Yeryüzünde tüm mahlûkatı belli bir düzen ile yaratan Rabbimiz, bu düzen içerisinde farklı canlılara farklı görevler yüklemiştir. Süt vermek ile görevli kılınmış inek, keçi vs. varlıklar 7olduğu gibi insanlara bal üretmekle görevli varlıklar da arılardır.

Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: ‘Dağlardan, ağaçlardan ve onların yaptıkları bal kovanlarından kendin için evler edin. Sonra tüm meyvelerden ye ve Rabbinin senin için kolaylaştırdığı yollarda seyret.’ Karınlarından çeşitli renklerde içecek/bal çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz ki bunda, düşünen bir topluluk için ayet vardır.[1]   

Bal arısı Kur’an’da ismi geçen hayvanlardan birisidir. Allah (cc) Kur’an-ı Kerim’de zikretmiş olduğu hayvanların birçoğundan daha açık bir şekilde bal arısının doğadaki işlevinden (kovanlar ve bal üretimi vs.) ve insanlara olan yararlarından açık bir şekilde bahsetmiştir. Rabbimiz bu ayetlerde bal arısına vahyettiğini ifade etmektedir. Vahiy kelimesi hızlı bir şekilde gizlice söylemek, işaret etmek anlamına gelir. Bizlerin vahiy kelimesi denilince ilk olarak Rabbimizin Cibril (as) vasıtasıyla Peygamberlerine vahyetmesi aklımıza gelse de Kur’an-ı Kerim’de Allah’a izafe edilen vahyetme fiili, Peygamberlerin yanında Musa’nın (as) annesinde olduğu gibi[2] insanlara, meleklere[3], arılara[4], yerlere ve göklere[5] yöneliktir.

Allah’ın vahyetmesi ise işaretle ilhamla ve başka şekillerle olabilir. İşte bundan dolayı ilham da vahiy diye adlandırılmıştır. İlham ise Allah’ın zahiri herhangi bir sebep bulunmaksızın kalpte yarattığı şeydir. Bu da Yüce Allah’ın: “Nefse ve onu düzenleyene, ona hem kötülüğü hem de takvayı ilham edene (tüm bunlara andolsun ki),[6] buyruğu kabilindendir. Hayvanlar da bunlar arasındadır. Allah’ın (cc) hayvanlarda kendi menfaatlerini idrak etmeleri, zararlardan sakınıp hayatlarını çekip çevirebilmeleri ile ilgili yarattığı şeyler bu ilham kabilindendir. İşte Rabbimiz bu ayetlerinde arıya vahyettiğini söyleyerek arının tüm yaptıklarının kendisi tarafından programlanıp düzenlendiğini ortaya koymaktadır.

Arılar hayvanlar arasında böcekler sınıfında yer alır. Böcekler içinde ise zar kanatlı ve eklem bacaklılar cinsindendirler.  Başlıca arı familyaları yaprak arıları, odun arıları, mazı arıları, eşek arıları, yol arıları, asalak arılar, kazıcı arılar ve bal arılarıdır. İnsanlar için yararlı olması dolayısıyla en önemli kabul edilen arı türü bal arısıdır.

Allah (cc), küçücük bir hayvan olan arıya ilham ederek ona bal yapmasını emretmiş ve arının ürettiği bu besin kaynağının şifa kaynağı olduğunu haber vermiş, insanlar asırlardan beri bu şifalı besin kaynağından faydalanmaktadır.

Bal Arısının Doğadaki Mükemmel Görevi

Bal arısının yaptıkları Kur’an’da şöyle tarif edilmektedir:


Kur’an’ın saydığı bu üç faaliyeti de dişi arı olan işçi arılar gerçekleştirmektedir. Bu yüzden Kur’an’da arıdan sonra gelen fiile dişilik takısı eklenmiştir. Kur’an’ın saydığı bu faaliyetler ile erkek arıların hiçbir ilişkisi yoktur. Dişi olan işçi arılardan daha iri yapılı ve kocaman gözlü olan erkek arıların tek görevi genç ana arıyı döllemektir. Yaz sonunda bu görevini yerine getiren erkek arılar dişi arılar tarafından kovandan atılır ve dişi arıların bakımıyla yaşamaya alışkın oldukları için çok geçmeden açlıktan ölür.

