Hamd gerek kavli gerek kevni ayetleriyle kullarına doğru yolu gösterip öğüt veren Allah’adır.

Salat ve selam onun ayetlerini bize ulaştıran bize dünya ve ahiret saadetini sağlayacak İslam’ın, önderliğini ve örnekliğini yapan Muhammed (sav)’in, ailesinin ve ashabının üzerine olsun.

Değerli okuyucularım!

Geçen ayki yazımız ile uzun zamandır yazmış olduğumuz aileyle ilgili yazılarımızı sona erdirmiş olduk. Rabbim aileyle ilgili yazdığımız yazılarımızdan ve bundan sonra yazacağımız yazılardan bizleri ve sizleri okuyup anlayıp amel etmek ile rızıklandırsın.

Allah’ın izniyle bu ve bundan sonraki yazılarımızda Rabbimizin bizlere kendisini tanıttığı, sonsuz güç ve kuvvetine delil olan kevni ayetlerinden bahsedeceğiz. Ancak burada bütün kevni ayetlerden bahsetmemize imkan olmadığından dolayı bizler Allah (sb)’ın Kuran’da geçen bazı gıdalar ve hayvanlara dair olan kevni ayetlerinden bahsedeceğiz.

Ayet, insana Rabbini tanıtan yaratılış gayesini öğreten, ona dünyevi ve uhrevi saadetine vesile olacak yolları gösteren, peygamberin hak olduğuna işaret eden deliller ve mesajlar demektir.

Ayet kelimesi Kuran’da tekil ve çoğul olarak 382 defa geçmektedir. Sözlükteki asıl anlamı “Bir şeyin ve bir amacın mevcudiyetini gösteren alamet” tir. Buna bağlı olarak “Delil, ibret, mucize, işaret” gibi anlamlarda da kullanılır.

Meselâ Rabbimiz bazı ayetlerinde şöyle buyurmaktadır :

“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde, insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirip de ölü hâldeki toprağı canlandırdığı suda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde, düşünen bir toplum için (Allah’ın varlığını ve birliğini ispatlayan) birçok ayetler (deliller) vardır.” (el-Bakara, 164)

“O, size ayetlerini gösteriyor ve sizin için gökten rızık indiriyor. İçten (Allah’a) yönelenden başkası öğüt alıp düşünmez.” (Duhan, 13)

“Sizi topraktan yaratması onun (varlığının) delillerindendir.” (Rum, 20)

“İnsanlara ufuklarda ve kendi nefislerinde ayetlerimizi göstereceğiz ki onun (Kur’ân’ın) hak olduğu, onlara iyice belli olsun! Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?” (Fussilet, 53)

Bu ayetlerde ifade edilen faaliyetlerin her biri, “her şeyi bilen”, “her şeye gücü yeten” ve “ dilediğini yapan” yüce Allah’ın varlık ve birliğine, ilim ve kudretinin sonsuzluğuna işaret eden delil ve hüccettir. Ne var ki bunları ancak düşünen, gerçeklere inanmak isteyen, söz ve öğüt dinleyen kimseler anlayabilmektedir.

Allah Teâlâ’nın Kendisini Kullarına Tanıttığı İki Türlü Ayeti Vardır:

 Birincisi: Vahyi Ayetler

 Peygamberleri vasıtasıyla göndermiş olduğu kitaplardaki ayetleridir. Bu kitapların içindeki ayetler insanlara rablerini tanıtan, küfre ve haramlara dair nehiyler ile, dünya ve ahiret saadetini sağlayacak emir ve tavsiyeleri anlatan ayetlerdir. Allah Teâlâ kullarından bu emir ve nehiylere itaat etmelerini ister.

Bu ayetlere kavli ayet denir. Dil ile kelimeler vasıtasıyla okunabilen ayetler olduğu için kavli ayet denmiştir.

