Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’a, salat ve selam da O’nun Rasulu Muhammed’e olsun.
Ebu Hureyre (ra) dedi ki; Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: “İslam garib başladı, (ileride) başladığı gibi garib olacaktır. Ne mutlu gariblere!”[1]
Mekke toplumunu hepimiz biliyoruz. Bir Müslümanın bilmesi elzem olan bir bilgidir Mekke toplumunun durumu. Bizlerde o günleri öğrenmenin önemini kavrayanlar olarak ya okuduk siyer kitaplarından ya da dinledik siyer derslerinden. Öğrendik ve anlamaya çalıştık İslam’ı, anlamaya çalıştık Müslümanların yaşadıkları evreleri, anlamaya çalıştık İslam’ın nasıl yükseldiğini.
O günlere baktığımızda görürüz ki Allah Rasulü’nün (sav) söylediği gibi Müslümanlar, o dönemde garibtiler. Şirk her yerdeydi, küfür insanları sarmış, zulüm hat safhaya ulaşmıştı. Ahlaksızlıklar artık övünülecek birer özellik halini almıştı. İşte insanlık böylesi kötü bir durumdayken Rasulullah’a (sav) Risâlet geldi ve davetine başladı. Garibti Rasulullah, dışlanıyordu çünkü. Alay ediliyordu. Eziyetler görüyordu. Sonrasında onunla birlikte, iman eden Müslümanlarda aynı garibliği yaşadılar. Bilal (ra) kırbaçlandı, kızgın kumun üzerine yatırılıp taşlar altında kaldı. Habbab bin Eret (ra) sırtında yumruk büyüklüğünde oyuklar oluşturacak kadar işkenceler gördü. Yasir ailesi İslam’ın ilk şehidini verdi. İbn Mesud (ra) alay edildi, Allah’ın ayetlerini okudu diye dövüldü. Ebu Bekir’e (ra) Mekke’deki konumuna rağmen, eziyetler edildi boykota uğradı.
Davet ilerledikçe insanlar bir bir İslam’a giriyor, girince ya işkenceler, eziyetler görüyor ya da hapsediliyorlardı. Ama onlar sebat ediyor ve mutluluğa erişiyorlardı. Bu verdiğimiz örnekleri elbette ki çoğaltabiliriz ama amacımız hatırlatmak. Yoksa siyer ve sahabe hayatı kitapları bize rehber olacak bu bilgilerle dolu.
Evet, Müslümanlar garibti, sayıca çok azdılar, dışlandılar, eziyetler gördüler, hapsedildiler ve yurtlarından çıkartıldılar. Bu şekilde birçok imtihan ile karşılaştılar. Ama şunu hatırlamamız lazım ki bu sıkıntıların en şiddetlilerini hep Rasulullah (sav) yaşamıştı. Dışladılar O’nu, öldürmek istediler, aç bıraktılar yıllarca boykot ederek, deve işkembesi koydular üzerine, komşusu dikenler serdi evinin yoluna, Taife gittiğinde orada da hor görüldü, çocuklara ve delilere taşlattılar Rasulullah’ı ve bunun dışında daha niceleri. Bakın Rasulullah nasıl açıklıyor bu durumu:
Ebu Saîd el-Hudrî (ra) der ki: “Peygamber (sav) humma hastalığından yatakta iken yanına girdim. Elimi onun üzerine koyunca, hararetini, örtünün üstünde ellerimle hissettim ve: ‘Ya Rasulullah! Ateşinin hararetine hayret ederim.’ deyince: ‘Biz böyleyiz. Bizim için ibtilâ kat kat fazla olur ve sevabı da bizim için (bu derecede) kat kat fazla olur.’ buyurdu. ‘Ya Rasulullah! Hangi insanlar en şiddetli ibtilâya uğrarlar?’ diye sordum. ‘Peygamberler.’ buyurdu. ‘Onlardan sonra kimlerdir?’ diye sordum. ‘Sonra salih insanlardır. Onlardan herhangi biri fakirliğe öyle müptela olur ki, büründüğü abadan başka hiçbir şey bulamaz ve biriniz mutlulukla sevindiği gibi onlardan herhangi birisi ibtilâya uğramakla sevinir.’ buyurdu.” [2]
Garib kimdir? Nedir?