Bal arısı eksiksiz cihazlarla donatılmış, 1.5 cm civarında bir vücut yapısına sahiptir. Bu vücudun içerisinde tıpkı diğer yaratıklarda olduğu gibi; çok iyi gören gözlerden koku almaya yarayan duyarlı vasıtalara kadar mükemmel biçimde bütün uzuvlar bulunmaktadır. Arının vücudu öylesine kusursuzdur ki; gözleri çok uzaklarda bulunan cisimleri altmış defa büyütülmüş olarak görür. 1 km ötedeki bir çiçeğin kokusunu alır ve kendi duyu vasıtalarına gelen diğer kokulara karıştırmadan mükemmel bir şekilde ayırarak düzene koyar. Nokta büyüklüğünde olan sinir düğümleri sayesinde hangi çiçeğin daha çok bal özü verdiğini ve hangi çiçek tozlarının toplanmaya hazır vaziyette beklediğini hatasız olarak ayırt eder. Kanatları yaklaşık saniyede beş yüz defa hareket eder. Ve çiçeğe yaklaşır yaklaşmaz, ondaki balözünü çok usta bir cerrahın vücudun bir parçasını koparıp alması gibi kısa bir sürede alıverir.

Arılar sadece bal üretmekle vazifelendirilmiş hayvanlar da değiller. Aynı zamanda çiçeklerin polen üretiminde de yardımcı olurlar. Çiçek özlerini almak için çiçeğe konduklarında, çiçek polenleri tüylü vücutlarına yapışır. Çiçekten çiçeğe kondukça bir çiçekten aldığı poleni diğerine iletmiş olur. Bu sayede çiçeklerin tozlaşmasına ve çoğalmasına ve meyve oluşumuna yardımcı olurlar.

Bal Arısı Kolonisi: Kraliçe, Erkek Arılar ve İşçi Arılar

Arı ailesini meydana getiren bireylerin hepsi aynı yaratılış biçimine ve özelliğine sahip değildir. Ortalama on bin-altmış bin işçi arının yaşadığı bir arı topluluğunda üç çeşit arı vardır. Bal arısı kolonisi, tek bir dişi (kraliçe, bey veya ana) arı, erkek arılar ve işçi arılardan oluşur. Kolonide iç düzenin sağlanması önemlidir. Bal arılarının arasında iş bölümü vardır, inanılmayacak kadar düzenli bir iş bölümü yaparak yaşarlar. Arı kovanında daima birer kraliçe arı bulunur. Kraliçe arı ötekilerden daha büyük, karnı çok uzun. Kanatları ve iğnesi ise diğerlerinden daha kısadır. Çiftleşme ve yumurtlama organları vardır. Erkek arıyla çiftleşip ömrü boyunca yumurtlar. Günde yaklaşık bin beş yüz yumurta bırakır, bunların döllenmiş olanlarını kraliçe hücrelerine döllenmemiş olanlarını da erkek hücrelerine bırakır. Ağız yapısı dumura uğradığı için çiçeklerden bal özü toplamaya gitmez. Kovanın hem en önemli hem de en tembel üyesidir, kendini bile besleyemez. İşçi arıların taşıdıkları besinleri yer.  Arı ailesinin büyük bir bölümünü kısır dişiler yani işçi arılar oluşturur. İşçi arılar kovanın bakımıyla yavruların yetiştirilmesi ile görevlidir. Petek gözlerinin bakımını ve temizlenmesini üstlenirler. Yeni petekler yapar, yavruları besler, yumurtaları gereken ısıda tutar, ısınmak için birbirlerine sokulur kovanı havalandırır ve korurlar. Bal özü ve çiçek tozlarını toplayıp kovana taşırlar.

