İnsan, dünya hayatında pek çok imtihanla karşılaşır. Yüce Allah, bu durumu Kur'an'da şöyle buyurur: "Andolsun, biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz."[1] Bu ilahi ferman doğrultusunda nefsimizle, şeytanla ve diğer insanlarla mücadelemiz kıyamete kadar sürecek. Tüm bu karmaşanın ortasında, ne yazık ki, bir de başkalarının ne konuştuğu, kimin kime küstüğü, kimlerin kavga ettiği, komşumuzun bu yıl ne kadar kazandığı veya arabasını değiştirip değiştirmediği gibi aslında bize ekstra yük olacak meselelere giriyoruz.

Müslüman topluluklarda ise insanlar faydalı dersler dinlemek yerine, kimin kime reddiye verdiği, kimin kimden ayrıldığı, kimin kimi tekfir ettiği gibi yine kendini ilgilendirmeyen konulara dalıyorlar. Ey Müslümanlar! Zamanınız bu kadar mı bol? Yapacak daha önemli işleriniz yok mu?

Yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de "Andolsun zamana ki! İnsanlar hüsran içindedirler"[2] buyuruyor. Biz Müslümanlar olarak zamanımızı daha iyi değerlendirmeli değil miyiz?

Bu ayki hadis-i şerifimiz tam da bu konuya işaret ediyor:

Ebû Hureyre (ra.)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sav.) şöyle buyurmuştur:

“Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi, onun İslamının güzelliğinden dolayıdır.”[3]

Şerh:

Bu hadis, Müslümanın hayatındaki öncelikleri belirlemesi ve gereksiz meşguliyetlerden uzak durması gerektiğini vurgular. Unutmayalım ki, dünya imtihanında bize verilen zaman en değerli sermayemizdir. Onu faydalı işler ve ahiret hazırlığı ile değerlendirmek, gerçek kurtuluşa erenlerden olmamız için elzemdir.

Malayaniyi terk etmek sadece dış dünyayla ilgili meselelerden uzak durmakla kalmaz, aynı zamanda kişinin kendi iç dünyasını da düzene sokmasına yardımcı olur. Bu bağlamda, hayatımızda dikkat etmemiz gereken önemli üç husus vardır;

Üç şeyin azı hayırlıdır: Az yemek, Az konuşmak, Az uyumak!

Bu üç hususun  fazlası ise zararlıdır. Hastalıkların çoğu yemekten gelmektedir. Şifası çoğu zaman açlıktır. Çok uyuyan, ömür sermayesini zayi eder. Şu anda mezarlıklarda milyarlarca insan var ve çoğunluğu dünyaya bir gün dönmek istiyor. “Onlardan birine ölüm geldiği zaman, “Rabbim beni hayata geri döndür” der.”[4] Onlar öldüler ve ölenlere böyle bir hayat hakkı daha verilmeyecek. Şu da bir gerçek ki uyku da ölümün bir benzeri durumdur. Uyku da iken ölüden bir farkınız yoktur! Dolayısıyla az uyumak da çok hayırlıdır.

Az konuşmak ise bu üç şeyden en faydalı olandır. Çünkü çok konuşanlar kendilerini ilgilendirmeyen yerlere dalabilir, gıybet edebilir, iftara atabilir veya dedikodu yapabilirler. Az konuşan bir kimse kendisini ilgilendirmeyen hususlardan da otomatikman uzak kalmaya başlayacaktır. Dil, dikkat edilmediği takdirde bizi, her türlü büyük günaha sokma potansiyeline sahip organımızdır.

Bu hadiste dikkat çekilen malayani iş; kişinin hem dünya hem de ahiretine faydası olmayan gereksiz ve lüzumsuz işlerdir.