Gariblik fakirlik, güçsüzlük, mutsuzluk, sefillik demek değildir. Yukarıda kısaca değindiğimiz örneklere bakacak olursak; Bilal ve Habab (ra) gibi köle, fakir, güçsüz sahabelerin olduğunu görmekle beraber, Ebu Bekir, Osman (ra) gibi Mekke’de konumu olan, yani kalburüstü sahabelerin olduğunu da görürüz. Rasulullah’a (sav) ilk iman edenlerin bazısı Mekke’de konumu olan zengin kimselerdi. O halde gariplik, fakirlik veya güçsüzlük değil ise nedir?
Arapça garabet (gurbet) kökünden türeyen garib kelimesi sözlükte “yurdundan uzak kalan; kendi cinsi arasında eşi ve benzeri bulunmayan, tek ve nadir olan; bilinmeyen, müphem ve kapalı olan” anlamlarına gelir.[3]
Sözlük anlamına baktıktan sonra gelin Rasulullah’tan öğrenelim garibin ne olduğunu.
1. Tirmizî’nin rivayet ettiği bu hadiste Rasulullah (sav) gariblerin tarifini şöyle yapıyor: “…benden sonra insanların benim sünnetimden ifsat ettiklerini düzeltenlerdir.” Yani sünnetini ihya edenlerdir. Peygamberlerin görevlerini üstlenenlerdir. Bugün bakıyoruz kendini İslam’a nispet eden kişiler veya cemaatler sünnet ihyası diye sarık ve cübbeye verdikleri ehemmiyeti peygamberlerin ilk ve en büyük sünneti olan, tağuttan içtinap ve Allah’a iman vazifesini yerine getirmeye vermiyorlar. Peygamberler buna davet ederken onlar hakkı ketmediyorlar. Zulüm her yanı sarmışken, Rasulullah’ın (sav) sünneti olan adaleti sağlamak için çalışmıyorlar. Rasulullah’ın (sav) birçok sünneti var elbette, hepsi bizim için çok önemli ve değerli ve böylede olmak zorunda. Çünkü biz bununla emrolunduk.[4]
“…Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah’ın azabı çetindir.”[5]
2. İmam Ahmed’in rivayet ettiği bu hadiste ise gariblerin, “insanlar bozulduğunda onları ıslah edenler, düzeltmeye çalışanlar” olduğunu buyuruyor Rasulullah (sav). İnsanların bozulduğunda, fesada uğradığında onları düzeltmeye çalışanlar. Burada bir noktaya değinmek istiyorum. Allah Rasulu (sav) salih olanlar demedi, düzeltmeye çalışanlar dedi. Yani kişinin müjdelenen gariblerden olması için kendisinin salih olması yeterli değil, aynı zamanda insanları da salih yapmak için uğraşması gerekmektedir.
3. Abdullah b. Mesud’un rivayetiyle Peygamber Efendimize: "Garibler kimlerdir Ya Rasulullah?" diye sorulduğunda: "Kabilelerinden İslam için ayrılanlardır." Buyurmuştur. O zaman da sahabeler dinleri için yurtlarından çıktılar, ailelerini terk ettiler, bugünde Müslümanlar çıkıyor, dinlerini daha rahat yaşayabilecekleri bir yer arayışıyla. Şehir değiştiriyor, hatta ülke değiştiriyorlar. Ailelerini, akrabalarını bırakıp Müslümanların yanında bulunmak istiyorlar. Hatta öyleleri var ki işte onlar gerçekten müjdelenen gariblerdir. Onlar Allah’ın hükümlerinin hâkim olduğu bir belde için, Allah yolunda cihad için çıkıp cihad edenler, şehit olanlar, esir düşüp sebat edenlerdir.
Bütün bu tanımlara baktığımız zaman insan “İslam gerçekten garib.” diye düşünmeden edemiyor. Yaşadığımız, içinde bulunduğumuz toplum tıpkı Mekke toplumu gibi ve belki de daha kötü bir durumda. Öyle ki eşcinseller bile açık açık ”onur yürüyüşü” dedikleri “ONURSUZ” eylemlerini yapabilir oldular. Daha ileri gidecek olursak bu onursuzlara engel olmaya çalışsa veya söz söylese biri, toplum tarafından suçlanır hale geldi. Ahlaksızlığın ölçüsü bile yok artık. Şirk-küfür, Allah’ın hükümlerinin ayaklar altına alınması ve Dünyanın dört bir yanında eziyet gören Müslümanlar, esaret altındaki kadınlar ve çocuklar en normal şey günümüzde.
