Hüsn-i Hâtime ve Sû-i Hâtime
Nefsimize soralım; acaba hangi ameli yaparken vefat etmek isterdin?
Çoğumuz güzel salih amellerden sayacaktır. Lakin güzel bir sonu hak edip etmediğimiz meçhuldür. Yine çoğu kimse son anın önemini bilmekten de gafildir. Bunun önemini hatırlatmak adına hadis-i şerifimiz şöyledir:
Cabir (ra.) Rasulullah (sav.) şöyle buyururken işitmiştir:
“İnsanlar kıyâmet gününde, öldükleri hâl üzere diriltileceklerdir.”[1]
Şerh:
Ölüm anı, insanın bu dünyadaki son sınavı ve ahiretin ilk adımıdır. Bu nedenle, nasıl yaşadığımız kadar nasıl öleceğimiz de büyük önem taşır. Müslümanlar için ideal olan, hüsn-ü hatimeye, yani imanlı ve güzel bir sona erişmektir.
Hüsn-ü hatimeye ulaşmak için öncelikle imanımızı kuvvetlendirmemiz ve tahkiki iman mertebesine ulaşmamız gerekir. Bunun yanında Allah'ın emirlerine riayet ederek, günahlardan uzak durarak ve günah işlediğimiz zamanlarda da tevbe ederek bir hayat sürmemiz önemlidir.
"Kişi nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse öyle dirilir" hadisi bize bu dünyadaki hayatımızın ahiretteki hayatımız üzerinde büyük bir etkiye sahip olduğunu gösterir. Bu nedenle, dünyayı ahiretin tarlası olarak görmeli ve ona göre davranmalıyız.
Hevalarına göre yaşayanlar, günahlara dalanlar ve dünyalık peşinde koşanlar şans eseri güzel bir sonuca ulaşmayı beklememelidir! Nasıl yaşadılarsa öyle ölecek ve ahirette de bunun hesabını vereceklerdir.
“Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir.”[2]
Bir ömür boyu sazın tellerine dokunan biri, son anında da eli saza gidecektir. Müzikle ve içkiyle günlerini geçiren biri de genellikle aynı halde hayata veda edecektir. Bunu bilen mümin, vaktini nerede ve nasıl geçirdiği hesap eder/etmelidir. Akıllı bir mümin, son nefeste nasıl can vermek istiyorsa hayatında da hayırla meşgul olur.
Ömrünü çarçur eden insanlara baktığımızda "Bu dünyada niçin varsınız?" sorusuna verdikleri cevaplar tüyler ürpertici! Mikrofon uzatıldığında, bu hayatın “gezmek, eğlenmek, yiyip içmek, evlenmek, tanışmak, gönül eğlendirmek” için yaşanması gerektiğini söylüyorlar… Elbette komiklik yapmak gibi bir niyetleri yok fakat bu cevaplar içlerindeki boşluğu da gözler önüne seriyor. Maalesef bu dünyada niçin yaşadığını bilmeyen birçok insan var. Ölüm her geçen gün yaklaşıyorken hakikatten bihaber bir şekilde yolun sonuna doğru ilerliyorlar.
Kur'an'la dirilenler, bu dünyanın, ölümün ve akıbetin sırrını çözmüşlerdir. Zira onlar, Rablerinden aldıkları emirlerle, son nefeslerine kadar ne yapmaları gerektiğini bilen seçkin kullardır;
“Ve yakin sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et.”[3]
Yakin kelimesinin manası ‘kesin bilgi’ demektir. Yakin, burada ölüm manasında kullanılmıştır. Yani ölüm anında gözlerden perde kalkacak, gayb hakkında kesin bilgiye ulaşılacaktır. O halde anlam ‘ölüm sana gelinceye kadar Rabbini razı etmeye çalış, emirlerini yerine getir, yasaklarından kaçın, kaderine razı ol ve her halükârda Elhamdulillah de’ demektir. Kur'an'ın rehberliğinde bir hayatı yaşa, istikamet üzere amel et. Herkes hak ettiğine ulaşacaktır.