Kişinin hayatında nelerin gerekli, nelerin gereksiz olduğunu ayırt etmesi gerekir. Aksi halde, yanlış bir hayat sürme riskiyle karşı karşıya kalır. Mesela, dağ başında tek başına 3 ay kalacak birini düşünelim. Hayatta kalmak için yanına sadece en gerekli malzemeleri ve ihtiyaçları alması lazım. Çünkü 3 ay boyunca dönemeyecek, unuttuğu bir şey için ikinci bir hakkı olmayacak. Bu kadar hassas bir durumda, yanına gereksiz yere çok sayıda ayakkabı, elbise, kravat, kol düğmesi, güneşlik, güneş gözlüğü, banka kartı gibi şeyler alan biri akıllıca davranmış olur mu? Üstelik bunları ihtiyaç sanıp almış ve buna inanmış olsun. Bunlar orada, dağ başında ne işine yarayacak ki? Bu lüzumsuz şeyleri almak, gerekli olanları almasına engel olmayacak mı?

Bizim insanlarımızın yaptığı hata da buna benzer. İhtiyaç diye tutturuyor, işini büyütüyor, mesaisini uzatıyor, daha çok para kazanmam lazım diyor, daha çok okumam, okul bitirmem, diploma almam lazım diyor, evini büyütüyor, arabasını büyütüyor, evinin her odasını tıka basa dolduruyor… Oysa bunların hiçbirine gerek yoktu. Yanlış algılar onu boş işlere yönlendirip durdu.

Halkımızın çoğu, kalbini ve düşüncelerini toplumun, medyanın ve siyasetin etkisinde bırakıyor. Bu yüzden, kendilerini ilgilendirmeyen konularla meşgul oluyorlar. Örneğin, siyaset, spor veya ekonomi hakkında saatlerce tartışabiliyorlar. Oysa bunların hiçbirinin bir faydası yok.

“İnsanların hesaba çekilecekleri (gün) yaklaştı. Hal böyle iken onlar, gaflet içinde yüz çevirdiler.”[5]

Üzerine düşünülmeden ve amel olarak uygulamaya geçirilmeden, “Kur’an ve sünneti seviyorum” demenin pek de bir anlamı ve faydası yoktur. Zira insanlar, düşüncelerini/odaklarını dünyalıklara vermişlerdir. Gündemlerinde vahyi anlamaya yönelik bir plan olmayanların kulağına ve kalbine hangi ayetler inebilir ki! Kapısını çalmayan, hatta kapıyı açmaya bile tenezzül etmeyen insanlara Allah'ın ayetleri zorla mı girecek sanırsınız? “Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.”[6]

Önüne Konan Haberlere Değil, Vahyin Haberlerine Kulak Ver!

Ne yazık ki, günümüzde birçok Müslümanın içine düştüğü üzücü bir durum var: Kendisini doğrudan ilgilendirmeyen konularla fazlasıyla meşgul olmak. Boş zamanın çokluğu, hakikatle meşgul olmamak ve nefsini muhasebe etmemek, insanı kolayca gaflete düşürür. Bu gaflet hali, kişiyi gereksiz meselelere dalmaya iter ve ahirette karşısına çıkacak yeni bir hesap dosyası açmasına neden olur. Oysa hayatımızı gerçekten önemli olan şeylere odaklamak, hem bu dünyada huzur bulmamızı sağlar hem de hesap gününde yükümüzü hafifletir.

Kur’an ve Sünneti Anlamaya Vakit Yok!

Çünkü böyle bir ihtiyacın varlığından kimsenin haberi yok. Müslümanların gündemini bile günlük mevzular işgal ediyor. Birbirlerine ayetlerden nasihat edenlerin ve hadisleri müzakere edenlerin sayısı az.
“Kasem olsun ki, biz Kur'ân'ı (düşünüp) öğüt alınsın, diye kolaylaştırdık. Hani (düşünüp) öğüt alan yok mu?”[7]

Muhasebe Yapmak, Islah Olmak İçin Büyük Bir Adımdır.