Peteği de işçi arılar yapar. İşçi arıların kovan içi görevlerinin başında mum salgılamak ve petek örmek gelir. Karınlarının alt tarafında dört çift bal mumu bezi bulunur. Bu bezlerden plakalar halinde salgılanan mum ile petek oluşturulur. Plakalar halinde salgılanan mumdan, ağız (bal mumunu çeneleriyle yoğurarak) ve ayak yardımıyla. Olağan üstü bir ustalıkla birbirine bitişik, düzgün altıgen gözler inşa edilir.  Acaba neden bu şekil dikdörtgen, beşgen, sekizgen değil de altıgendir? Bunu araştıran matematikçiler, alanın tamamen kullanılması ve en az malzemeyle petek yapılabilmesi için en ideal şeklin altıgen olduğunu ortaya koydular.

Birbirine eşit bu gözcükler o kadar mükemmeldir ki, insanın bunu cetvel ve pergel kullanmadan yapması mümkün değildir. Eğer bu gözcükler altıgen değil de üçgen, beşgen veya yedigen gibi başka geometrik biçimlerde olsaydı, gözcükler arasında işe yaramaz boşluklar kalacaktı. Sadece altıgen olduğunda gözcükler arasında hiç boşluk kalmamaktadır. Yine altıgen hücreler için kullanılan malzeme üçgen ya da dörtgen için kullanılan malzemeden daha azdır. Diğer birçok geometrik şekilde ise kullanılmayan bölgeler ortaya çıkacaktı. Sonuç olarak altıgen hücre, en çok miktarda bal depolarken, yapılması için en az balmumu gereken şekildir.

İşçi arılarımız peteğin yapımına birkaç farklı noktadan başlarlar. İş ilerledikçe peteğin gözenekleri orta yerde birleşir. Bu durumda kaynaşma noktasındaki peteklerin açıları yine kusursuzdur. Bu işçi arıların peteğin yapımına rastgele koyulmadıklarını, başlangıç ve bitiş noktaları arasındaki uzaklıkları, arkadaşları olan diğer işçi arılarının pozisyonlarını önceden çok ince bir şekilde hesapladıklarını ortaya koyar. İşte arı ilâhî ilim ve kudretin sevki ile en münasip olanı tercih edip yapmaktadır. Sonra arı yine Rabbinin emriyle her türlü çiçekli bitkilere ve ağaçlara konar, onların özünden yer. Sonra topladığı o çiçek özlerini getirir, kovanına bal olarak çıkarır. Arıların bal yapma işini yaparken kendi içlerinde çok ilginç bir sistemleri vardır. Bu sistemin bazı özellikleri tespit edilmiştir. Mesela; arılar arasında bir başkan vardır. Vücutça diğerlerinden iri olan başkan ötekilerine hükmeder. Uçarken ve konarken hepsi başkana tabi olurlar. Son araştırmalarda arıların genellikle güneşin konumundan istifade ile yönlerini ayarladıkları, ayrıca rüzgârın esme istikâmeti ve dünyanın manyetik alanı gibi başka imkânlardan faydalandıkları tespit edilmiştir. Ayrıca arılar kovan üzerinde daire veya sekiz çizerek birbirlerine yol tarif eder, çiçeklerin bulundukları alanlar hakkında bilgi aktarır, bu bilgileri alan diğer arılar, bilmedikleri çiçek alanlarını kolaylıkla bulur, dönüşlerinde de “arı hattı” denilen en kestirme yolu kullanırlar.