“Bu ayetler fiili (kevni) ayetlere de işaret eder ve insanlar tarafından kolaylıkla anlaşılmaları için gerekli açıklamaları ihtiva ederler. Bunlara “teşrîî”, “tenzîlî” ve “vahyî âyetler” de denilir.” (Elmalılı, I, 569-570)

Allah Teâlâ bu ayetler konusunda kullara irade vermiş insanlar isterlerse bu ayetleri kabul edip amel ederler isterlerse de inkâr edip amel etmezler. Ancak Allah Teâlâ onları sonucuna razı olmak şartıyla istedikleri gibi seçim yapma noktasında özgür bırakmıştır.

Bir kişi Allah Teâlâ’nın kendisine şirk koşulmaması yönünde koymuş olduğu kanununu ve ayetlerini inkâr edebilir, namaz kıl emrini inkâr edebilir, oruç tutun emrini inkâr edip oruç tutmayacağım diyebilir, bu onun tercihine kalmıştır. Ancak kul Allah’ın kitabındaki emir ve nehiyleri içeren şer’i ayetleri reddettiği zaman Allah’ın kendisi üzerindeki hükmetme yetkisini kabul etmediği için bu tercihinin bedeli olarak reddedenlere vaat edilmiş olan Cehenneme girmeyi göze alan kâfirlerden olmuş olur.

Allah Teâlâ’nın şer’i ayetlerinde insandan istediği emir ve nehiylere göre yaşayanlar ise Rablerinin kendisi üzerindeki hâkimiyetini kabul eden ve Allah’ın da kendilerine cenneti vaat etmiş olduğu müminlerden olmuş olurlar.

İkincisi: Kevni Ayetler

 Rabbimizin ayetleri sadece Kuranı Kerim’de geçen ayetler olmayıp şer’i ve kavli ayetlerinin yanında kendisinin varlığına, birliğine, eşi ve ortağı olmadığına en büyük delil olan kâinat ve içinde yaratılmış her şeyi kapsayan kevni ayetleri de vardır. Bu ayetlere “kevnî”, “tekvînî” veya “ilmî âyet” de denilir.

Rabbimizin kevni ayetleri bizim aklımızın alamayacağı ve idrakimizin kavrayamayacağı kadar çoktur. Bizler ancak Rabbimizin Kuran’da haber verdiği kevni ayetlerini, yerde ve gökte görüp anlayabildiğimiz kadarını bilebiliriz. Çünkü yerlerde ve göklerde bizim bilmediğimiz Rabbimizin sonsuz gücüne delil olacak nice yaratılmış kevni ayetler vardır.

Rabbimiz olan Allah Teala Kuranı Kerim’de bizlere yerlerde ve göklerde yaratmış olduğu nice kevni ayetlerine bakarak tefekkür edip kendi yaratmasının ve gücünün delilleri olan şeylerle kendisini tanımamızı emretmekte ve bizi teşvik etmektedir.

Nasıl ki Kur’an-ı Kerim kavli ayetlerle doluysa bu kâinatta, en küçük zerreden en büyük varlığa kadar kevni ayetlerle doludur.

Allah (Subhanehu ve Teâlâ) bir taraftan kavlî ayetlerle kullarını irşat ederken, diğer taraftan varlıklar âleminde sergilediği ilâhî azamet tecellileri ve ilâhî kudret nakışlarıyla da kullarını derin bir tefekküre sevk etmektedir.

Nitekim bu cümleden olmak üzere;

“Onlar deveye bakmazlar mı?” (Ğaşiye 17) buyurarak hayvanata dikkat çekerken;

“Buluta, yağmura, dağlara, yeşil bitkilerin kışın ölüp baharda dirilmesine bakmazlar mı?..”  buyurarak coğrafî hâdiselere dikkat çeker.

“Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve (gözlere) ziynet olsun diye (yarattı). Allah şu anda bilemeyeceğiniz daha nice (nakil vasıtaları) yaratır.” (en-Nahl, 8) buyurmak suretiyle de daha 1400 sene evvel bugünkü araba, tren, uçak gibi teknolojik gelişmelere işaret etmiştir. Bundan sonra da Allah (Subhanehu ve Teâlâ)’nın izniyle daha nelerin keşfedilip icat edileceğini bilemiyoruz. Lâkin her keşfedileni yaratan Allah’tır, kullarını buna vasıta etmektedir. Dolayısıyla Kur’ân-ı Kerîm daima önden gitmekte, beşerî ilimler ise onu teyid ederek geriden gelmektedir.