Yarın ne kazanacağımızı bilmemekteyiz. Yarın bize ne getirecek ne götürecek tahmin bile edemiyoruz. Bugün belki evliyiz ama yarın olmayabiliriz. İşimiz bugün vardır ama yarın olmayabilir. Sağlığımız vardır, paramız bugün vardır ama yarın olmayabilir. Ya peki hayatımız…
Nebi (sav) şöyle buyurdular; “Zevkleri bıçak gibi keseni çok hatırlayın!” [4]
‘Bıçak gibi’ tabiri manidardır! Mesela bir ekmek düşünün, bıçakla ortadan kesildi mi artık iki ayrı parça olurlar. Bir anda farklı bir duruma geçerler. Hadiste geçtiği üzere, bıçak gibi kesen, bambaşka bir durum ortaya çıkaran şey ‘ölüm’dür. Yani zevkleri bıçak gibi kesen ölümü çok anın, demektir. Bugün hayatımız var olabilir ama ölüm geldi mi, artık bir an sonrasında hayat sahibi olmayacaksınız. Eşiniz bir anda dul olacak, küçük çocuklarınız varsa yetim kalacak. Artık malınız, paranız sizin olmayacak. Artık toprağın üstünün değil altının adamı olacaksınız. Güzelliğiniz bir anda solup gidecek ve artık size isminizle de hitap etmeyecek; mevta diyecekler.
Her şeyi inkâr eden birileri bulunabiliyor. Mesela Allah’ı, Rasulünü, ahireti, cenneti veya cehennemi, belki de hepsini inkâr ederler, şüphe edenler bulunuyor. Ama bütün ateistlerin, deistlerin bile kabul ettiği bir gerçek var!
“Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz bize döndürüleceksiniz.”[5]
Kimsenin kaçışı olmadığı ölümü hepimiz tadacak, bütün canlılar ölecek. Bu ölüm, mecburi bir istikâmet, kaçınılmaz bir sondur. Bu hayat sınavında Allah’a döneceğiz; her türlü niyet ve gayretimizden hesaba çekileceğiz.
Son anın nasıl bir an olsun istersin?
Rasulullah (sav), ruhunu teslim etmeden önce nasihat, zikir ve dua ile meşgul olmuştur. Ümmetine son nasihatlerinde şunlara dikkat çekmiştir:
- Namaz hususunda Allah'tan korkmak: Namazın önemini vurgulamış ve onu ihmal etmemenizi öğütlemiştir.
- İnsanlara iyi davranmak: Hanımlarınıza, emriniz altındaki insanlara iyi davranmanızı ve onlara merhametle yaklaşmanızı hatırlatmıştır.
- Aşırı yüceltmemek gerekir: Ne Allah’ın Rasûlünü ne de başka bir zatı aşırı yüceltmemeli (ilahlık vasıfları vermemeli) kabri, mescid ve ibadet edilen yer edinilmemelidir.
- Sabır: Hastalığa, musibete sabredilmeli, isyan edilmemelidir.
Aişe anamızın kolları arasında ise "maa'r-refîkil-a'lâ" (en yüce dosta) sözüyle ruhunu teslim etmiştir. Bu söz, Allah'a olan teslimiyetini ve O'na kavuşma arzusunu gösterir.
Rasulullah'ın (sav) Son Anlarından Dersler:
- Son anımızda da Allah'ı zikretmeli ve O'na yalvarmalıyız.
- Nasihat etmeli ve iyiliği tavsiye etmeliyiz.
- Dünya nimetlerine değil, ahiret yurduna odaklanmalıyız.
- Allah hakkında hüsnü zan beslemeli, teslim olmalı ve O'na kavuşmayı arzulamalıyız.
Rasulullah'ın (sav) vefatı, ümmet için büyük bir üzüntü sebebi olmuştur. Ancak onun sünneti ve nasihatleri, kıyamete kadar yolumuzu aydınlatmaya devam edecektir.
