Hiç şüphe yok ki Allah'ın haber verdiği gaybî olaylar kesinlikle gerçekleşecektir. Kul, bu dünyadan ayrılmadan önce ahiret için hazırlık yapmakla sorumludur. Ahirete dair bu manzaraları hatırlamak gafiller için bir uyarı, günahlarda ısrar edenler için bir sakındırma, hak yolunda yürüyenler için ise bir azıktır. İşte bu yüzden bu sahneleri incelemeye ve hatırlamaya ne kadar da muhtacız! Kalplerimiz yumuşasın, azimlerimiz Rabbimize itaate güç kazansın diye bunları sık sık anmalıyız.

Şüphesiz ki Kur’an-ı Kerim’de kıyamet gününün bazı sahnelerinin anlatıldığı en büyük surelerden biri Tekvir Suresidir. Mekki bir sure olup 29 ayetten oluşmaktadır. Bu sure, başında kıyametin ve alametlerinin on iki farklı sahnesini tasvir ederek başlar. Nitekim Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kim kıyamet gününü gözleriyle görüyormuş gibi izlemek isterse Tekvir Suresi, İnfitar Suresi ve İnşikak Suresi’ni okusun.”[1]

Ayrıca İbn-i Abbas’tan (radıyallahu anhuma) nakledildiğine göre, Ebu Bekir (radıyallahu anh) Rasulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle demiştir: “Ya Rasulallah! Saçların ağardı.”

Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Beni Hud, Vakıa, Mürselat, Nebe ve Tekvir sureleri ihtiyarlattı.”[2]

Kıyamet günü meydana gelecek dehşet verici olayların ilki Tekvir Suresi’nin de haber verdiği üzere, güneşin dürülmesi, ışığının yok olması ve ışınlarının katlanıp toplanmasıdır. Güneşin bu haliyle bir örtü gibi sarılıp yok edilmesi, insanları bitmeyen bir karanlık ve tarif edilemez bir korkuyla baş başa bırakacaktır. O an geldiğinde insanlar şaşkınlık ve dehşet içinde birbirine karışacak, büyük bir panik yaşanacaktır. Bu olay, dünyanın artık sona erdiğini ve kıyametin koptuğunu haber veren büyük bir alamettir.

Nitekim Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Güneş ve ay kıyamet günü dürülüp sarılacaktır.”[3]

Tekvir kelimesi, Arapçada bir şeyi yuvarlak bir şekilde sarmak, katlamak anlamına gelir. İbn-i Cevzî tefsirinde bu konuda şöyle der:

Müfessirler der ki: Güneş bir araya toplanacak, sonra dürülüp denize atılacaktır. Başka bir görüşe göre ise ateşe atılacaktır. Bir başka görüş ise yaratıldığı aslına döndürüleceğini söyler.

Tekvir Suresi "İzâ" (ne zaman ki) ifadesiyle başlamaktadır ki bu, korku ve dehşet hissini artıran bir başlangıçtır. Surede kıyamet gününe ait on iki farklı sahne anlatılmıştır. Bunlardan altısı kıyametten önce gerçekleşerek dünyanın sonunun geldiğini bildirirken, diğer altısı kıyametten sonra meydana gelecek ve insanların iki gruba ayrılacağını haber vermektedir.

Ubey bin Ka’b (radıyallahu anh) bu konuda şöyle demiştir:

"Kıyametten önce altı büyük alamet vardır: İnsanlar çarşılarında alışveriş yaparken birden bire güneşin ışığı kaybolacak, ardından yıldızlar dökülmeye başlayacak, sonrasında dağlar yerin yüzüne çarpıp sarsılacak, hareket edecek ve yanıp kül olacaktır. Bu dehşet verici olaylar karşısında cinler insanlara, insanlar cinlere sığınacak. Hayvanlar, kuşlar ve tüm canlılar birbirine karışacak, her şey altüst olacaktır."[4]

Bu manzaralar, kıyamet gününün şiddetini ve insanın dünya hayatındaki sorumluluğunu bir kez daha hatırlatmaktadır. O gün gelmeden önce hazırlık yapmak ve Rabbimize itaati artırmak için bu sahneleri hatırlayarak ders almak hepimizin üzerine düşen bir vazifedir.