“O Allah ki, yedi göğü tabaka tabaka olarak yarattı, o Rahman’ın yaratmasında hiç bir uygunsuzluk göremezsin, şimdi gözünü çevir (bak), hiç bir çatlak görebilir misin ? “ (Mülk, 3)

Rabbimiz bu ayetlerde bizden kendisinin kevni ayetlerine bakmamızı istiyor ve bize kendi yüceliğini, yaratmasında ne kadar muhteşem olduğunu anlatıyor.

Mesela Ğaşiye suresinde “Göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl (yerleştirilip) dikildiğine, yerin nasıl yayılıp döşendiğine bakmıyorlar mı ?” (Ğaşiye, 18-19-20) buyuruyor.

Bu ayetlerden Rabbimizin kevni ayetlere bakarak onun büyüklüğünü tefekkür etmemizi istediğini anlıyoruz. Rabbimiz Kuran’ı Kerim’de İbrahim (aleyhisselam) için şöyle buyuruyor:

“Yakinen inananlardan olsun diye, İbrahim’e göklerin ve yerin melekûtunu (insanı hayrete düşüren ayetlerini) gösteriyorduk.” (6/En’âm, 75)

 İbrahim (aleyhisselam)’a bir davetçi gitmemişti. O Allah Teâlâ’nın yerdeki ve gökteki kevni ayetlerini selim bir kalple gözlemleyen ve Rabbinin varlığını ve yüceliğini bu kevni ayetler üzerinden mülahaza edip anlayan ve Rabbini yücelten bir kuldu. 

Hatta kendisi yerdeki ve gökteki şeylerin Rabb olamayacağını anlayıp “Ey kavmim işte sizin tapmış olduğunuz ay ve güneş! Ben onları ilah olarak kabul etmiyorum bakın onlar gece gündüz kaybolup duruyorlar” diyerek kendisi Allah’ın kevni ayetlerine bakıp öğüt aldığı gibi kavminin de Allah’ın kevni ayetlerine bakıp öğüt almalarını istiyordu.

Yani Allah’ın kevni ayetlerine bakması gerektiği şekilde bakanlar, Allah’a teslim olup Allah’ın azametini anlayarak kendi acziyetlerini fark edip Allah’ın ayetlerinin nasıl da her yerde Allah’ı tanıttığını göreceklerdir.

 Rabbimiz Araf suresi 179. ayetinde Allah’ın vahyi ve kevni ayetlerinden ibret ve öğüt çıkarmayan, Allah’ın vermiş olduğu organları bunun için kullanmayanları hayvanlara benzetmiştir.

“Andolsun ki cehennemi, kalpleri olup da onunla (hakikati) anlamayan, gözleri olup da onunla (hakikati) görmeyen; kulakları olup da onunla (hakikati) duymayan insanlar ve cinlerin çoğunluğu için yarattık/hazırladık. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta (hayvanlardan) daha sapkınlardır. Bunlar gafillerin ta kendileridir. “ (A’râf, 179)

Bu ayette onların kalpleri vardır ama onlarla kavrayamazlar gözleri vardır ama onlarla göremezler, kulakları vardır ama onlarla işitemezler onlar hayvan gibidir hatta daha da şaşkındırlar, işte asıl gafiller bunlardır diyor.

Demek ki biz Allah’ın bize vermiş olduğu organları ifsad edip onları küfürle, günahla ve fıskla köreltmeyip kalbimizi aklımızı ifsad etmeden bize verilen göz, kulak ve akıl gibi nimetleri Allahu Teala’nın bizden istediği şekilde kullanırsak Rabbimizin bize verdiği bu organlarla onun bakmamızı istediği şekilde bakarak kevni ayetlerinden ibret alır ve tefekkür ederiz. Kalbimizde Ona olan imanımız, itaatimiz, saygımız ve teslimiyetimiz de artar.