Ömer'in (ra) Şehadeti
Ömer'in (ra) halifeliği döneminde İslam toprakları büyük bir hızla genişledi. Medine'de bulunan Ömer, uzaktaki orduları ve fethedilen toprakları hak ve adaletle yönetiyordu. Tüm gücünü ve gayretini dinin yücelmesi için harcıyordu. Şehitliği arzu ediyor, fakat savaştan uzak bir konumda olduğu için bu imkânsız gibi görünüyordu. Ancak Allah'ın planı farklıydı. Kullarının niyetlerini bilen Allah, Ömer'in şehadet arzusunu da biliyordu. Ve bir gün, Medine'ye gelen Fars kölesi Ebû Lü'lüe tarafından sabah namazında iken zehirli bir hançerle saldırıya uğradı. Ömer (ra) bu saldırıda şehit oldu ve Allah katında yüce bir makama ulaştı.
Ömer'in (ra) Şehadetinden Dersler:
- Allah, kullarının niyetlerini bilir ve onlara en hayırlısını verir.
- Şehadet, Allah'ın dilediği kullarına nasip ettiği özel bir mertebedir.
- Din uğrunda yapılan her türlü gayret Allah katında karşılıksız kalmaz.
- Ömer'in (ra) hayatı ve şehadeti, Müslümanlar için örnek ve ilham kaynağıdır.
Osman (ra) ise iffetli bir hayat yaşadı, Rasulullah’a (sav) tabi oldu ve kızıyla evlendi. İslam’a en güzel bir biçimde destek verdi. Kur’an’a önem verdi, ümmetin önüne geçti, yön verdi. Peki, böyle bir hayat nasıl son bulabilir. Günah işlerken canını verebilir mi? Elbette kimsenin garantisi yok ama böylesine gayretli bir müslümanın, Osman (ra)’ın ölümü oruçlu iken ve Kur’an okurken gerçekleşti. Şehadeti Medine’de tatmış İslam halifesine ne mutlu!
Ne gariptir ki, Medine’de evi radikal bir grup tarafından muhasara altına alınmıştı. İhtilaflı olmakla birlikte tam 22 gün sürdü. Osman (ra) ise Nebi (as) Medine’sinde kan dökülsün istemiyordu. Ve neticede bilinen bu olay oldu ve Osman (ra) şehadeti hem de İslam devletinin merkezinde tattı. Osman (ra) önünde Mushaf vardı ve kanı;
“Onlara karşı Allah sana yeter. O işitendir, bilendir” [6] ayeti kerimesinin üzerine aktı.[7]
Biz her hatırladığımızda ne kadar üzülsek de, Osman (ra) için bu mükemmel bir sondu. Kıyamet gününde kanları ile dirilecektir. Allah kendisinden razı olsun.
Osman'ın (ra) Şehadetinden Dersler:
- Sabır ve tahammül, her müslümanın sahip olması gereken önemli bir fazilettir.
- Fitne ve kargaşadan uzak durmak, her müslümanın görevidir.
- İslam'a ve ümmete hizmet edenler, Allah katında yüce bir makama ulaşırlar.
- Osman'ın (ra) hayatı ve şehadeti, Müslümanlar için örnek ve ilham kaynağıdır.
Ali (ra), sabah namazından önce hain bir pusuya düşürülerek zehirli bir kılıçla yaralandı. Kan kaybediyor olmasına rağmen, son anlarında bile ümmete nasihat etmekten geri durmadı. "Vah, tüh, canım yanıyor" gibi sözler sarf etmedi. O da İslam topraklarında şehadeti tadacak ve yüce bir makama ulaşacaktı.
İmam Ebu Hanife, ömrünü ilme adamış, yıllarını Kur'an ve sünnet ile geçirmiş bir alimdi. Kanaatkâr, cömert, güvenilir, abid ve zahid bir kişiliğe sahipti. Eline kılıç almamış birisine ölüm herhalde ya Kur'an başında ya da yatağında gelmesi gerekmez miydi?
“Allah, emrinde galibdir, (iradesi geri çevrilemez) fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” [8]
Elbette Allah her şeyi bilmektedir ve emrinde galip olandır. O zaman ki devlet, İslam devleti olmasına rağmen, zalimlere kadılık yapmadığı için zindanlara atılacaktı. Kendisi Bağdat'ta vefat etti ve zehirlenerek öldürüldüğü, cenazesinin hapisten çıkarıldığı da söylenir. Yani büyük imam da şehadeti tadanlardandır.
