Rasulullah (sav) kavminin en akıllısı, en yumuşak huylusu, en doğru sözlüsü, en güvenilir olanı, en temiz kalplisi ve en güzel hayat süreni idi. Onlar da onu böyle tanıyor, bu güzel vasıflarıyla onu anıyor ve övüyorlardı. Ancak, hak davetiyle onların inançlarına karşı çıktığında, onu daha önce övdükleri özelliklerin tam zıddıyla suçlamaya başladılar ve daha önce onu uzak tuttukları şeylerle itham ettiler. Bu, onun değişmiş olmasından dolayı değildi, aksine o, onların putperest inançlarının kökünü kazımaya gelen bir dinle gelmişti. Bu nedenle ona delilik, büyücülük, yalan söylemek, şiir yazmak ve başkalarından bilgi almak gibi iftiralar attılar; çünkü onda aleyhine kullanabilecekleri bir kusur bulamadılar. Onlardan gelen bu iftira ve haksız suçlamalar dışında yapabilecekleri bir şey yoktu.

Bu haksız saldırılara karşılık olarak Kur’an-ı Kerim’de, Efendimiz Muhammed’i (sav) bu uydurulmuş suçlamalardan arındıran ayetler indirildi ve onun yüce makamını, Allah’ın onu koruduğunu ve ona nasıl büyük bir koruma sağladığını ortaya koyan açıklamalar yer aldı.

Bu surelerden biri, Rasulullah’a (sav) yönelik savunmayı içeren Kalem Suresi’dir.
Kalem Suresi Mekke döneminin başlarında nazil olmuştur. Adını ilk ayetteki “Kalem” kelimesinden alır. “Nûn” ve “Nûn ve’l-kalem” olarak da adlandırılır. 52 ayetten oluşmuştur. Nüzul sırası bakımından başında hurûf-ı mukattaanın geçtiği surelerin ilkidir. Surenin muhtevası göz önünde bulundurulduğunda Mekke döneminde Rasulullah’a (sav) karşı baskıların şiddetlendiği sırada nazil olduğu anlaşılır.

Bu sure, müşriklerin Rasulullah’a (sav) yönelttiği delilik ithamını reddetmiş ve onun davetinin dünyevi bir çıkar elde etme amacı taşımadığını açıkça beyan etmiştir. Ayrıca aklının sağlamlığını, risaletinin doğruluğunu, ahlakının mükemmelliğini ve ona vaad edilen büyük ödülün eksiklikten ve kesintiden uzak olduğunu tasdik etmiş, Allah’ın onu düşmanlarının kötülüklerinden koruduğunu bildirmiştir.

Bu değerli surede aynı zamanda, müşriklerin, büyük ahlakla bağdaşmayan kötü sıfatlarıyla anılan kişilerin emirlerine itaat etmesi Peygamberimize (sav) yasaklanmıştır.
Sure kalem ve onunla yazmaya yemin ederek başlamaktadır —Allah dilediği yaratıklarıyla yemin edebilir— ve bu yeminle Muhammed’in (sav) akıl sağlığının yerinde olduğunu, kendisinin delilikle suçlanamayacağını ifade etmektedir. Çünkü Allah’ın ona verdiği nübüvvet nimeti, onu ne zayıf akıllı ne de düşüncesiz kılar. Allah Teala şöyle buyurmuştur:

"Nûn. Kalem ve yazdıklarıyla yemin ederim. Sen, Rabbinin nimeti sayesinde delilerden değilsin." [1]

Bu asılsız suçlama peygamberler ve elçiler aleyhinde bulunanların dillerinde sürekli bir alışkanlık haline gelmiştir. Mekke müşrikleri de benzer bir yol izleyerek geldiler. Allah Teala şöyle buyurmuştur:

 "Öncekilere de bir elçi gelmedi ki, 'Ya sihirbaz ya da delidir' demesinler" [2]

Nuh’a inananlar da şöyle demişlerdir: "O, yalnızca deliliği olan bir adamdır. O yüzden ona bir süre bekleyin."[3]

Firavun da Allah'ın Nuh’a ilettiği mesajı alana yönelik olarak şöyle demiştir:

"Size gönderilen elçiniz, delidir." [4]

Bu müşriklerin, Rasulullah (s.a.v) hakkında neden böyle bir yanlış değerlendirme yaptıklarına akıl erdirmek zordur. Acaba delilikten bir eser taşıyan bir kişi, böylesine bir söz söyleyebilir mi ki, bu söz onların en seçkin ediplilerini aciz bırakmış, en güçlü üslup ve anlatım konusunda ilim sahiplerini hayrete düşürmüştür? Acaba delilikten muzdarip, aklını yitirmiş bir kişi, böyle bir sözü getirebilir mi ki, bu söz ifade ve ahlakı bakımından en yüksek mertebelere ulaşmıştır ve hala da öyle kalmakta, kendisiyle çelişmemektedir? Eğer düşünüp akıllarına dönecek olsalardı bu iftirayı dile getirmezlerdi. Allah Teala şöyle buyurmuştur:

"Peygamberlerinde bir delilik olmadığını düşünmüyorlar mı? O, yalnızca apaçık bir uyarıcıdır."[5]

Allah Teâlâ, Resulüne atılan delilik iftirasını reddetmiştir. Bu, onun davetinin doğruluğunu ispatlamak ve kavminden onu yalanlayanların verdiği eziyetten onu teselli etmek içindir. Böylece, Efendimiz halkı davet etmeye devam edebilmiş, üzüntüsünü hafifletmiş ve insanları irşat etmiştir. Ayrıca Allah Teala, sabrının ve rehberliğinin mükafatının kesintisiz ve tam olduğunu haber vermiştir:

"Şüphesiz senin için kesintisiz bir mükafat vardır."[6]

