Allah’a hamd, Rasulüne salat ve selam olsun.
En güzel bir şekilde yaratılan insanoğlunun genel itibariyle ferdi anlamda iki sorumluluğu vardır. Bunlardan ilki Allah’a olan sorumluluktur. İbadetlerde birlemek, ona ortak koşmamaktır. İkincisi ise yaratılmışlara olan sorumluluktur ki bunun alanı oldukça geniştir. Özellikle de kimsesizlere, hastalara, zayıflara, miskinlere, dullara, yetim kalmış kimselere, vs… Bu ay Allah nasip ederse yetim kavramı üzerinde durmak istiyorum.
Lügatta yetim kelimesi “yalnız olmak, tek başına kalmak” anlamlarına gelmektedir. Yetim kelimesi aynı zamanda tekliği de ifade etmektedir.[1]
Terim olarak ise “babasını kaybetmiş, baba sevgisi ve himayesinden yoksun, yaşının küçüklüğü sebebi ile çalışamayan, geçimini temin edemeyen mala-mülke malik olmayan” kişilere yetim denilmektedir.[2] Yetimliğin süresi buluğ çağına kadar olup buluğdan sonra şer’i anlamda yetim kavramından çıkar. Nebi (as) şöyle buyurmaktadır:
“Ergenlik çağına geldikten sonra yetimlik yoktur…”[3]
Yetimler, İslam ümmetinin değil tüm insanlığın kanayan yarasıdır. Dünyada zalimlerin ve onlara destek verenlerin sayısı artıkça yetimlerin de sayısı artmaktadır. 2021 verilerine göre dünya nüfüsü 7,8 milyardır. 2,2 milyarı çocuklardan oluşmaktadır. Ve bunlardan da 200.000 milyonu yetimdir. Bu verilerde Suriye, Irak, Afganistan’ın da bulunduğu 52 ülke hariçdir. Bunlar da hesaba katıldığı zaman yaklaşık yarım milyar çocuk yetimdir. İstatistiklere göre her gün dile kolay, dinleyene de kolay 10.000 çocuk güneşin doğması ile birlikte yetim kalmaktadır. Bu çocukların nerede, nasıl bir ortamda ve hangi koşullarda hayatlarını idame ettirdiği meçhuldür.
Yetim kalmak gerçekten zor bir durumdur. Muhammed b. Abdullah b. Cahş’tan rivayet edildiğine göre, İslâm ordusu Uhud Gazvesi’nden Medine’ye döndüğünde merak içinde bekleyen kadınlar savaşa katılan yakınlarından haber sormuşlarsa da hiç kimse bu konuda onlara cevap vermedi. Bunun üzerine kadınlar Rasulullah (sav)’e başvurdular. Efendimiz hepsine cevap verdikten sonra sıra Hamne’ye gelince ona kardeşi Abdullah’ın ve dayısı Hamza’nın şehid olduğunu söyledi. Hamne derin bir tevekkülle “Allah onlara rahmet etsin ve onları bağışlasın” dedi. Rasulullah (sav) ardından kocasının da şehid olduğunu söyleyince Hamne “Âh savaş âh!” diye feryat etti. Bunun üzerine Rasulullah (sav) “Kadınlarda kocalarına karşı ayrı bir bağlılık vardır” dedi. [4]
Bu rivayet Hamne annemiz eşinin şehit haberine üzüldüğü gibi dayısının ve kardeşinin şehit haberine üzülmediğini haber vermektedir. Nedeni rivayette efendimizin dediği gibi “Kadınlarda kocalarına karşı ayrı bir bağlılık vardır” sözü ile eşini kaybetmesi ve bundan sonra ki hayatta çocuklarının yetim kalmasıdır. İşte Hamne validemizi daha da üzen etkenler bunlardı.