Ebu Hanife'nin (ra) Şehadetinden Dersler:
- Zalimin zulmüne karşı susmamak ve hakkı savunmak önemlidir.
- İlim sahibi olmak, her zaman kolaylık ve rahatlık getirmiyor.
- Allah'ın rızasını gözetmek ve ona göre yaşamak her şeyden önemlidir.
- Ebu Hanife'nin (ra) hayatı ve ölümü, Müslümanlar için örnek ve ilham kaynağıdır.
Bütün hepsini iyi tefekkür edelim… Evet, bu faziletli insanların hepsi güzel bir sona (hüsn-ü hatime) erişmişlerdir. Fakat bu güzel sonlar, onların "karakaşları" veya "badem gözleri" için verilmemiştir. Zaten Allah katında yakışıklı olmanın veya güzel olmanın bir önemi yoktur. Önemli olan kalptir, ameldir, Allah korkusudur. Biz de kendimizi iman hakikatleriyle, tevhid ilmiyle, Kur’an okumakla, sünneti öğrenmekle, şirkten sakınmakla, takvalı olmakla, tağutu reddetmekle, salih amel işlemekle ve benzeri konularda geliştirir, ölüm gelinceye kadar Allah’ın razı olduğu hayatı yaşarsak, Rabbim bizlere de güzel bir son nasip edecektir.
“İnsanların hesapları yaklaştı. Ama onlar hâlâ gaflet içinde (Hakk’tan) yüz çevirmektedirler.”[9]
Bu ayette insanlar, mahşer gününden, Rablerinin huzuruna çıkarılıp amellerinin hesabını verecekleri günün uzak olmadığı söylenerek uyarılmaktadır. Ne var ki çoğu insan, uyarılara ne kulak asıyor ne akıbetlerine kafa yoruyor ne de Rasûlün mesajını dinliyorlar.
“O gün (hesab için) arzolunursunuz. Sizden hiçbir sır gizli kalmaz.”[10]
Zorlu güne, Kıyamet gününe yaklaşıyoruz. O gün şahitlik edecek, gerçekleri açığa çıkaracaklar vardır. Sana şahitlik edecek varlıklar dörttür:
1) Melekler amellere şahitlik edecektir. Yüce Allah şöyle buyurur: "(O gün) herkes, yanında bir sürücü ve bir de şahitle beraber gelir."[11]
Ayette geçen sürücü ve şahidin iki melek oldukları, birinin mahşere sevk etme, diğerinin de amellere şahitlik etme görevini yerine getirdikleri söylenmiştir.
2) Yine Nebiler ümmetlerine şahit olacaktır. Ayet şöyle: "Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit olarak gösterdiğimiz zaman, halleri nice olacak."[12]
3) Ümmet-i Muhammed insanlara şahitlik edecektir. Yüce Allah şöyle buyurur: "İşte böylece biz sizi insanlığa şahitler olmanız, Resul'ün de size şahit olması için vasat bir ümmet kıldık."[13]
4) İnsanın azaları o gün neler yapıp ettiğini söyleyecektir. "Dillerinin ve ellerinin aleyhlerinde şahitlik edecekleri o (Kıyamet) günü..."[14]
Rasulullah (sav.)’den bir dua ile konuyu noktalayacak olursak, O (sav.) şöyle dua ederdi;
“Ey kalbleri çekip çeviren Rabbim! Kalbimi dînin üzere sâbit kıl.”[15] “Allah’ım! Ey Rabbimiz! Bize dünyada iyilik, güzellik ve nimet ver, ahirette de iyilik, güzellik ve nimet ver ve bizi ateş azabından koru.”[16]
[1] (Müslim)
[2] 103/Asr 1-2
[3] 15/Hicr 99
[4] (Tirmizi)
[5] 21/Enbiyâ 35
[6] 2/Bakara 137
[7] (Beyhaki)
[8] 12/Yûsuf 21
[9] 21/Enbiyâ 1
[10] 69/Hâkka 18
[11] 50/Kâf 21
[12] 4/Nisâ 41
[13] 2/Bakara 143
[14] 24/Nûr 24
[15] (Tirmizi)
[16] (Buhari)