Yüce Allah, önce gökteki ve yerdeki büyük varlıkların başına gelecek korkunç olayları anlattıktan sonra, hayvanlar âlemine dair bir sahneye dikkat çekiyor:

“Ve gebe develer kendi hallerine bırakıldığında.”[5]

Kıyametin dehşeti öyle büyük olacak ki, Arapların en kıymetli malları olan gebe develer bile sahipleri tarafından tamamen unutulacak. İnsanlar en değerli varlıklarını bile umursamayacak hale gelecekler.

Bu ayetlerin ardından Allah Teâlâ, kıyamet günü yaşanacak büyük olayların, insanları mahşere sevk eden büyük bir toplanmaya işaret ettiğini belirtiyor. Bunu anlatmak için, normalde birbirine yaklaşmayan, farklı özelliklere sahip varlıkları bile bir araya getirecek bir sahneyi şöyle tasvir ediyor:

“Ve vahşi hayvanlar toplandığında.”[6]

Tabiatı gereği birbirine yaklaşmayan, birbirinden kaçan vahşi hayvanlar bile kıyamet gününün dehşetiyle bir araya gelecek, korkudan birbirlerine sığınacaklar. O halde, insanlar için durum nasıl olur?

Bunun ardından kıyamet gününün bir başka korkunç sahnesi gelir:

“Ve denizler tutuşturulduğunda.”[7]

Ali ve İbn-i Abbas (radıyallahu anhuma) bu ayeti şöyle açıklamışlardır:

“Denizler tutuşturulacak ve ateş gibi yanacaktır.”

Bu, kıyamet gününün ne kadar büyük bir felaket olduğunu anlatan korkutucu bir sahnedir. Normalde suyun söndürdüğü ateş, o gün alev alacak ve yeryüzünü yakıp kavuracaktır.

Tüm bu sahneler, kıyamet gününün büyüklüğünü, dünyanın nasıl yok olacağını ve insanların ahiret için hazırlık yapmaları gerektiğini bizlere hatırlatmaktadır. O halde, o büyük gün gelmeden önce Allah’a yönelmeli, O’na itaat etmeli ve ahiretimiz için en güzel azığı hazırlamalıyız.

Yüce Allah, kıyametin kopmasından önce meydana gelecek altı büyük olayı anlattıktan sonra, kıyamet sonrası yaşanacak altı sahneyi de bizlere bildirmektedir. Bunların ilki, insanların kendi akıbetlerini merakla beklemeleridir. İşledikleri amellerin karşılığını görecekleri an gelip çatmıştır. Bu sahneyi Allah Teala şöyle tasvir ediyor:
“Ve nefisler eşleştirildiğinde.”[8]

Ömer (radıyallahu anh) bu ayeti şöyle açıklamıştır:

“Cennette salih kimseler salihlerle cehennemde kötü kimseler kötülerle eşleştirilecek.”

Bunun ardından Yüce Allah, İslam öncesi Cahiliye döneminde diri diri toprağa gömülen kız çocuklarının kıyamet günü uğrayacakları adaleti beyan ederek şöyle buyuruyor:

“Ve diri diri toprağa gömülen kız çocuğuna sorulduğunda; hangi günah sebebiyle öldürüldü?”[9]

Bu ayet, sadece Cahiliye Araplarının işlediği korkunç günahı anlatmakla kalmaz; aynı zamanda çocuklarına iyi bakmayan, onların eğitim ve terbiyesine gereken önemi vermeyen herkes için de bir uyarıdır. Kur'an, kız çocuğunun değil, onu öldürenin sorguya çekileceğini değil, bilakis kız çocuğunun bizzat “hangi suçtan dolayı” öldüğünü sormasını öne çıkararak, bu zalimce fiilin ne kadar ağır bir suç olduğunu vurgulamaktadır.