Arının karnından çıkan bal kırmızı, beyaz, sarı, katı veya sıvı gibi muhtelif renk ve özelliklerde olur. Bu da daha çok arının yaşadığı bölgeye, topladığı çiçeklerin özelliklerine göre değişir. Bal insan sağlığına çok faydalı, şifalı bir besindir. Balın vücuda şifa olduğu tıbben de sabittir. Rasulullah’ın (sav) bu yönde tavsiyelerinden biri şöyledir:

Size şu iki şifa kaynağını tavsiye ederim: Bal ve Kur’an.[7]

“Bir adam Peygamberimize (sav) geldi ve ‘Kardeşim ishal oldu.’ dedi. Allah Resûlü (sav), ‘Ona bal şerbeti içir.’ buyurdu. O da içirdi, fakat ishali daha da arttı. Bunun üzerine tekrar gelerek Rasulullah’a (sav) durumu anlattı. Rasulullah (sav) tekrar, ‘Ona bal şerbeti içir.’ buyurdu. O da ikinci defa içirdi, fakat yine hastalığı arttı. Tekrar gelerek, ‘Ya Rasulallah! İçirdim, fakat fayda vermedi.’ dedi. Bunun üzerine Peygamber (sav), ‘Git, ona bal şerbeti içir. Allah doğru söyledi. Fakat senin kardeşinin karnı yalan söyledi.’ buyurdu. O da bir kere daha içirdi. Allah şifa verdi ve iyileşti. Öyle ki, sanki bağından çözülmüştü.”[8]

Burada bizim için son derece dikkat çekici olan nokta; Allah Resulünün (sav) adamın ısrarla, “kardeşim iyileşmedi” demesine rağmen Allah’ın, “O balda insanlar için şifa vardır” buyruğuna yakinen inanıp Allah’ın sözünden asla şüphe etmemesidir. Aynen bu şekilde Allah’ın kitabında varid olan her meselede ve her konuda Müslümanın takınması gereken tavır ve inanması gereken örnek durum budur. Pratik durum ne kadar bu ilâhî emirlere muhalif gibi görünse de Allah’ın emri o pratikten daha doğrudur.

Kaynaklarımızda anlatılan şu olay, dünya ve ahiret tüm dertlerimize şifa olması için Kur’an ve Sünneti nasıl hassas bir kulakla dinleyip nasıl ince bir kalple idrake çalışmamız gerektiğini ortaya koyar.

“Bir adam Ali’ye (ra) gelerek hafızasının zayıf olduğundan şikâyet etti. Ali (ra) ona ‘Hanımın var mı?’ diye sorup, ‘evet’ cevabını alınca şu tavsiyede bulundu, ‘Hanımına söyle, sana mihrinden gönül rızâsıyla iki dirhem versin. Onunla süt ve bal al. Yağmur suyuyla şerbet yap. Aç karnına onu iç; umulur ki hıfzın kuvvetlenir.’ ” 

Ali’nin bu sözü Hasan b. Fadl’a sorulunca, o bu reçetenin Allah’ın (cc) şu ayetlerinden alındığını söylemiştir: “Su hakkında, ‘Biz gökten bereketli bir su indirmekteyiz[9], süt hakkında, ‘İçenlerin boğazından kolayca geçen, lekelerden arınmış temiz bir sütle sizi besliyoruz.[10], bal hakkında, ‘Onda insanlara şifa vardır.[11], mihir hakkında da, ‘Onu da gönül rahatlığı içinde afiyetle yiyin.’[12] buyurmuştur. Dolayısıyla bereket, şifa, âfiyet, boğazdan kolayca geçme ve hâlis olma gibi vasıflar bir şeyde toplandığı zaman onun yararlı olmasında şaşılacak bir şey yoktur.”[13]

İmâm Muhammed b. Ali Tirmizî (rh) der ki: “Bal insanlar için şifa olmuştur. Çünkü arı, itaat ederek Allah’a boyun eğdi, kendi şehvetini terk ederek tatlı, acı, sevilen ve sevilmeyen bütün meyvelerden yedi. O, Allah’ın emrine boyun eğince yediklerinin hepsi Allah için oldu ve hastalıklar için şifa hâline geldi. İşte bunun gibi kul Allah’a itâatkâr olur ve nefsânî arzularını terk ederse sözü hasta kalplere şifa olur.