Yine Rabbimiz, insanın kâinatı boş ve manasız bir nazarla değil; hikmeti idrak edecek bir dirayet ve basiretle müşahede etmesi lâzım geldiğini ifade eder. Ve Kur’ân-ı Kerîm’de ilâhî nimetleri zikrettikten sonra defalarca; “Ey bakış, görüş (idrak) sahipleri!..”diye hitâb eder.

Bu kevni ayetleri üzerine de Allahu Teâlâ belirli kanunlar koymuştur. Bu kanunlar konusunda kulun hiçbir seçim hakkı yoktur. Kul bu kevni ayetlerin hiçbirisini inkâr etmek ve kabul etmek yönünde iradesini kullanma özgürlüğüne sahip değildir.

Mesela Allahu Teâlâ kevni ayeti olan güneşe sabah doğmasını akşam batmasını emretmiştir. Ay’a her aybaşında incecik hilal olarak çıkmasını ve ayın ortasında dolunay olmasını sonra da tekrar incelmesini,  gecenin karanlık gündüzün aydınlık olmasını kanun olarak belirlemiştir.  Güneş, Ay, yıldızlar, su, ağaçlar, taşlar, toprak birer ayettir.

Biz gündüz karanlık, gece aydınlık olmasını istiyorum gibi bir şey söyleme hakkına sahip değiliz. Kul istese de istemese de yağmur yağar, gece gündüz mevsimler yer değiştirir ve insanlar yaşlanır.

Kevni ayetleri gören kul isterse bu ayetleri tefekkür edip bunların yaratıcısının Allah olduğunu kabul eder, bu ayetlerle Rabbini tanır bu ayetlere şükredip Allah’a yakınlaşır.

İsterse de bu ayetleri Allah’ın gücünü tefekkür için değil bencilce kendi nefsi için kullanır ve tefekkür etmez. Allah’ı da unutarak nankörce bir hayat yaşar hesabını da Rabbine verir.

Kavli ve Kevni ayetlere bütüncül yaklaşım; hayatı anlamada, kavramada ve algılamada çok önemli bir kıstastır. Zira kavli ayetler, Allah tarafından peygamberlerine indirilen ayetler iken, kâinattaki her bir öge, her bir element, her bir varlık da bir ayettir. Biz buna Kevni ayetler diyoruz. Bu iki ayet arasında çelişkinin-paradoksun olması mümkün değildir. Önemli olan bu ayetleri okuyabilmek, idrak edebilmek, anlayabilmek ve kavrayabilmektir.

Değerli Okuyucularım!

Rabbimiz Kevni ayetleriyle dolu olan yeryüzünü yattıklarına geniş zengin bir sofra olarak hazırlamıştır. Bu hazırlamış olduğu zengin sofrasında başta insan olmak üzere bütün varlıkların ihtiyacı olan gıdaları Er-Rezzak isminin tecellisi olaraktan yarattıklarını önüne sermiştir. Görünen görünmeyen bütün canlıların rızkını hiçbir zaman unutmaksızın muhteşem bir şekilde tam da vaktinde ve zamanında kendilerine ulaştırır. Yerin altındaki bir canlıdan denizin dibindeki bir balığa kadar nimetlerini yarattıklarına cömertçe ihsan etmiştir. İnsanoğlu için dünya ve ahiret saadetinin yollarını gösteren hayat kılavuzu olan Kurân-ı Kerim insan hayatı ile ilgili İhtiyaç ve gıdalardan bazı örnekler vermiştir. Aynı zamanda bu nimetlerin ve gıdaların asıllarının ve ebedilerinin, ebedi hayatın, Cennet bahçelerinde görülüp tadılacağını müminlere müjdelemektedir.

Rabbimiz bizlere ve sizlere kavli ve kevni ayetleri üzerinden kendisini hakkıyla tanıyıp iman edip onu razı edecek salih ameller yaparak dünyada tattırdığı nimetlerin ebedi asıllarını sonsuz yurt olan cennette tatmayı ve rızıklanmayı nasip etsin.

Selam ve dua ile.