Ebu Musa el-Eş’arî’den (ra) rivayet edildiğine göre, Rasulullah (sav) şöyle buyurdu:
“Allah’ın benimle göndermiş olduğu hidayet ve ilim, yeryüzüne yağan bol yağmura benzer. Yağmurun yağdığı yerin bir bölümü verimli bir topraktır. Yağmur suyunu emer, bol çayır ve ot bitirir. Bir kısmı da suyu emmeyip üstünde tutan çorak bir yerdir. Allah burada biriken sudan insanları faydalandırır. Hem kendileri içer, hem de hayvanlarını sular ve ziraatlarını o su sayesinde yaparlar. Yağmurun yağdığı bir yer daha vardır ki, düz ve hiçbir bitki bitmeyen kaypak ve kaygan arazidir. Ne su tutar, ne de ot bitirir. İşte bu, Allah’ın dininde anlayışlı olan ve Allah’ın benimle gönderdiği hidayet ve ilim kendisine fayda veren, onu hem öğrenen hem öğreten kimse ile buna başını kaldırıp kulak vermeyen, Allah’ın benimle gönderdiği hidayeti kabul etmeyen kimsenin benzeridir."[1]
Rasulünü uyarıcı ve müjdeleyici olarak gönderen Allah'a hamdolsun. O bize hidayet etmese biz doğru yolu bulamazdık. İnsanlığın hidayeti için kendisine inzal olunan vahyi en mükemmel haliyle açıklayan Resule salat ve selam olsun.
Rasulullah (sav) ashabını ve onlardan sonra gelecek nice nesilleri eğitme adına kıyamete kadar etkisi sürecek metotlar uygulamıştır. Bugün ilim ehlinin, davetçilerin, her bir müminin bu metotları iyi bilmesi ve uygulaması gerekir ki insanlara sünnet üzere muamelede bulunmuş olsun ve aynı zamanda Allah Teâlâ’nın bizim için usve-i hasene olduğunu söylediği bu büyük şahsiyetten gereğince istifade edebilsin.
Bu ayki yazımda da Rasulullah’ın (sav) “temsil” (misal verme) metodu ile ashabını ve biz Müslümanları eğittiği bir hadisini anlamaya çalışacağız. Fakat hadise geçmeden evvel bu ve diğer bazı hadislerde Allah Rasulu’nun (sav) kullandığı farklı metotlardan da kısaca bahsetmekte faydalı olacaktır. Bu metotlardan bazıları şunlardır:
· Soru-Cevapla Tebyin (Beyan etmek-açıklamak)
Ebu Hureyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Rasulullah (sav): “Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashâb: “Bize göre, müflis, parası ve malı olmayan kimsedir” dediler. Rasulullah (sav): “Şüphesiz ki, ümmetin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnat ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biten, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir.” buyurdular.[2]
· Beden dili;
Ebu Musa el-Eş’arî’den (ra) rivayet edildiğine göre, Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: “Rasulullah (sav) bir gün: “Mü’min diğer bir mü’min için parçaları birbirini perçinleyen bina gibidir” buyurmuş, ardından (bunu açıklamak için) parmaklarını birbirine kenetlemiştir.”[3]
· Bir şeyi birkaç kez tekrar etme;
Enes der ki: “Allah’ın elçisi bir cümle söylediği zaman, anlaşılıncaya kadar onu bazen üç defa tekrar ederdi…” [4]
· Tahkiye (hikâyeleme);
“Sizden evvel geçenlerden üç kişi yola çıktılar. Geceyi geçirmek için bir mağaraya girdiler. Derken dağdan bir taş yuvarlandı ve mağaranın ağzını kapattı. Bunun üzerine şöyle dediler: “İyi amellerimizle dua etmekten başka bizi buradan hiçbir şey kurtaramaz!” İçlerinden birisi şöyle dua etti: “Allah’ım! Benim çok ihtiyar annem ve babam vardı. Onlardan evvel ne çocuklarıma ne de hayvanlara bir şey içirmezdim. Günün birinde odun toplamak için uzaklara gitmiştim. Onlar uyuyuncaya kadar dönemedim. Akşam yemeklerini hazırladım; fakat onları uyumuş buldum. Onları uyandırmayı ve onlardan evvel ailece süt içmeyi hoş görmedim. Çanak elimde olduğu hâlde onların uyanmalarını bekledim. Nihâyet gün ağarmaya başladı. Çocuklar ayaklarımın altında açlıktan ağlıyorlardı. Derken, annem ve babam uyandılar ve sütlerini içtiler. Allah’ım! Eğer bu işi Sen’in rızan için yapmışsam, bu taştan çektiğimiz belâyı bizden uzaklaştır!” Bunun üzerine taş bir parça açıldı, lâkin çıkılacak gibi değildi.