Bu ayet Rasulullah’ın (sav) mükafatının sürekli ve tam olmasının ne büyük bir müjdesidir! Bunda şaşılacak bir durum yoktur; çünkü ümmetinin yaptığı her hayırdan ve kaçındığı her şerden, ona da bir sevap vardır. Zira o, onları bu yola sevk eden kişidir. Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Hayra vesile olan, hayrı işleyen gibi sevap alır."[7]

Bazı müfessirlere göre Allah Teâlâ, onun mükâfatının kesintisiz olduğunu şu ayetle açıklamıştır: "Şüphesiz Allah ve melekleri peygambere salât eder. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin ve selam verin."[8] Allah’ın, meleklerin ve müminlerin ona olan salâtları gece ve gündüz kesintisizdir. Bu, Allah Teâlâ’nın rahmetidir ve melekler ile müminlerin duasıdır.

Sonra Allah’ın, önceki ayetten sonra gelen büyük ayetini dikkatinize sunarım; Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"Şüphesiz sen, büyük bir ahlak üzerindesin."

Ne büyük bir ayettir bu, hem metin hem de anlam bakımından! Allah, peygamberine delilik isnadını reddettikten sonra, onun büyük bir ahlak üzerinde olduğunu belirtmiştir. Bu da onun delilikle bağdaşmadığını gösterir. Nasıl olur da aklı zayıf, iradesiz biri olsun! Oysa o, güzel ahlakın en yüksek derecelerindedir ve ondan sadece güzel sözler ve fiiller çıkmaktadır?

Bu ayet, haber verme tarzında pek çok vurguyla gelmekte ve Rasulullah’ın (sav) güzel ahlaklarının güçlü bir şekilde yerleşmiş olduğunu göstermektedir. Bu ifade, belagat ilminin mecazlı bir yükseklik anlayışıyla aktarılmıştır.

Peygamberimizin hayatını okuyan ve sünnetine bakan kişi, onun ahlakının büyüklüğünü, güzel davranışlarının mükemmelliğini ve erdemli özelliklerin en yüksek mertebelerine sahip olduğunu görür.

Abdullah b. Cad (ra) şöyle anlatmıştır: "Aişe’ye (ra) sordum: 'Rasulullah (sav) ailesinin yanında nasıl bir ahlaka sahipti?' Aişe (ra) dedi ki: 'O, insanların en güzel ahlaklısıydı; ne kötü konuşurdu, ne de bağırıp çağırırdı, pazarlarda gürültü yapmazdı. Kötülüğe kötülükle karşılık vermezdi, affeder ve bağışlardı.'"[9]

Sa’d bin Hişam (ra) ise şöyle demiştir: "Aişe'ye geldim ve 'Ey müminlerin annesi, bana Rasulullah’ın (s.a.v) ahlakını anlat' dedim. O da: 'Kur'an okumuyor musun?' dedi. Ben de: 'Evet' dedim. Aişe (ra) şöyle devam etti: 'Onun ahlakı Kuran’dır.  Allah'ın şu sözünü okumuyor musun: 'Şüphesiz sen, büyük bir ahlak üzerindesin'?"[10]

"Onun ahlakı Kur'an'dır" demek, onun Kur'an’ın öğretileriyle terbiye olduğunu ve onun ahlaki özelliklerinin Kur'an’ın övdüğü şeyler olduğunu ifade eder. Kur'an’ın kötülediği şeyler ise onun davranışlarında yer almaz.

O, konuşmalarında Kur'an’a uygun olanı ifade etmiş; Kur'an’ı açıklayan, detaylandıran bir dil kullanmış; bilgileri Kur'an’dan almış; niyetleri ve eylemleri, Kur'an’ın gerektirdiği ve teşvik ettiği şeyler olmuştur. Kur'an’ın yasakladığı şeylere yönelmemiş; Kur'an’ın teşvik ettiği şeylere yönelmiş; Kur'an’ın sevmediği şeylerden uzak durmuş; sevdiği şeylere ilgi göstermiştir. O, Allah'ın emirlerini yerine getirmekte ve bu emirleri tebliğ etmekte, mücadele etmekte azami gayret göstermiştir. İşte müminlerin annesi, Kur'an ve peygamber hakkında olan derin bilgisi ve güzel ifadesi ile bu durumu şöyle özetlemiştir: "Onun ahlakı Kur'an'dır."

Allah Teala, Rasulunun büyük bir ahlak sahibi olduğunu belirttikten sonra, onu Rabbimizin emirlerine aykırı düşen müşriklere itaatten men etmiştir. Ayrıca Allah, peygamberinin (sav) büyük ahlakını, kötü ahlaklarla nitelenen müşriklerden ayırmıştır. Onların delilikle suçladığı kişilerin kötü sıfatlarını zikretmiştir. Bu kötü sıfatların çoğu abartılı bir üslupla dile getirilmiştir. Allah Teala şöyle buyurmuştur:

"Öyleyse yalanlayanlara itaat etme! Onlar, senin onlara hoş görünmeni isterler; eğer sen onlara hoş görünürsen, onlar da sana hoş görünürler. Her yemin eden, aşağılık olan, dedikodu yapan, insanlara iftira eden, iyilikleri engelleyen, haddi aşan ve günahkâr olanlardan birine itaat etme!"[11]

Velhamdulillahi Rabbil âlemin
 


[1] (68/Kalem, 1-2)

[2] (51/Zariyat 52)

[3] (23/Mü’minun 25)

[4] (26/Şuara 27)

[5] (7/Araf 184)

[6] (68/Kalem 3)

[7] (Tirmizi)

[8] (33/Ahzab 56)

[9] (Tirmizi)

[10] (Ahmed bin Hanbel)

[11] (68/Kalem 8-13)