Kuran’ın ve Allah Rasulününün üzerinde durduğu ve konu ettiği bir hususta yetim, yetim hakkıdır. Allah (cc) Kuran’da 22 yerde farklı bağlam ve varyantlarda bu konuyu zikretmiştir. Yetimlere iyi davranılması, yetimlerin horlanmaması, ilgisiz bırakılmaması, doyurulması, ganimetten ve feyden yetimlere hak ayrılması, mallarının güzel bir şekilde korunması, belli bir yaşa geldiklerinde mallarını ellerine teslim edilmesini müminlerden istenilmektedir.
Kur'an surelerinin bir iniş süreci vardır. Bakıldığı zaman ilk inen ayetler -bununla alakalı farklı rivayetler de vardır- Alak suresinin ilk 5 ayeti, ardından Kalem süresinin ilk 7 ayeti, ardından Müddessir süresinin ilk 8 ayeti ve ardından Fatiha suresi nazil olmuştur. Sonrasında Fetret süreci başlayıp bir dönem ayetler nazil olmamıştır. Fetret döneminin ne zamana kadar sürdüğü ihtilaflı olmakla birlikte asıl üzerinde duracağımız husus fetret süreci bittikten sonra ilk inen ayetlerin Duha suresinin ayetleri olduğudur. Bu surenin içeriğine bakıldığı zaman Rasulullah (sav)’in de yetim olmasına vurgu yapılmakta ve yetime hor davranılmaması özelde O’na, genelde tüm insanlığa emredilmektedir.
Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:
“Andolsun kuşluk vaktine,
Ve örttüğünde geceye.
Rabbin seni terk etmedi ve sana darılmadı.
Kuşkusuz senin için ahiret, dünyadan daha hayırlıdır.
Elbette Rabbin, sana verecek ve sen de razı olacaksın.
Sen bir yetimken seni bulup barındırmadı mı?
Sen (Kitab’ı ve imanı) bilmezken sana doğru yolu göstermedi mi?
Bir fakirken seni zengin kılmadı mı?
O hâlde, sakın yetimi kahretme/hor görüp ezme!
Ve sakın isteyeni azarlayıp tersleme!
Ve Rabbinin nimetini anlat.”
Rasulullah (sav) babasını hiç görmeden dünyaya yetim olarak geldi. Altı yaşlarında annesini kaybederek öksüz kaldı. Hatice annemizle evlendiğinde onun daha önce yaptığı evliliklerinden yetim kalmış 3 çocuğu vardı. Rasulullah (sav) evlendiğinde evinde 3 yetim vardı. Daha sonra evinde yetim hiç eksik kalmadı. Evinde sürekli yetimi barındıran, yetimlere iyi davranan, şefkatini onlardan esirgemeyen efendimizin üzerinden bizlere hitap edilmekte ve dikkatler çekilmektedir.
Küçük yaşta babasını kaybetmiş yetimlere sahip çıkılması, özellikle de babalarını Allah yolunda kaybedenlere daha da hassasiyet gösterilmesi gerekmektedir. İslam yetim kalmasın, başka çocuklar yetim kalmasın şuuru ile kanını feda edenlerin bıraktığı emanetlere sahip çıkmak insani ve İslami bir sorumluktur.
Cahiliyye düzenlerin yaygın olduğu, haramların ve günahların tavan yaptığı şu dönemde yetimlere; onları hayra çağırmak ve İslami bir hayata sahip olması adına köprü vazifesi olmak gerekmektedir. Küçük yaşlardaki yetimlere hangi ideoloji sahiplenirse çocukların o tarafa meyletmesi kaçınılmazdır. Dünyanın birçok yerinde çok ağır şartlarda yaşamaya çalışan, yiyecek yemeği, içecek suyu, giyinecek elbisesi, ısınacak evi olmayan yetimlerimiz vardır. Özelde kendi burnumuzun dibinde bizlere emanet edilen yetimlerimiz vardır. Her ne kadar ağır şartlarda olmasalar da yetimlerimize sahip çıkmamız, ellerinden tutup destek olmamız ve onları asrın her türlü oyunlarına, pisliklerine karşı korumamız gerekmektedir.
Rasulullah (sav) yetimlere sahip çıktı, onları işledi ve onların hepsi birer mücevher oldular. Sahabe yetimlere sahip çıktı ve birçoğu İslam ümmetine çok büyük katkılarda bulundular.
