İslam şeriatının hâkim olmadığı egemenliğin ve hakimiyetin Allah'ın değil de Allah'ın yarattığı aciz ve zayıf kullarının olduğu dönemlerde, haramları ve helalleri belirleyen, insanlar üzerinde dikta yönetim biçimi sergileyen müstekbir yöneticilerle, onları o makama getiren, onları gönülden ya da zor durumda kaldığı için destekleyen mustazaf tabiler, toplumun büyük bir kitlesini oluşturmaktadır.

Allah'ın ayetleri ve elçisi kendilerine gelmesine rağmen yüz çeviren, istikamet yolundan ayrılıp batıl yol alan kişilerin müstekbir ya da mustazaf olması ile kıyamet gününde konumları ile alakalı bir farklılık olmayacaktır.

Kur'an-ı Kerim'de yüce Allah, birçok ayette zalim yöneticiler ile onları destekleyen kuranın tabiriyle "mustazaf “olan kişilerin azabı gördüklerinde kendi aralarında konuşmalarına yer vermektedir.

Bu ay, tefekkür köşemizde bu diyaloglardan bir tanesi olan İbrahim suresinin 21-22. ayetleri üzerinde durmaya çalışacağız. Başarı Allah'tandır.

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır

"İnsanların hepsi Allah'ın huzuruna çıkacak ve güçsüzler büyüklük taslayanlara diyecek ki: "Şüphesiz bizler size uymuştuk, şimdi siz az bir şey olsun Allah'ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?" Onlar da "Eğer Allah bizi doğru yola eriştirseydi biz de sizi doğru yola eriştirirdik. Şimdi sızlansak da sabretsek de bizim için birdir. Artık bizim için hiçbir kurtuluş yoktur" derler. İş bitirilince şeytan da diyecek ki: "Şüphesiz Allah size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah'a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır." (İbrahim 21-22)

Dünya hayatında Allah'ın emirlerini ve yasaklarını iptal etmek suretiyle kendi akıllarına ve isteklerine göre kanun yapan yöneticilerle, onları destekleyen iki zümrenin diyaloglarına bu ayeti kerimede şahit olmaktayız. Her iki grupta ateşle hemhal olacaklarını anlayınca birbirlerini suçlamaya kalkışmaktadırlar. Tabi olan kimseler "Biz size uymuştuk, şimdi siz Allah'ın azabından küçük bir şeyi bizden savabilir misiniz? “Sualine yöneticiler "Allah bizi doğru yola iletmiş olsaydı biz de sizi iletirdik. Şimdi sızlansak da katlansak da fark etmez. Bizim için artık sığınacak bir yer yok!” diye cevap vererek azaptan kurtulamayacaklarını açıklayarak, suçlamanın bir yararı olmayacağını dile getirmektedirler.

Özellikle de tabiler; dünya hayatında büyüklük taslayanlara boyun eğmek, maddi anlamda aralarında uçurum olmak suretiyle hem dünyalarını hem de ahiretlerini heba ederek zelilliklerini her iki tarafta tadarak daha da kötü bir hale almaktadırlar.

Allah (cc) her iki zümreye hükmünü verdikten sonra şeytan, şunları dile getirmektedir.

İş bitirilince şeytan da diyecek ki: "Şüphesiz Allah size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah'a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır."
(İbrahim 22)

Şeytan, kıyamete kadar Allah'a (cc) kullarını saptıracağına dair yemin etmiş, Allah da ona mühlet vermiştir. Şeytan ve avaneleri insanoğlunu doğru yoldan çıkartmak için büyük bir gayretin içerisindedirler. Şeytanın insanoğlunu dürtmesi ile birlikte insanoğlunu azdıran, ayağını kaydıran asıl sebep kendi hevesi ve arzusudur. İnsanoğlu böyle olursa şeytanın bu gibi kimseleri yoldan çıkartması an meselesi olur. Fakat, insanoğlu rabbine sığınarak, nefsine ve arzusuna uymama noktasında çaba sarf ederse, şeytanın egemenliği hemen hâkim olmaz. Ama uğraşmaya devam eder, pes etmez. Şunu da unutmamamız gerekir ki şeytan, Adem'i (as) ve Havva annemizi kandırarak Cennetten çıkmalarına sebebiyet vermiştir. Rabbim bizleri muhafaza etsin.

Şu bir gerçek ki bu ayeti kerime 21. yüzyılda yaşayan insanlığa büyük bir mesaj vermektedir. Günümüzü tefsir eden ayetler arasında yer almaktadır maalesef dünyanın her yerinde yöneticiler, Allah'ın indirmediği hükümlerle hükmetmektedirler. Bu icraatları yapma olanağında kendilerine destek verenler, o makama getiren tabiler sayesinde olmaktadır. Tabiler onlara destek vermezse o makamda olmayacak bu cürümleri yapamayacaklardır. Durum böyle olunca yeryüzünde şirk bu konuda her yeri tahakküm altına almıştır. Her iki zümre tevbe etmeden ölürlerse Cennet onlara haram olacak ve kalacakları yer ebedi cehennem olacaktır.

Bu ve buna benzeyen ayetleri başka surelerde bulmak mümkündür. Mesela Mü'min suresi 47-50. Ayetlerde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır.

"Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara, "Biz size uymuş kimselerdik. Şimdi şu ateşin bir kısmını üzerimizden kaldırabilir misiniz?" derler. Büyüklük taslayanlar ise şöyle derler: "Biz hepimiz ateşin içindeyiz. Şüphesiz Allah kullar arasında (böyle) hüküm vermiştir."
Ateşte olanlar cehennem bekçilerine, "Rabbinize yalvarın da (hiç değilse) bir gün bizden azabı hafifletsin" derler. (Cehennem bekçileri) derler ki: "Size peygamberleriniz açık mucizeler getirmemiş miydi?" Onlar, "Evet, getirmişti" derler. (Bekçiler), "Öyleyse kendiniz yalvarın" derler. Şüphesiz kâfirlerin duası boşunadır."  (Mü’min suresi 47- 50)

Bu ayeti kerimelerde firavun ve yönetimde siyasi ve ekonomide güç sahibi olan müstekbirlerle, mağaza mevki makamında düşük olan zayıfların kendi aralarında birbirlerini nasıl suçladıklarını görmekteyiz. Gerçekler ortaya çıkınca ne kendilerini ne de başkalarını kurtaramayacaklarını anlayacaklardır. Kendi aralarında bir fayda sağlayamayacaklarını anlayınca cehennemdeki görevlilere "Rabbinize dua edin de bir günlüğüne olsun azabı hafifletsin “diye seslenerek onlardan bir ümit beklemeye koyulacaklar. Ama görevliler “Peygamberleriniz size açık kanıtlar getirmemiş miydi? “Sualine “Evet getirmişti “dediklerinden sonra meleklerin şu sözüyle kahrı perişan olacaklardır:

"Yalvarın durun şimdi, ama inkarcıların yalvarmaları boşunadır"

Rabbim bizleri muhafaza etsin...

Selam ve dua ile...