Allah’ın adıyla. Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam Resulüne, ehli beytine ve kıyamete kadar yolunu sürdürenlerin üzerine olsun.

Âişe’den (r.a) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sav) şöyle buyurdular:

“Her kim bizim bu işimizde olmayan bir şeyi sonradan ortaya çıkarırsa (ihdas ederse) o merdûddur (reddedilmiştir).’’ [1]

Şerh:

Bu hadis, şeriatın delillerinin yarısıdır. Çünkü delilde aranan şey, bir hükmü ispat etmek veya reddetmektedir. Böylece hadis, usulü/yolu göstermiş olmaktadır. ‘Ameller niyetler iledir’ hadisi bâtını itibariyle amellerin ölçüsüyse bu hadis de zahiri amellerin ölçüsüdür.

Bu büyük bir kaideyi ortaya koymaktadır. İnsanlar ne kadar da ‘Allah için yapıyoruz’ deyip -bu sözleri velev ki doğru da olsa- ameller işlese de yaptıkları ameller boşa gidecektir. Üstüne üstlük bir hesapla karşılaşacaklardır. O yüzden her kim Allah'a yakınlaşmak için bir amel yapıyorsa bunun delilini öğrenmek/getirmek zorundadır.

"Allah için yapıyoruz" sözü, ne kadar samimi söylenirse söylensin, yeterli bir delil değildir. İnsanların amelleri, niyetlerinin yanı sıra delillerle de desteklenmelidir. Aksi takdirde, en güzel ameller bile boşa gidebilir ve kişinin karşısına hesap günü geldiğinde pişmanlık yaşamasına neden olur. Bu durum, imanın sadece kalp işi olmadığını, aynı zamanda şeriatın delilleriyle desteklenmesi gerektiğini gösterir.

Bidat konusu günümüzde insanların en çok gaflete düştüğü konulardan biridir. Bir ilme sahip olanların bile yanlış hükümler verdiğine şahit olmaktayız; ya peki cahil halk ne yapsın! Çünkü halk, böylesi kimselerin sözlerine bakmaktadırlar. İnsanlar, ömürleri boyunca kabir ziyaretleri, özel gün kutlamaları, türbe ziyaretleri, muska kullanımları ve Peygamberin (sav) doğum günü kutlamalarıyla meşgul olurken; Kur’an’ın hayata sunduğu değerleri duvarlara asarak sadece bir hürmet ifadesi olarak görmekte, ancak onun gerçek mesajının farkında olmamaktadırlar. Din adına her neyi duyarlarsa kontrol etmeden, araştırmadan alabilmektedirler. Böylesi bir tutumun hesap gününde ağır sorumlulukları getireceği malumdur.

Orijinali en güzel halidir!

Dinin en mükemmel hali, yüce Allah’ın kemale erdirdiği halidir. “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.”[2] Olgunluğa erdirilmiş, tamamlanmış bir şeyi eksiltmenin suç olduğunu herkes anlar. Esas anlaşılmayan nokta ilave yapmaktır. İlave yapan bir kimse ise eksiği tamamlamış gibi olur. Yani, senin yaptığın eksikti, bu ilavemiz ile o eksik tamamlandı! Hâşâ! Kimse böyle demek istemez ama amel adeta böyle söyler.

Ayrıca şeytanın en sevdiği amel, insanları önce şirke ve küfre düşürmek, sonra bunları başaramazsa haramlardan önce bidatleri işletmektir. Çünkü haramdan insanlar tövbe ederler ama bidatlerden sevap umdukları için tövbe etme gereği hissetmezler.

"Kim kendisine geldikten sonra Allah’ın nimetini değiştirirse bilsin ki Allah cezalandırması çok şiddetli olandır." [3]

Kur’an ve Sünnet bütün insanlara gelen en büyük iki nimettir. İman ilkeleri, şer’i ahkâm ve ahlâk üzerine bina edilmiş muazzam bir yapıdır. Artık kim bunları başka bir şeyle değiştirirse en büyük nankörlüğü yapmış demektir. Günümüzde özellikle vahyin şer’i ahkâmı hor görülüp, kendi uydurdukları prensipler ile hayata yön vermektedirler. Maalesef dünyanın çoğunluğu bu yolda ilerlemektedir. Rabbimizden ıslah olmalarını temenni ederiz. Çünkü bu kötü bir bidattir ki, insanları dinden çıkarır.

