranırken hayır yapmayı düşünemez. Zenginliğini kaybeden insan, maddi imkânlarla yapılabilen hayırları yapmaktan mahrum kalır. Gerçi ona hayır kapıları tamamen kapanmış değildir. İstedikten sonra, yapabileceği sayısız iyilik ve hayır mevcuttur.

Bunun aksine insan fakirken zenginleşebilir; ancak bu da onun hayır işlerine koşmasına mâni olabilir. Zira imkânları genişleyince, nefsine hâkim olamayarak azgınlaşır, daha fazla mal kazanma hırsına kapılır ve dünya muhabbeti kalbini istila ederek ona ahireti unutturur. Öyleyse, insan hâline şükrederek hangi durumda olursa olsun, hayır yapmanın yollarını aramalıdır.

Düşünün Müslümanlar, sağlıklıyken, gençken, zenginken yapmayı düşündüğünüz ve ertelediğiniz hayırları, düşünün ve hastalık gelmeden, yaşlılık gelmeden, fakirlik gelmeden acele edin. İnsanları dinlerinden eden fitnelerden önce acele edin. Şeytanın sizleri kandırarak hayır işlerini erteletmesine fırsat vermeyin!!!

Rasulullah (sav) bunun gibi ikazlarının yanı sıra hayırlı işlere koşmanın nasıl olması gerektiğini, bizzat kendisi tatbik ederek bizlere en güzel şekilde öğretmektedir.

Ukbe'den rivayet edilmiştir:

Medine'de Peygamber'in arkasında ikindi namazını kıldım. Selam ile namazını bitirince, aceleyle kalktı ve insanların sıralarını geçerek hanımlarının meskenlerinden birine çıktı. İnsanlar onun hızından korktu. Peygamber (sav.) geri döndüğünde, onun bu aceleciliğine şaşıran insanları gördü ve onlara şöyle buyurdu: "Evimde yatan bir altını hatırladım ve bunun beni hayırdan alıkoymasını istemedim ve onun dağıtılmasını emrettim.” [8]

Peygamber’den (sav) bizzat bunları öğrenen sahabesi de öğrendiği gibi amel etmiş ve cihad yolunda şehadete kavuşup cennete gitmek için acele etmiştir. Bu yolda da elindeki yemekte olduğu hurmaları atarak onları yiyecek kadarda olsa hayra geç kalmamak istemiştir. “Bu hurmaları yiyinceye kadar yaşayacak olursam, bu gerçekten uzun bir hayat olacaktır. Hurmalar bitinceye kadar burada oturursam dünyaya karşı fazla hırs göstermiş olurum” [9]

İşte bunun gibi hayırlı işlere koşmak; Allah’ın mağfiretine ve cennetine koşmak, Allah’ın rızasını kazanmak için yarış etmek demektir. Bunu da ancak takva sahibi kullar başarabilir.

“Rabbinizin mağfiretine ve takva sahipleri için hazırlanmış olan göklerle yer genişliğindeki cennete koşun!” [10]

Davamızın sonu âlemlerin rabbi Allah’a hamd etmektir.

 


[1] (Müslim, İman, 186)

[2] (2/Bakara 215)

[3] (99/Zilzal 7)

[4] (2/Bakara 110)

[5] (2/Bakara 148)

[6] (3/Âl-i İmrân 114)

[7] (Tirmizi)

[8] (Buhari)

[9] (Buhari)

[10] (3/Âl-i İmrân 133)