MÜMİN VE BAL ARISININ BENZERLİĞİ

Ebu Hureyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: “Muhammed’in canını elinde tutana yemin olsun ki mü’min, bal arısı gibidir. Temiz olan şeylerden yiyip temiz olan bir şeyi üretir. Konduğu yeri kırmaz ve bozmaz.[14]

Birçok arı çeşidi bulunmasına rağmen Rasulullah (sav) mümini bal arısına benzetmiştir. Çünkü mümin ile bal arısının bazı vasıflarını birbirine benzetmiş ve bunları zikretmiştir. Bu özelliklerden bazıları şöyledir:


Bal arısı güzel sonuca ve başarıya ulaşabilmek için ufak adımlar atar ama bu ufak adımları küçük görmez. Usanmadan, bıkmadan, yorulmadan, sabırsızlık yapmadan kendisine çizilmiş olan yolda yürümeye devam eder. Çok çalışır az ürün elde eder ama az ürününün de faydası çoktur.

Bir kg bal için bir arı altı yüz bin ila sekiz yüz bin sefer yapar bir milyon çiçeğe konar. Yani önümüze gelen bir kg bal için bir arı dünyanın etrafını on kez dönmüş kadar yol kat etmiştir. Buna rağmen bir arı hayatı boyunca bir çay kaşığının sadece on ikide biri kadar bal toplayarak peteğe katkıda bulunur. Ve arı, “Bu kadar az işle ne olur?” demez, Allah’ın kendisine biçtiği kaderi yaşar. Biz de müminler olarak yaptığımız iş Allah içinse onu küçük göremeyiz. Birimiz bir işi yapar, diğerimiz başka bir işi yapar ve böylece ümmetin bir eksiği kapanmış olur Allah’ın izniyle.  Ebu Zer’den (ra) rivayet edildiğine göre Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur: “Kardeşini tebessümle karşılamak dahi olsa hiçbir ameli küçük görme.[15] Ömer’den (ra) rivayet edildiğine göre Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur: “Kimi, yaptığı iyilik sevindiriyor ve kötülükleri de üzüyorsa o kimse mümindir.”[16]

2- Vahye Uygun Hareket Etmek

Bal arıları Allah’ın kendilerine vahyettiği yolda yürürler. Aynı şekilde mümin de kulluk yürüyüşünü vahyin rehberliğinde gerçekleştirir:

Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: ‘Dağlardan, ağaçlardan ve onların yaptıkları bal kovanlarından kendin için evler edin. Sonra tüm meyvelerden ye ve Rabbinin senin için kolaylaştırdığı yollarda seyret.’[17]Rabbinizden size indirilene uyun. O’ndan başka velilere uymayın. Ne de az öğüt alıyorsunuz![18]

Bal arılarının hayatında tam bir ihlas örneği vardır. Kimse işini kimse için yapmaz, onların Rabblerinin vahyine uymaktan başka hedefleri yoktur. İbn Kayyim’in dediği gibi ihlas; kişinin yaptığı işe Allah’tan başka şahit, O’ndan başka ödüllendirici aramamasıdır. İşte arı tam da böyledir. Mümin kul da Kur’an ve Sünnette Rabbinin ona gösterdiği yolun ve kanunların dışındaki yollara, kanunlara ve hayat programlarına uymaz; tağutların ve zalimlerin istedikleri hayat ölçülerine göre hayat yaşamaz.

3- Gaflet Karanlığından ve Şüphe Bulutlarından Uzak Durma

Bal arısı karanlıktan, sisten, rüzgârdan, dumandan, yağmurdan uzak durur.  Mümin kulun da gaflet karanlığından, şüphe bulutlarından, fitne rüzgârlarından, haram dumanlarından, riya yağmurlarından uzak durması gerekir. Çünkü bunlar müminin imanını zayıflatır ve yok eder.