“Çünkü namaz, mü’minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.”[4]

Bidat konusu, çoğu kimsenin anlamadığı hatta Müslümanların da içinden çıkamadığı yahut tam kavrayamadığı konulardandır. Yukarıdaki ayete binaen biz biliyoruz ki, namaz günde beş vakittir. Daha faziletli olsun diyerek 6 vakit kılar mısınız? Elbette ki nafile namazı kastetmiyoruz, farzı arttırır mısınız diye soruyoruz. Veyahut akşam namazının farzı 3 rekâttır. Daha fazla kıyam, rükû, secde ve Fatiha okuyarak ecrinizi katlar mısınız, 4 rekât kılar mısınız?

Elbette ki kimse yaparız, kılarız demiyor. Belki daha rahat anlaşılması için bu bir kenarda, akılda tutulsa iyi olur.

Bidati; “Aslen dinde olmayan bir ameli dindenmiş gibi yapmaktır” şeklinde özetleyebiliriz. Bidatler derece derecedir. Küfür olanı, günah olanı vardır.

1) Farzların miktarıyla oynamak küfürdür, yani insanı dinden çıkarır. Mesela oruç farzdır. Zamanında ve sayısında oynamak insanı küfre düşürür. Ramazan ayı değil de Şaban ayında tutulacak dense veya 30 gün değil de 40 güne çıkarılsa, bu hususlar bidattir ve dinden çıkaran bir bidattir.

Hakeza hac, zilhicce ayında yapılır. Biri çıksa Şevval’de olacak dese, küfre düşüren bir bidat işlemiş olur.

Bir başka örnek verecek olursak, haram aylar belli aylardır ve senede dört tane ay haram aydır. Zilkâde, Zilhicce, Muharrem ve Recep ayları kan dökmenin savaşmanın haram olduğu aylardır. Vurguncu Araplar, yol kesenler, gasp edenler ise üç ayın arka arkaya gelmesi sebebiyle neredeyse aç kalıyorlardı. Bundan dolayı haram ayların, ortadaki ayın yerini değiştiriyorlar. Zilhicce ayında kan dökmeyi helal sayarak Allah’ın dininde değişiklik yapıyorlar. Tamamen hiçe saymıyorlar ama bir ayı erteleyip başka bir ayı haram sayıyorlar. Acaba böylesi bir hususa Rabbimiz ne diyecek ne hüküm verecek…

(Haram ayları) Ertelemek ancak inkârda bir artıştır. Bununla kâfirler şaşırtılıp-saptırılır. Allah'ın haram kıldığına sayı bakımından uymak için, onu bir yıl helal, bir yıl haram kılıyorlar. Böylelikle Allah'ın haram kıldığını helal kılmış oluyorlar. Yaptıklarının kötülüğü kendilerine 'çekici ve süslü' gösterilmiştir. Allah, inkârcı bir topluluğa hidayet vermez.” [5]

Evet böylesi bir amel, haram ayların yerlerini değiştirmek küfürde ziyadeleşmek/ileri gitmek olarak nitelendirildi. Bu bidatler akidede bidat kapsamına girer. Daha başka örnekler olarak da şunları verebiliriz:

1) Allah’ın hükümlerini terk ederek hüküm vermek,
2) Allah’ın şeriatına aykırı kanun ve yasalar yapmak,
3) Allah’tan başkasından medet ve yardım beklemek,
4) Allah’tan başkalarının kâinatta tasarrufta bulunduklarına inanmak…

2) Nafilelerde ise durum biraz farklıdır. Namaz olsun, oruç olsun farzları olduğu gibi, nafile de olabilir/tutulabilir. Kişi güç yetirebildiği ölçüde yapar.

Allah ve Rasulünün zaman ve miktar belirlemediği hususlarda birisi nafileler hususunda zaman ve miktar belirlemeye kalkarsa bidat işlemiş olur. Bu dinden çıkarmayan bir bidattir.