İkincisi şöyle yalvardı: “İlâhî! Amcamın bir kızı vardı ki, onu herkesten ziyade seviyordum. Onunla beraber olmak istedim. Lâkin teklifimi kabul etmedi. Birkaç sene sonra bir kıtlığa uğrayınca bana başvurdu. Kendisini bana teslim etmesi şartıyla ona yüz dirhem vereceğimi söyledim. (Çaresiz) kabul etti. Bu surette fırsat elverince (kendisine el uzatacağım sırada) o: “Allah’tan kork da haksız olarak mührümü bozma!” dedi. Ben de (Allah’tan korkarak) bu çok sevdiğim kadından (o bana teslim olmak zorunda kaldığı hâlde) uzaklaştım. Verdiğim paraları da ona hibe ettim. Allah’ım! Eğer bu işi sırf Sen’in rızanı kazanmak için yapmış isem, içinde bulunduğumuz belayı üzerimizden gider!” Mağaranın kapısı bir parça daha açıldı, (ancak) yine çıkılabilecek derecede değildi.
Üçüncü şahıs da şöyle dua etti: “Allah’ım! Ücretle birkaç amele tuttum ve ücretlerini verdim. Lakin biri ücretini almadan bıraktı gitti. Onun ücretini ürettim. Onun hesabına mal çoğaldı. Bir müddet sonra o adam yanıma gelerek: “Ücretimi ver!” dedi. Ben de:” Şu gördüğün deve, öküz, koyun vs. senin ücretinden üremiştir, al hepsini götür!” dedim. O da: “Ey Allah’ın kulu! Benimle alay etme!” dedi. “Seninle alay etmiyorum, hakikati söylüyorum.” dedim. Bunun üzerine malları aldı ve hepsini sürüp götürdü. Hiçbir şey bırakmadı. İlâhî! Eğer bunu Sen’in rızan için yapmışsam, içinde bulunduğumuz belayı üzerimizden defet!”
(Nihâyet) taş, mağaranın ağzından kaydı, onlar da mağaradan çıkarak yollarına devam ettiler.[5]
· Temsil;
Yukarıda da değindiğimiz üzere bu ayki yazımda Rasulullah’ın (sav) temsil metodunu kullandığı hadisi birlikte anlamaya çalışalım.
Misal olarak Türkçeleşmiş meselin çoğulu emsal, musul kökünden türemiş bir sıfat olup “benzeyen” anlamına gelir. Misal vermek Allah Rasul’ünün (sav) ashabına bir meseleyi anlatırken kullandığı metotlardan en yaygınıdır. Akılda kalıcılığı, etki alanı, meselenin daha iyi anlaşılması açısından en iyi metotlarındandır. Bizlerinde gerek hanemizin eğitiminde gerekse davet meclislerinde miselleri kullanmamız, vermek istediğimiz mesajı anlaşılır kılacak ve muvaffakiyeti arttıracaktır.
Hidayet ve ilim
Allah Rasulü (sav) hadisin girişinde kendisiyle gönderilmiş olduğu iki kavramdan bahseder. Hidayet ve ilim kavramı. Hidayetin ilimden önce zikredilmesi ise elbette birçok hikmet barındırır. Şüphesiz hidayetin olmadığı yerde ilimden söz edilemez. Hidayet ilmi kolaylaştırır, ehline faydalı hale getirir, dünyada kişiyi dosdoğru yola iletir, ahirette ise kitap yüklü merkep olmaktan kişiyi kurtarır ve Allah'ın rızasına ve cennete ulaştırır. Hidayet olmaksızın elde edilen ilim sadece kuru bir bilgiden ibarettir. Dünya gözüyle bakıldığında birtakım faydalar sağlıyor görünse de, bu kuru bilgi dünyada da ahirette de sahibine ancak zarar getirir.