Yüce Allah, kıyamet günü insanların tüm amellerinin ortaya döküleceğini bildirerek şöyle buyuruyor:

“Ve sahifeler açıldığında”[10]

Bu ayet, herkesin dünya hayatında yaptığı iyi ve kötü her şeyin kaydedildiği amel defterlerinin açılacağını bildirir. Hadiste belirtildiği gibi, kıyamet günü insanlar çıplak ve yalınayak olarak diriltileceklerdir.

Ümmü Seleme (radıyallahu anha) şöyle anlatıyor:

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i işittim, şöyle diyordu: “Kıyamet günü insanlar çıplak ve yalınayak haşrolunacaktır.” Bunun üzerine ben: “Ey Allah'ın Rasûlü! Kadınlar ve erkekler birbirlerine bakmayacak mı?” diye sordum. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “O gün herkes kendi derdine düşmüş olacak.” 'Peki, onları ne meşgul edecek?' diye sordum. Rasulullah şöyle buyurdu: “Açılan amel defterleri! O defterlerde hardal tanesi kadar küçük ya da büyük her şeyin kaydedildiğini görecekler.”"[11]

Bu ayetin ardından Allah Teâlâ, göğün açılıp sırlarının ortaya çıkacağını bildiriyor:
“Ve gökyüzü sıyrılıp açıldığında.”[12]

O gün gökyüzü, sıyrılıp kaldırılacak, tıpkı bir örtünün kaldırılması gibi, tüm saklı sırlar ortaya çıkacaktır.

Ardından Yüce Allah, cehennemin alevlendirilip hazır hale getirileceğini bildirerek şöyle buyuruyor:

“Ve cehennem alevlendirildiğinde”[13]

Bu ayet, kıyamet günü cehennemin azap için hazırlanacağını, içine atılacak kimseleri beklediğini bildirir. Nitekim Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet günü cehennem getirilir. Onun yetmiş bin yuları vardır. Her bir yuları yetmiş bin melek çeker.”[14]

Bu sahne, cehennemin ne kadar büyük bir azap yeri olduğunu gözler önüne sermektedir. O gün gelmeden önce bizler, kendimizi Allah'ın azabından korumalı ve O'nun rahmetine sığınmalıyız.

Surenin diğer bölümlerinde vahiy ve risalet konusu ele alınır. Allah, büyük yaratıkları üzerine yemin ederek Kur’an’ın gerçek ve kesin bir hakikat olduğunu bildirir. Bu Kur’an, şerefli bir elçi olan Cebrail (aleyhisselam) tarafından, yaratılmışların en hayırlısı olan Muhammed Mustafa’ya (sallallâhu aleyhi ve sellem) indirilmiştir.
Son olarak sure, müşriklerin Kur’an hakkındaki batıl iddialarını reddeder ve onun takva sahipleri için bir öğüt olduğunu vurgular:

“Öyleyse nereye gidiyorsunuz? Bu, bütün âlemler için bir öğütten başka bir şey değildir.” [15]

Böylece şüpheler ortadan kalkmış, deliller apaçık ortaya konulmuş ve hiçbir mazeret kabul edilmeyecek bir durum oluşmuştur. Dileyen, hak yolunda yürüyüp mükâfatını alır; dileyen ise hevasına uyarak sapkınlık yoluna girer ve bunun cezasını çeker.

“Siz ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’ın dilemesiyle bir şey dileyebilirsiniz.”[16]

Allah’ım! Bizi doğru yolda sabit kıl, hidayete erdirdiklerinle birlikte bizi de hidayete ulaştır.
 


[1] (Tirmizi)

[2] (Tirmizi)

[3] (Buhari)

[4] (İbn-i Cerir)

[5] (81/Tekvir 4)

[6] (81/Tekvir 5)

[7] (81/Tekvir 6)

[8] (81/Tekvir 7)

[9] (81/Tekvir 8, 9)

[10] (81/Tekvir 10)

[11] (Taberani)

[12] (81/Tekvir 11)

[13] (81/Tekvir 12)

[14] (Müslim)

[15] (81/Tekvir 26, 27)

[16] (81/Tekvir 29)