Kandiller ile alakalı geceler de bidate girmektedir. Çünkü burada zaman belirlemek hususu vardır. Falanca gece toplanmak, o geceyi değerlendirmek gibi. Yalnız Kadir gecesi hariçtir. O husus hem Kur’an’da hem de sünnette sabittir. Ama diğer Regaip kandili, Miraç kandili gibi şeylerin hepsi bidat kapsamına girer. Çünkü Kur’an ve sünnette yok, sahabeler yapmamış, dört imam da yapmamıştır. Bunun ardına başka söze de pek gerek yoktur.
           
Bir başka örnek verelim. Mesela biri her gün 1000 tane ‘la ilahe illallah’ diyeceksiniz derse, bidat işlemiş olur. Böyle bir şeyin dinden sanılması, Rasulullah (sav) de sahabeler de yapıyordu sanılması, yapılmadığında eksikmiş inancı olması bidat durumu ile ilgilidir. Konuyu daha iyi anlamak açısından Nebi (as) vefatından hemen sonra gerçekleşen bir olayı zikredeceğiz…

Ebû Musa dedi ki: “Ey Abdullah, az önce mescitte garibime gi­den bir olay gör­düm. Abdullah “Neydi o iş” diye sordu. “Mescitte halka halinde oturmuş topluluklar gördüm. Her halkanın ba­şında bir adam elinde çakıl taşları olduğu halde komut veriyordu. “Yüz defa tekbir”. Topluluk bu komutu aldıktan sonra yüz defa tekbir getiriyordu. Sonra aynı adam “Yüz defa la ilahe illallah deyin” diyordu. Topluluk gere­ğini yerine getiriyordu. Sonra yine aynı adam “Yüz defa Subhanallah deyin” diye komut veriyordu. Ve topluluk yine emre uyuyor ve yüz defa Subhanallah diyordu.

Abdullah b. Mesud (ra) “Sen onlara hiçbir şey söyleme­din mi?” diye sordu. Ebû Musa (ra) “Hayır, hiçbir şey söyle­medim ve senin görüşünü almak istedim” dedi. Abdullah b. Mesud (ra) “Sen onlara: Siz o çakıl taşları ile günahlarınızı sayın, ben de size bu işin hayrınızı eksiltmeyeceğine garanti vereyim, diyemedin mi?” dedi.

Sonra Abdullah b. Mesud (ra) mescide yürüdü. Biz de bir­likte gittik. Mescide gelince bu halkalardan birine rastladı. Tepelerine di­kildi. “Nedir, sizin şu yaptığınız iş?” dedi. Onlar: “Ey Abdullah, bunlar çakıl taşlarıdır. Biz bunlarla tekbir, tehlil ve tesbihlerimizi sayıyoruz” dediler.

Abdullah b. Mesud (ra): “Siz o taşlarla günahlarınızı sa­yın, ben de size hayrınızın eksilmeyeceğine dair garanti vereyim. Ey Mu­hammed’in ümmeti, helakiniz ne kadar da hızla yaklaşıyor.” [6] Hem de sizin aranıza bu kadar sahabe varken, Resûlullah (sav.)’in kefeni henüz nemlenmemişken, yemek tabağı henüz kırılmamışken. Beni kudretiyle saran Allah (cc) adına söyleyin ki, “Siz Muhammed (sav) ümmetinden daha mı fazla hidayette olan bir ümmetsiniz? Yoksa siz dalalet (sapıklık) kapısını açanlar mısınız?

Onlar: “Ey Abdullah, Allah (cc)’a yemin ederiz ki, bizim hayır işlemekten başka hiçbir niyetimiz yoktur” dediler. Abdullah: “Nice hayır uman insanlar vardır ki asla umdukları hayrı bulamamışlardır.

Rasulullah (sav) “Kuran okuyan fakat okuduk­ları kalplerine işlemeyen” bir topluluk tarif etmişti. Yemin ederim ki sanki o tarife uyanların çoğunluğu sizin aranızda” dedi. Sonra onlardan yüz çevi­rip oradan ayrıldı. Amr b. Seleme diyor ki: “Nehravan olayında bu adamla­rın çoğunluğunu Haricilerle beraber bize saldırırken gördük.”