Hadiste Rasulullah’ın (sav) kendisiyle gönderildiği hidayet ve ilmin yegâne kaynağı ise vahiydir. Ancak vahiyle gelen hidayet ve ilim, asıldır ve fıtridir. Vahiyle gelen ilim, bugün bazı çevreler tarafından üstün tutulan bilimin aksine asla birbiriyle tenakuz göstermez. Vahiy birey ve toplumu düzenler, yol gösterir, dünya ve ahiret saadeti verir. İbn Abbas’ın tefsiri ile Allah (cc) hidayet dediği vahyi için Taha suresi 123. ayette, hidayetine tabi olanların dünyada dalalete düşmekten, ahirette de bedbaht olmaktan korunacağını bildirir.
“…Eğer tarafımdan size bir yol gösterici (kitap) gelir de, kim benim yol göstericime uyarsa artık o, ne (dünyada) sapar ne de (ahirette) sıkıntı çeker.”
Hadisin devamında ise asıl konumuz olan üç sınıf insan anlatılmıştır. Allah Resulü verdiği misal ile getirdiği hidayet ve ilmi yağmura, onun davetine muhatap olan insanları da toprağa benzetmiş ve daveti karşısında takınılan tavırları en veciz hali ile açıklamıştır.
Kurtubî ve diğer hadis yorumcuları bu hadis hakkında şöyle demiştir: “Hz. Peygamber (sav), kendisi aracılığı ile gönderilen dini, ihtiyaç duydukları sırada insanlara gelen bol yağmura benzetmiştir. Hz. Peygamber’in peygamber olarak gönderilmesinden önce insanlar bu durumda idi. Yağmur ölü bölgeleri dirilttiği gibi dinî ilimler de ölü kalpleri diriltir. Hz. Peygamber kendisini dinleyenleri, yağmurun isabet ettiği farklı toprak parçalarına benzetmiştir. Onu dinleyenlerin bir kısmı âlim, amel eden ve insanlara öğretendir. Bu kişi; suyu kabul edip kendisine yarar sağlamakla birlikte aynı zamanda bitki bitirmekle de diğer insanlara faydalı olan bereketli toprak parçasına benzer. Hz. Peygamber’i dinleyenlerden bir kısmı da ilmi toplar, zamanının tümünü ilme harcar ancak nafileleri yerine getirmez yahut topladığı bilgileri tam olarak kavramaz. Bununla birlikte bu ilmi başkalarına aktarır. İşte bu kişi suyu üzerinde tutan ve bu sayede insanlara yarar sağlayan toprak parçasına benzer. Hz. Peygamber’in: “Benim sözümü işiten ve işittiği gibi başkasına aktaran kişinin Allah yüzünü nurlandırsın.” sözü ile işaret ettiği kişi budur. Bazı insanlar da vardır ki ilmi işitirler ancak bunu öğrenemezler, bununla amel etmezler ve başkalarına da aktarmazlar. Bunlar suyu kabul etmeyen veya suyu başkasının kullanamayacağı şekilde bozan düz ve kaypak toprak parçasına benzerler. Hz. Peygamber bu benzetmede, insanların kendilerinden yararlanılması konusunda ortak olarak övülen ilk iki insan tipini bir arada zikretmiş, insanlara yarar sağlamayan ve yerilen üçüncü insan tipini ise ayrı olarak zikretmiştir.
Tîbî şöyle demiştir: Hadiste zikredilmeyen iki kısım daha vardır: -Kendisi ilimden yararlanmakla birlikte bunu başkalarına öğretmeyen. -Kendisi ilimden yararlanmamakla birlikte bunu başkalarına öğreten.
Tîbî’nin bu sözlerine İbn Hacer der ki; bunların ilki, Hz. Peygamber’in zikrettiği ikinci gruba girer. Çünkü farklı derecelerde olsa da neticede kendisinden bir yarar sağlanmaktadır. Yerin bitirdikleri de böyledir, bunlardan bir kısmı insanlara yarar sağlarken diğer bir kısmı kuruyup çer çöp olmaktadır. İkincisine gelince, şayet farzları yapan, nafileleri ihmal eden bir kimse ise ikinci gruba girer. Farzları da terk ederse bu fasıktır, bundan ilim alınması caiz değildir. Bu kişinin: “Kibrinden kafasını kaldırmayan.” kişiler grubuna girmesi mümkündür.[6]
Hevasına göre konuşmayıp konuştukları ancak vahiy olan Allah Rasulü (sav)[7] cevamiu’l kelimdir. Bu sebeple söylediği sözlere ne kadar kafa yorulsa, şerh düşülse azdır. Bahsi geçen hadiste muhakkak kıyamete kadar anlamaya çalışılacak ve her seferinde imanı, yakini arttıracak noktalar keşfedilecektir.