Ata bin Rabah, Tavus bin Keysan, İkrime el Berberi, Mücahid bin Cebir, İmam Nafi, Zeyd bin Eslem, İmam Şafi, Musa bin Nusayr ve Tarık bin Ziyad vs hepsi yetimlerdi ve hepsi farklı şekillerde İslam dinine yardımcı oldular.
Yetimlere iyi davranmak tarih boyunca bütün dinlerde var olan bir vazifedir. Nitekim Allah (cc) İsrailoğullarının üzerinden kıyamete kadar bütün insanlığa yetimlere iyi davranılmasını emretmiştir. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“(Hatırlayın!) Hani biz İsrailoğullarından: “Yalnızca Allah’a ibadet edin, anne babaya, yakın akrabaya, yetimlere ve miskinlere/ihtiyaç sahibi yoksullara iyilik yapın. İnsanlara güzel söz söyleyin. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin.” diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç (büyük çoğunluğunuz) sözünüzden döndünüz ve hâlâ yüz çevirmeye devam etmektesiniz.”[5]
Ve yine şöyle buyurmaktadır:
“İyilik, yüzünüzü doğu ya da batı cihetine dönmeniz değildir. (Gerçek anlamda) iyilik, Allah’a, Ahiret Günü'ne, meleklere, Kitab’a ve nebilere inananların; sevmesine rağmen malı, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve kölelere verenlerin; namazı kılıp, zekâtı verenlerin; söz verdiklerinde sözlerine bağlı kalanların; fakirlik, hastalık ve savaş zamanında sabredenlerin yaptığıdır. İşte bunlar sadık olanlardır. Bunlar takva sahiplerinin ta kendileridir.” [6]
Seyyid Kutub (rh) bu ayetin tefsirinde şu açıklamayı yapmaktadır: “Bu özveri, yetimlere dönük yüzü ile toplumda büyükler ile küçükler, güçlüler ile zayıflar arasında bir dayanışmadır. Ana-baba ilgisinden ve korumasından yoksun olan bu yavruların bu eksikliklerini karşılama, boşluklarını doldurma girişimidir. Böylece başıboş kalacak ümmet çocuklarının bozulma tehlikesiyle karşı karşıya gelmelerine; çocuklarını gözetmeyen, onlara yardım eli uzatmayan toplumların felâketlerle yüz yüze kalmalarına karşı koruyucu bir önlemdir.”[7]
Günahlar insanın maneviyatını ve huzurunu bozar. Kalbin katılaşmasına neden olur. Yetime sahip çıkmak kalp katılığını ortadan kaldıran sebeplerden bir tanesidir. Nitekim Peygamber (sav) huzuruna gelerek kalbinin katılığından yakınan bir adama şunu tavsiye etmiştir: “Kalbinin yumuşamasını istiyorsan yoksulu doyur ve yetimin başını okşa.”[8]
Yetime bakmak cennet vesilesidir!
“Bir kimse, Müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde, Allah Teala onu mutlaka cennete koyar.” [9]
En hayırlı Ev!
“Müslümanlar içinde en hayırlı ev; içinde yetime iyi davranılan evdir. Müslümanlar içinde en kötü ev de yetime kötü davranılan evdir.”[10] ,
Rasulullah (sav) ile beraber olmak istiyor musun? Yetime bak, sahiplen!
“Ben ve yetimi himaye eden kimse cennette şöylece beraber bulunacağız” buyurdu ve işaret parmağıyla orta parmağını, aralarını biraz aralayarak gösterdi.[11]
Yetimlerin cennet vesilesi olması ümidi ile..
[1] Râgıb el-İsfahani.
[2] Muhammed el-Ferrâ’ el-Begavi.
[3] Ebu Davud.
[4] İbn-i Sad.
[5] (2/Bakara 83)
[6] (2/Bakara 177)
[7] (Fi Zilali’l-Kur’an)
[8] (Ahmed bin Hanbel)
[9] (Tirmizi)
[10] (İbn-i Mace)
[11] (Buhari)