Toplu zikirden sakınılması gerekmektedir. Abdullah bin Mesud (ra) bunu bidat olarak algılamıştır.

“Şüphesiz ki sözün en doğrusu Allah'ın kitabıdır ve yolların en güzeli de Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in yoludur ve işlerin en şerlisi sonradan çıkarılanlardır ve her sonradan çıkarılan bidattır ve her bidat dalâlettir ve her dalâlet de ateştedir.” [7]

İbadetlerde Bidat:

Bidatin bu kısmı insanı dinden çıkarmaz ama onu ateşle yüz yüze bırakır. Çünkü Efendimiz, her bidatin sapıklık olduğunu ve her sapıklığın da insanı cehenneme götüreceğini bildirmiştir. “Her bidat dalâlettir ve her dalâlet de ateştedir.”
 
1) Recep ayının başında 12 rekât namaz kılmak,

2) Şaban ayının 15’inde 100 rekât namaz kılmak,

3) Üç ay boyunca hiç ara vermeden oruç tutmak

4) Kandil kutlamak

5) Mevlüt okutmak

Âdetlerde Bidat:

Adetlerdeki bidatler de bir üstteki gibi insanı dinden çıkarmaz ama haramdır. Buna da şunları örnek gösterebiliriz:
 
1) Salih kişilerin kabirlerinin üzerine cami inşa etmek,

2) Kabirler üzerine kubbeler yapmak,

3) Mezarlara bez veya çaput bağlamak,

İnsanlar neden bidat çıkarır?

“Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” [8]

İnsanlar, her konuda aynı fikirde olmanın zorluğunu her zaman yaşamışlardır; bu, insan doğasının bir parçasıdır. Ancak Müslümanlar, bir konuda ihtilafa düştüklerinde veya bir uygulamanın bidat olup olmadığı konusunda tereddüt ettiklerinde, çözümsüz değillerdir; onlar için rehber vardır. Rabbimiz şöyle buyurur;

“Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah'a ve Resûl'e götürün (onların talimatına göre halledin)” [9]

Allah ve Resûlü’nün ölçülerine, Kur’an ve Sünnetin hakikatlerine uymayan çözümler, insanı ve toplumu çözümsüzlüğe götürür. Kişiler ve hatta toplumlar bazı kere en mükemmel çözümün kendi buldukları ve uyguladıkları yollar, yöntemler ve sistemler olduğuna inanırlar. Demokrasi bunlardan biridir. Dünyanın her yerine bunu yaymanın, oturtmanın peşindedirler. Ama iman edenlerin çözüm mercii ve anayasası kesinlikle bellidir. Bir ihtilaf yaşarlarsa bunu Kur’an ve sünnete götürürler. Verilen hükümden de hiçbir rahatsızlık duymadan gönül rahatlığıyla itaat ederler.

“İşte bu benim dosdoğru yolumdur, ona uyun. Sizi Allah yolundan ayırıp parçalayacak yollara uymayın.” [10]

Bidatlerden kurtulmanın, kafa karışıklığını gidermenin çok kolay bir yolu vardır. Kimi insanlar şöyle iyi düşündük, böyle Allah rızasını gözettik diyorlar, seleften deliller bulmak için işi zorlaştırıyorlar. Rabbimiz ise samimi Müslümanları bu dertten kurtarmıştır. “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın.”[11]

Yani, eğer gerçekten Allah’ı seviyorsanız, bu iddianızı ispat etmek üzere gönderdiği elçiye (sav)’e, onun sünnetine ve hayat sistemine tabi ve teslim olun. Olun ki, Allah da sizi bu ameliniz sebebiyle sevsin ve bağışlasın. Bu sayede bidatlerden de kurtulursunuz. Kıstasınız Allah’ın Rasulü (sav) olursa ihtilaflar o kadar azalır.