İlk olarak hadisler üzerinde kafa yoran her birimizden ilim, takva ve zühd açısından tartışmasız üstün olan, yaşadığı çağ sebebiyle zihni berrak ve kalbi pak âlimlerimizin yorumlarını öncelememiz ilmi emanetin bir gereğidir. Onların da belirttiği üzere üç sınıf insan üç farklı toprak tipine benzetilmiştir ve günümüzde bu üç sınıfta mevcuttur.
Bunlardan üçüncü sınıf olarak zikredileni, hakkı görür, işitir fakat dünyevi, nefsi sebeplerden dolayı ya hakkı ketmeder yahut hakka uymaz hevasına tabi olur ve Rasulullah’ın (sav) başka bir hadisinde bahsettiği üzere hem sapar hem de saptırır. Bu kimseler tıpkı kaypak topraklar gibi ne kendine fayda sağlar nede başkalarını faydalandırabilir. Böylesi insanların akıbetinden Allah’a sığınırız ve bizi böylesi kimselere uymaktan afiyette kılmasını dileriz.
İkinci sınıf olarak zikredilen kimse ise ilmi toplar, vaktini, emeğini, yıllarını ilme harcar fakat ya ilmin gereklerini yerine getirmez bu konuda gafildir yahut tahsil ettiği o ilmi fıkh ve fehm etme nimeti ondan alınmıştır. Bu elbette tedricen gerçekleşir. Yani kişi ilmin neticesi olan öğrenme, yaşama, aktarma gibi gerekliliklerden yüz çevirir veya vaktini ilme vermek gibi bir fedakârlığın yanında yaşadığımız çağın yadsınamaz bir gerçeği ve Allah’ın (cc) hep beraber Allah’ın ipine sarılma bölünüp parçalanmama emrini yük görür, gözünde basitleştirir. Daha fazlasını yapabilme becerisi Allah tarafından ona bahşedilmişken bir kaç talebe yetiştirme, birkaç kitap yazma ile yetinir ve aslında vicdanının sesini bu şekilde bastırmaya çalışır. Böylesi kimseler suyu yüzeyde tutan toprak parçası gibidir. İnsanlara fayda sağlasa da bu fayda özelde az bir topluluğun, belli bir kesimin yararlandığı, genelde ise yetersiz ve eksik bir faydadır.
Allah Rasulünün (sav) ilk olarak bahsettiği ve suyu içine alıp hem kendinin faydalandığı yani dünya ve ahirette kendine fayda sağlayacak amellerde bulunduğu hem de yüklendiği sorumluluğun, tahsil ettiği ilimle farkında olup gerekliliklerini yerine getirdiği, ümmetin salahiyeti için meşru olan her fedakârlığa öncülük edip insanların onu örnek aldığı ve peşinden gittiğinin farkında olan ve adımlarını bu bilinçle atan, hoş kokulu güzel nebat bitiren toprak; ilmi elde etmiş ve ilmiyle amil olan âlimlerdir.
Her Müslüman kendini bu anlamda sorgulamalıdır. İslamın, Müslümanların bu denli garip olduğu çağımızda önceliklerimizi ve bu önceliklerimizin belirlediği hayat standartlarımızı yeniden değerlendirmemiz gerekir. Bu hadisi günümüzün âlim anlayışı ile tahlil etmek meseleyi ancak kısırlaştırır. Çünkü tevhid ilmi bütün ilimlerin üstündedir ve bu ilme sahip her bir muvahhidin meseleyi dert edinmesi üzerine alınması gerekir.
Rabbimiz bizleri tıpkı hadiste anlatıldığı gibi suyu yani hidayet ve ilmi içine alıp onunla bitki bitiren kendine, İslam’a fayda sağlayan kullarından kıl. Suyu yüzeyde tutup kendisinin ve insanların az bir fayda sağladığı yahut suyu ne içine alıp ne de yüzeyde tutan dolayısıyla sapan ve saptıran kullarından eyleme. Bizlere bu hususta şuur ver. İslam’ı ve Müslümanları yeniden izzetlendir ve bizleri buna vesileler kıl. Allahumme amin
[1] Buhârî, İlim 20; Müslim, Fezâil 15
[2] (Buhari; Müslim)
[3] (Buhari; Müslim)
[4] (Buhari)
[5] (Buhari; Müslim)
[6] ( Fethu-l Bari)
[7] (53/Necm 3-4)