İbn Ömer (ra) şöyle buyurdu : “Arıyı işinden alıkoyan âfetler vardır. Bunlar da karanlık, havanın bulutlu olması, rüzgâr, duman, su ve ateştir. Mümin de böyledir: Onu da işinden bazı âfetler alıkoyar. Bunlar ise gaflet karanlığı, tereddüt ve şüphe bulutu, fitne rüzgârı, haram dumanı, taşkınlık suyu, keder ve üzüntü ateşidir.[19]

4- Yumuşaklık ve İncitmemek

Rasulullah (sav) bal arısı için “o incitmez ve kırmaz” buyurdu. Mümin de aynı şekilde yumuşak huyludur. İnsanları incitmez ve onlara zarar vermez. İyi huylu bir müminin hayatında kötü söze, kaba davranışa, şiddet ve nefrete yer yoktur. Zira o, Peygamberimizin şu sözlerini daima hatırında tutar: “Mümin cana yakındır. İnsanlarla yakınlık kurmayan ve kendisiyle yakınlık kurulamayan kimsede hayır yoktur.[20]

 “Kendisi cehennem ateşine ve cehennem ateşi de kendisine haram olan kişiyi size bildireyim mi? Cana yakın, yumuşak huylu, kolaylaştırıcı kimse.”[21]Allah refîktir (yumuşaktır), yumuşaklığı sever ve yumuşaklığı sebebiyle (müminden) râzı olur. Sert insanlara yapmadığı yardımı, yumuşak tabiatlı kişilere yapar.[22]

Cana yakın ve yumuşak huylu olan kişi, cehennem ateşine uzaktır. Zira o, cana yakınlığı ve yumuşak huyu ile cehennem alevini bile söndürür. Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Kendisi cehennem ateşine ve cehennem ateşi de kendisine haram olan kişiyi size bildireyim mi? Cana yakın, yumuşak huylu, kolaylaştırıcı kimse.[23]

Cana yakınlık ve yumuşak huyluluk, insanları cezbeder. İnsanlar, yumuşak huylu kişilerle kolayca ülfet tesis eder ve yakınlaşır. Ama bunun aksi sert ve kaba olmakta iticilik vardır. İnsanlar, sert ve kaba olan kişilerle yakınlık kuramadığı gibi ondan uzak durmak isterler.

5- Birlik ve Yardımlaşma

Arılar cemaat halinde yaşarlar ve kusursuz bir ümmet bilinci içinde çalışırlar. İmamlarına asla hıyanet etmezler, imam olarak adaylar arasından en vasıflı olanı seçerler. Diğerlerini fitneye meydan vermemek için etkisiz hale getirirler. Bir kovanda onlarca farklı iş yapılır ve her bir arı ne yapacağını bilir, kargaşa ve gürültü patırtı olmadan herkes kendi işini yapar. Kimsenin kimseyi uyarmasına gerek kalmaz.

Örneğin; bir kovanda işçi arılar ya kovan içi hizmet ya da kovan dışı hizmetle görevini yerine getirir, kovan içi hizmeti yapan arılar ömrünün ilk yarısını (yirmi günlük bir süre) kovan içi hizmetle geçirir. Kovan dışı hizmet bu acemilik ve olgunlaşma süresinin tamamlanmasından sonra başlar ve artık bal, polen, propolis ve su gibi maddeleri kovan içine taşıyan bir birey olur. İslam toplumu da böyledir, her şey bir plan ve program dâhilindedir. İslam toplumunun Müslümanlara yüklediği görev dağılımı ile arıların yüklendiği görev dağılımı yakın benzerlik gösterir.

Bir kolonide 50.000 – 80.000 arası arı yaşar. Bu kadar arı bir arada yaşayabiliyorsa demek ki biz müminler de bal arıları gibi cemaat halinde yaşamaya dikkat etmeliyiz. Nasıl ki bal arıları bal üretmek için kovana ihtiyaç duyuyorsa bizim de İslam adına çalışabilmemiz için müminlerle birlikte olmaya ihtiyacımız var. Özellikle aynı dertleri taşıdığımız kardeşlerimizle bir araya gelip cemaat oluşturmalıyız. Cemaatin küçüklüğü büyüklüğü fark etmez.