İhtilafların çözümünde dört sonuç ortaya çıkar;

1) Kur’an ve sünnet sizi doğruluyorsa karşınızdaki size uymalı,
2) Kur’an ve sünnet arkadaşınızı doğruluyorsa siz ona uymalısınız,
3) Kur’an ve sünnet ikinizi de reddediyorsa sizler doğrusuna uymalısınız
4) Kur’an ve sünnet iki tarafı da onaylayabilir. İki taraf da haklı olabilir. İki tarafın da bildiğiyle amel etmesinde bir sakınca yoktur.

İyi bidat var mıdır?

“Sonra onların izleri üzerinde elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik; ona İncil'i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık. (Bir bidat olarak) Uydurdukları ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik). Ancak Allah'ın rızasını aramak için (uydurdular) ama buna da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan iman edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu fasık olanlardır.” [12]

Bidatleri ortaya koyanlar sıradan insanlar değildi, bizzat din adamlarıydı. Din adamları uygun ve güzel gördüklerini, beğendiklerini Allah’ın dinine ilave yaptılar. Tevrat ve İncil, Allah’ın indirmiş olduğu kitaplardır. Lakin insan eli değmiş olup insanlar tarafından bozulmuşlardır. Bunu da kötü niyetle yapmamışlardı. Bunlar insanları daha dindar yapabilmek için, Allah’a daha yakın olmak için yaptıkları amellerdi.

Ruhbanlığa “güzel, hoş” denmiyor “uydurdular” deniyor. Buradan anlıyoruz ki bidatin iyisi olmaz. Çünkü “uydurma” sözü kınamayı içerir. Yani ruhbanlığın hakkını versinler veya vermesinler sonuç değişmiyor, bir bidat olarak kabul ediliyor. Eğer ruhbanlık, Allah’ın kitabında yer almıyor ve Rasûlullah’ın (sav) hayatında bir örnek teşkil etmiyorsa, bu eylemin değerlendirmesi bu çerçevede yapılır.

Bidatin başka zararları da vardır. Sonraki nesiller bidatleri dinin temel taşı, olmazsa olmazı, dinin aslı sanırlar. Yani dinin aslı bozulur.  İnsanlar bidatleri ibadet sanır ve dört elle o amellere sarılır. Halbuki onların hiçbirini Allah emretmemiştir.

Birileri dine eklemeler yaptığında bunun nerede duracağı belli olmaz. Sadece şu olsun, şu geceyi de, şu doğum gününü de kutlayalım derken bir bakmışsınız ki ayetleri tefekkür, davet, cihad, Zilhicce ayının ilk on gününün fazileti insanların hayatından çıkıverir. Nitekim günümüzde tam da böyle olmuştur.

Bidatin Kötülükleri;

1) Allah'ın emrine karşı gelmektir.
2) 
Peygamber'in sünnetine aykırıdır.
3) İslam'da bölünmeye ve fitneye sebep olur.
4) Dinin özünü bozar.
5) İnsanları sapkınlığa sürükler.

Bir İstisna...!

Yeni ilim dallarının keşfedilmesi, yeni teknolojilerin kullanılması, yeni sosyal kurumların oluşturulması gibi konularda ilerleme kaydetmek bidat kapsamına girmeyecektir. Yaptığı amelin bidat mi değil mi diye şüpheye düşen herkesin bir bilene müracaat etmesi en sağlıklı yoldur. En doğrusunu Allah bilir.

Rabbim bizleri ve bütün Müslümanları her türlü bidatten korusun. Çünkü bidat işleyen kimse Allah’a tevbe etme gereği hissetmez. Hata edip unutursak sorguya çekmesin. Bizden öncekileri imtihan ettiği gibi bizleri de ağır imtihanlardan geçirmesin. Allahumme âmin.
 


[1] Buhari ve Müslim.

[2] 5/Mâide 3.

[3] 2/Bakara 211

[4] 4/Nisâ 103

[5] 9/Tevbe 37

[6] Dârimi, Sünen.

[7] Müslim.

[8] 6/En’âm 38

[9] 4/Nisâ 59

[10] 6/En’âm 153

[11] 3/Âl-i İmrân 31

[12] 57/Hadîd 27