"Azık edinin! Şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır." (2/Bakara, 197)
• Takva, Allah'tan uzaklaştıran her şeyden sakınmaktır.
Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur;
"Kişi, kendisi için zararlı olur korkusuyla haram bulunan şeyleri terk etmedikçe, (gerçek anlamda) müttaki olamaz." (Beyhaki)
•Takva, emredileni yaparak, nehyedilenden sakınarak kıyamet gününe hazırlık yapmaktır.
•Takva, haramlardan, şüphelilerden sakınmaktır ve sakıncası olmayan bir şeyi, belki sakıncası ortaya çıkabilir korkusuyla terketmektir.
Ömer (ra), bir gün Übey b. Ka’b’a: “Takva nedir?” diye sormuştu. Übey(ra) da ona: “Sen hiç dikenli bir yolda yürüdün mü ey Ömer? “ diye sordu. Ömer (ra) “Evet, yürüdüm” cevabını verince “Peki öyle bir yolda yürürken ne yaptın?“ diye sordu. Ömer (ra) “Elbiselerimi topladım ve dikenlerin bana zarar vermemesi için bütün dikkatimi sarfettim” cevabını verince Übey (ra) “İşte takva budur” dedi.[1]
Takva, din hususunda hassas olmak, zorlu yollarda dosdoğru yürüyebilmektir. Yol dikenli, taşlı ve bize zarar verecek türlü musibetlerle doludur. Bu ilim yolunda şeytanla, nefsimizle ve çevremizle mücadelemiz sürecek. O yüzden bir ilim talebesinin paçalarını sıvayarak Günahlara karşı dikkatli olması gerekir.
TAKVA ÜÇ MERTEBEDİR
1. Haramdan sakınmak – Farz olan düzey.
2. Şüphelilerden sakınmak – Takvanın kuvvetlenmiş hali.
3. Mübahların fazlasından bile sakınmak – İhsan makamı.
- Takva korunmak demektir. En başta haramlardan korunmak gerekir.
Şayet takva haramlardan sakınmak/korunmak ise haram da şeriatın yapılmasını yasakladığı kesin şeylerdir.
İlim ise haramla beslenen kalpte barınmaz. İlim Allah'ın nurudur. Kalbi kararan karanlığa da nur verilmez. Allah günahkâr kalbe nurundan, ilminden vermez.
İlim talebesinin her an haramlardan kaçması, gözünü sakınması gerekir.
İmam Şafii bir gün yolda giderken bir kadının topuğunu görmesi ile yanlışlıkla harama bakmasından dolayı o gün ezberini yapamamış ve şöyle demiştir; “Bir gün hocam Vekî’in yanında oturdum, hafızamın zayıf olduğundan şikâyet edince o bana şöyle dedi: Günahları terk et. İlim, Allah’ın nurudur; O nurunu günahkâra vermez.”
Şairin de dediği gibi;
"Lezzetler onu tadan kişiden uçup gider.
Haramın ise, günahı ve utancı kalır.
Haramdan dolayı kötü akıbetler kalır.
Sonrasında ateş olan hiçbir lezzetin hayrı yoktur."
- Takva, şüpheli şeylerden de korunmaktır.
Zira şüphelilerden sakınmak takvanın özüdür.
“Helal bellidir, haram da bellidir. Bu ikisi arasında şüpheli şeyler vardır ki, birçok insan onları bilmez. Kim şüpheli şeylerden sakınırsa dinini ve ırzını korumuş olur…”[2]
İbn Receb el-Hanbelî der ki: “Takva, şüpheli şeyleri de terk ederek kalbi korumaktır.”
İlim talebesinin şüpheli şeylerden daha çok sakınması gerekir ki ilmi ona fayda versin.
İmam Nevevî: “İlim sahibi kişi, şüpheli olanla haram arasındaki farkı da bilip sakınmalıdır; zira onun sorumluluğu daha büyüktür.”
İmam Ebu Hanife, ticaret yaparken bir defa ortağına kumaş satması için bir toplu mal emanet etmişti ve içlerinden birinin kusurlu olduğunu da belirtmişti. Ancak ortağı bu kusuru alıcıya söylemeyi unutmuştu. Ebu Hanife bunu öğrenince ne yaptı?
Malın tamamını sadaka olarak dağıttı ve kazancını kullanmadı. Çünkü kusurlu malın haram sayılmasından korktu ve şüpheli kazançla ilim ve ibadet yapmayı istemedi.
Alimlerin bu denli şüphelilere dikkat etmesi ilmin faydalı olması içindir. Bu kıssa, ilmin sadece kitaplarda değil, yaşanan hayatta olduğunu gösterir. Şüpheliden sakınmak, kişiyi hem Allah’a hem de insanlara yakınlaştırır.
3- Takva, mübahların fazlasından sakınmaktır. Mübah, ne emredilmiş ne de yasaklanmış olan fiillerdir. Mübahların fazlası neden zararlıdır?
Çünkü kalbi meşgul eder. Gereksiz mübahlar kalbin Allah'tan uzaklaşmasına sebep olur. Aşırı mübah, gaflet getirir. Bu da ilim talebesi için felakettir. Mesela uyku, yemek mübah olan fiilerdendir. Ve bu mübah kişiyi sorumluluklarından, farzlardan alıkoyarsa ona göre hüküm alır. Mübahlar bulundukları yere göre şekil alırlar.
Çok fazla uyuyan, yemek yiyen bir kimsenin ilim ile meşguliyeti azalır, gaflete düşer. İlim talebesinin derslere, müzakereye olan vaktini azaltır.
İmam Hasan Basrî: “Kalbin ölmesi, çok yemekle, çok konuşmakla ve çok gülmekle olur.” demiştir.
Her zaman helal sınırında kalmak mümkün olmayabilir. Mübahlar fazla olunca haram sınırı bulanıklaşır.
“Kim mübahların fazlasını terk etmezse, haramdan da korunamaz.”
Âlimler de ilimlerine zarar gelmesinden korktukları için mübahlardan oldukça sakınırlardır.
İmam Nevevî:
• Günde sadece bir öğün yemek yerdi.
• Uykuya çok az vakit ayırırdı.
• “Yemek, içmek ve uyumak benim ilmimi azaltıyor” derdi.
İbn Abbas:
•Bir gün ders halkasında biri lüzumsuz bir konu açar. İbn Abbas şöyle der: “Biz ilim ehliyiz. Lüzumsuz sözü dinlemek bile kalbimize zulmettir.”
Bu da, boş (mubah) sözün bile kalbi meşgul edeceği korkusuyla hareket etmektir.
İlim talebesinin ilminin dünya ve ahirette fayda verebilmesi, ezberini kolay yapabilmesi, kolay fıkhetmesi, kalbinin kararmaması ve ilim olan nurunun sönmemesi için en başta haramlardan, şüphelilerden, mübahların fazlasından sakınarak muttakilerden/takvalı kimselerden olması gerekir.
"Ey ilim talebesi! Allah Resulünün, Muaz'a verdiği tavsiye gibi sende nerede olursan ol Allah'tan kork!"
[1] İbn-i Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, Beyrut 1988, I, 42.
[2] (Buhârî, Müslim)