İslam adına yaptığımız hiçbir iş küçük değildir. Kardeşlerimizle çalışırken işbirliği halinde olmalıyız. Sevgi ve saygı çerçevesinde davranmayı karakter haline getirmeliyiz. Gerektiğinde fedakârlık yapmayı ve paylaşmayı bilmeliyiz ve tüm bunları yaparken de bal arıları gibi samimi olmalıyız. Ebû Mûsâ El-Eş’arî (ra) Allah Resulunün (sav) parmaklarını birbirlerine kenetleyerek şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Müminler bir binanın tuğlaları gibidir, birbirine destek olurlar.”[24]

6- Çalışkanlık ve İrade

Bal arılarının işleri vakitlerinden çoktur. Tembel ve aylak dolaşanlara hayat hakkı tanımazlar. Yunanlı bir düşünür talebelerine, “Peteklerindeki arılar gibi olun” diye tavsiyede bulunur. Talebeleri, “Arılar peteklerinde nasıl olur?” diye sorunca şöyle cevap verir: “Arı, yanında tembel birini barındırmaz. Onu kovar ve petekten uzaklaştırır. Çünkü petek dardır, bal tükenir. Tembel değil dinç olan çalışır.”

Bal arıları bir işi bitirip yeni bir işe koyuluyorlar. Boşa kaybedecek bir anları bile yok. Çünkü işleri vakitlerinden çok ve bu işleri yapmaları için de güçlü bir iradeye sahipler. Madem biz bal arılarına benziyoruz o halde onlar gibi olmamız gerek. Bir günümüzü iyi planlamalı ve bu planı gerçekleştirmek için güçlü bir iradeye sahip olmalıyız. Unutmayalım insan, tabiatı boşluk kabul etmez. O halde biz de her anımızı doğru olan işlerle; kendimize, çevremize ve insanlığa faydalı olacak işlerle geçirmeye çalışmalıyız.

“(Öyleyse) boş kaldığında hemen (ibadet ve taate koyul ve) yorul. Ve yalnızca Rabbine rağbet et/yönel.[25]

7- Temizlik ve Helal Lokma

Bal arısı temiz şeyleri yer. Temiz şeyleri yediği için de temiz ürün olan balı ortaya koyar. Mümin de bal arısı gibi olmalı, helal ve tayyib olan şeyleri yemeli. Yalnızca ağzına helal lokma girenin temiz işler ortaya koyabilir. Mümin ferasetli olmak zorundadır. Unutulmamalıdır ki, şuursuzca yenilen her lokma, içilen her yudum, insanı fizyolojik ve mânevî mânâda ya yeniden inşâ etmeye vesile olmakta ya da çöküşüne sebebiyet vermektedir. Peygamberimiz (sav) şöyle buyurur: “Allah güzeldir, güzel olanı sever; temizdir, temizliği sever; kerem sahibidir; cömertliği sever.[26]

Allah (cc) müminlere emrettiğini Resullere de emretmiştir: “Ey Resuller! Temiz şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun. Şüphesiz ki ben, yaptıklarınızı bilmekteyim.”[27]

8- İmanın Berraklığı ve Saflığı

Temizlik, imandandır ve iman kalbi, inkâr, nifak, şirk, şüphe ve batıl şeylerden temizler. Bu yüzden mümin, her yönüyle temiz insandır. O, habis duygu ve düşüncelerden, kirli emellerden, pis işlerden ve yerlerden uzak durur. Maddi manevî en saf, en duru ve en temiz kaynaklardan beslenir ve en yüce amaçlar peşinden koşar. Kendisinden iman, ibadet, ahlak, adalet, hayır, hasenat, iyilik ve takva gibi hep en safî şeyler hâsıl olur. Sözleri, yapıp ettikleri, yiyip içtikleri,  işleri ve kazançları tertemizdir. Ömrünü temiz ve nezih ortamlarda, temiz ve nezih insanlarla birlikte ve salih ameller peşinde geçirir. Allah Resûlü, bu noktalarda onu, bal arısına benzetir ve şöyle buyurur: “ Mümin bal arısına benzer. Temiz olanı yer, temiz olan şeyler ortaya koyar...