İşte yeryüzünde şirkin ve küfrün kalkması için, Allah’ın dininin hâkim olması için, Rasulullah’ın sünnetinin ihyası için, esirlerin kurtarılması için, bütün bu saydığımız ya da saymadığımız münkerlerin ortadan kalkması için çalışanlar, gariblerdir. Çünkü bu kimseler bunları yaparken, dışlanırlar, hor görülürler, tağutların baskısını yaşar, eziyet görürler. Bu kimseler, bir sabah namazına kalktıklarında terörist diye kargatulumba gözaltına alınırlar. Yok yere günlerce, aylarca ve hatta yıllarca hapsedilirler. İftiralara maruz kalırlar. Bu kimseler ki evlerinde bile dışlanabilir, kavimlerinin içinde hor görülebilir, iş yerlerinde saygısızlık görebilirler. Öz anne-babaları, kardeşleri, İslam öncesi çok yakın olan dostları, onlara eziyet edebilir, ama onlar sebat ederler ve çalışmaya devam ederler. İşte onlar gariblerdir.
Garibler insanların içindeki, tağutu reddeden ve Allah’a iman eden Müslümanlardır. Garibler, Müslümanların içindeki ıslah etmek için çalışan, elini taşın altına koyan, çaba gösteren kişilerdir. Garibler Allah için yola çıkan, Allah için cihad eden, Allah için esir düşen ve bazı kendini bilmez Müslümanların bile sırf tağulara ve topluma şirin görünmek için, sırt döndüğü kişilerdir.
Garibler kendi beldelerinde gurbettedirler aslında. Ne mutlu o gariblere… “Bütün yalnızlığı, terk edilmişliği, dışlanmışlığı, hasreti ve acısıyla nasıl mutlu olabilirler ya da bu iki kelime nasıl yan yana gelebilir?” diye düşünmek ilk başta mantıklı gelse de, Allah Rasulü’nün hadisinde gördüğümüz gibi mutluluk, gurbetin şerefi olarak yeni bir mana kazanmıştır. Allah Rasulu hadisin son kısmında “Ne mutlu gariblere” diyerek garibleri müjdelemiştir.
“Ne mutlu gariblere”.
Onlar mutludurlar, hatta bu dünyanın en mutlu insanları onlardır. Çünkü gidecekleri yer cennettir bunu bilirler. Bu dünyada da ahirette de iyilikler onlaradır. Bunun için müjdelemiştir Allah Rasulü garibleri.
İbn-i Abbas (ra) hadiste geçen “طُوبَى” “tûbâ” kelimesinin sevinç ve göz aydınlığı manasında olduğunu, bazıları da “tûbâ”dan muradın cennet olduğunu söylemişlerdir. Allah (cc) buyurduğu gibi:
“İman eden ve salih amel işleyenler için, mutluluk ve güzel bir dönüş yeri vardır.”[6]
O zaman da garibti İslam şimdide. O zaman da garibti Müslümanlar şimdide. Ama o zamanki gariblerle şimdiki gariblerin bir farkı var hem de bizlere bir müjde olan bir büyük bir fark. Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur:
"Arkanızda sabır günleri var demektir (arkanızdan sabır günleri gelecektir). O günler avuçta ateş tutmak gibi zordur. O günlerde amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” Sahabe “Ey Allah'ın elçisi! Onlardan elli kişi değil mi?” dediler. Rasulullah (sav) buyurdu ki: “Aksine sizden (elli kişinin sevabı).”[7]
“Peki, bu gariblik hep sürecek mi?” sorusu geldi mi aklınıza? Bu sorunun cevabını İbn teymiyye (rh) “İslam garibti, bilinmiyordu sonra ortaya çıktı ve bilindi. Tekrar bilininceye kadar garib olacak fakat sonra ortaya çıkacak ve bilinecek.” diye cevaplamıştır. Şeyhulislam’ın dediği gibi İslam tekrar hâkim olacak, Müslümanlar tekrar izzete kavuşacaklardır Allah’ın izniyle.
“Allah, işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.”[8]
[1] (Müslim, İman 232)
[2] (İbn-i Mâce: 4024)
[3] İslm ansiklopedisi
[4] Bugün haddi iyice aşıp Rasulullah’ı (sav) devreden çıkaran, hadisleri kafasına göre reddeden, sünneti yok sayıp basite alan aklı eksiklere hiç değinmiyorum bile.
[5] (59/Haşr 7)
[6] (13/Rad 29)
[7] (Tirmizî)
[8] (12/Yusuf 21)