9- Düşmanlara Karşı Güç Birliği

Arılar da müminler de düşmanlarını birlikte hareket ederek püskürtürler. Bir eşek/yaban arısı tek başına teker teker yakaladığı yaklaşık bin bal arısını öldürebilir. Dolayısıyla bu arılar, birkaç bal arısı için güçlü bir düşmandır. Bu düşmanı defetmek için yüzlerce bal arısı hep birlikte üzerine çullanır, ‘ısı topu’ adı verilen savunma sistemiyle etrafını sardıkları yaban/eşek arısını merkeze alıp 44-45 derece sıcaklıkla öldürürler. Mümin de böyledir. Güçlü düşmanlar karşısında tek kaldığında -Allah’ın (cc) rahmet ettikleri müstesna- av olması kaçınılmazdır. Ancak bir araya gelmekle düşmanlarının üstesinden gelirler.

Şüphesiz ki Allah, kendi yolunda, kenetlenmiş bir bina gibi saf hâlinde savaşanları sever.[28]

Onlar ki; başlarına bir haksızlık geldiğinde yardımlaşırlar.[29]   Sonuç

Mümin, tıpkı bal arısı gibi, azimle çalışmalı, sabırla hedeflerine ulaşmaya çabalamalı ve her işinde Allah’ın rızasını gözetmelidir. Bal arısının yaşamındaki sadelik, temizlik ve işbirliği prensipleri, müminin hayatına da örnek teşkil etmelidir. Mümin, her zaman temiz işlerle meşgul olmalı, helal lokmalarla beslenmeli ve manevi temizliğe özen göstermelidir. Ayrıca, bal arıları gibi cemaat bilincine sahip olarak, birlik ve beraberlik içinde hareket etmeli, fitneye karşı dikkatli olmalı ve İslam’ın emirleri doğrultusunda hayatını şekillendirmelidir.

Bal arısının hayatındaki hikmetler, müminin yaşamında güçlü bir rehber olmalıdır. Hem bireysel olarak hem de toplumsal düzeyde bu değerleri içselleştiren bir mümin, Allah’ın rızasına en yakın şekilde yaşamış olur.

Allah, müminlerin kalplerini ve zihinlerini doğru yola iletsin, bizleri imanlı, ihlaslı, çalışkan, azimli, temiz ve hayırlı işler yapan kullardan kılsın.

Selam ve Dua ile.  



[1] 16/Nahl 68-69

[2] 28/Kasas 7

[3] 8/Enfal 12

[4] 16/Nahl 68

[5] 41/Fussilet 12

[6] 91/Şems 7-8

[7] İbn Mâce, Tıb 7

[8] Buhârî, Tıb 24; Müslim, Selâm 91

[9] 50/Kaf 9

[10] 16/Nahl 66

[11] 16/Nahl 69

[12] 4/Nisâ 4

[13] Bursevî, Rûhu’l-Beyân, V, 65-66

[14] Ahmed, 6872; Sahîhu İbni Hibbân, 247; Es-Sunenu’l Kubrâ li’n Nesâî, 11278

[15] Müslim, 2626

[16] İbn Mace, 2165

[17] 16/Nahl 68-69

[18] 7/Araf 3

[19] Burseví, Rûhu’l-Beyân, V, 65-67

[20] İbn Hanbel, II, 400

[21] Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 45

[22] Muvatta’, İsti’zân, 15

[23] Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 45

[24] Buhari, 2446; Müslim, 2585

[25] 94/İnşirâh 7-8

[26] Müslim, Îmân, 147; Tirmizî, Edeb, 41

[27] 23/Mü’minûn 51

[28] 61/Saff 4

[29] 42/Şura 39