Bizi ilgilendirmeyen, yani malayani işleri terk etmek, hayatımızdaki önemli işleri de bir düzene koymamızı sağlar. Bu sayede, neye öncelik vermemiz gerektiğini, hangi adımı ne zaman atmamız gerektiğini ve sonrasında nasıl ilerlememiz gerektiğini netleştirmiş oluruz.

Örneğin, günlük Kur'an okuma, hadisleri tahlil etme, düzenli zikirlerimizi yapma ve insanlara faydalı olmayı unutmama gibi önemli amelleri belirli bir sıraya koyabiliriz. İşte bu anlayış, güzel bir Müslüman olmanın önemli bir göstergesidir. Malayani işleri terk etmek, kişinin nefsini muhasebe etmesinin bir sonucudur.

Gaflet Hastalığı

Gaflet sözlükte; dalgınlık, dikkatsizlik, boş bulunma, ihtiyatsızlık gibi anlamlara gelmektedir. Birçok kimsede bulunan bu hastalık, gizlidir. Yani kendisinde bulunan bu hastalığın farkında değillerdir. Sanki bu hastalığa çevremizdeki insanların çoğu yakalanmıştır da bizi es geçmiştir. Elbette ki bizi es geçmemiştir ama iğneyi kendine batırabilenlere sözüm…

24 saatimiz nasıl geçiyor bir bakmamız lazım. Günlerimiz geçiyor, ayetleri zihnimize, amel dünyamıza koyamıyoruz. Rasûlullah’ın (sav) sünnetini öğrenip de yaşayamıyoruz.

“Dalıp gidenlerle biz de dalar giderdik.”[8]

Dalmışız hayata çıkamıyoruz, yıllar öyle geçip gidiyor… Bu hayatı en tehlikeli geçirmenin yollarından biridir dalgınlık. Nice büyük abimiz amcamız teyzemiz hayatlarını böyle geçirip son vakte gelmişlerdir. Allah’ın kendilerini niçin yarattığını unutmuşlardır. Bu Kur’an kime niçin indi, Nebi (sav) bizim yanımızdaki değeri ve konumu nasıl olmalıydı? Allah Teâlâ bizden bu dünya da ne bekliyordu…?

Bu sorular hiç sorulmamış, bu mevzuların sayfaları hiç açılmamıştır. Hayat kavgası, ayın sonu, ekonomik kriz, dört bir yandan düşmanla çevrili olduğumuz, milli birlik, vatan millet sakarya konuları ile çoğu kimse ömrünün neredeyse tamamını harcamıştır. Elbette ömrünün tamamını bu konulara ayırmamıştır ama kalan sürelerde uyku, eğlence gezme tozma derken, dine zaman kalmamıştır. Asli görevlerini unutup da ömrünü bitiren ne de çoktur. Kur’an ve sünnetten bihaber yaşanmış ve bitmiş hayatlar maalesef çok fazladır!

İşte bu ayetler dalaraktan/unutaraktan bir hayat yaşamanın acı neticesinden bahsediyor;

 'Sizi şu cehenneme sürükleyip-iten nedir?'

Derler ki: "Biz namaz kılanlardan değildik.

Yoksula da yedirmezdik.

(Batıla ve tutkulara) Dalıp gidenlerle biz de dalar giderdik.'

Din (hesap) gününü de yalanlardık.”[9]

Dalıp giderek bir hayat yaşamanın acı faturası cehennemde Sekar’a atılmaktır. Rabbim muhafaza buyursun.

Kendini İlgilendiren Şeye Odaklan!

Rasulullah (sav) vahyi/emri aldığında, görevine öylesine odaklandı ki, 23 yıl içinde büyük bir devrim gerçekleştirdi. Binlerce insanın yaşam biçimlerini, algılarını, geleneklerini A’dan Z’ye değiştirdi. Bazı İslam’a aykırı olmayan adet ve geleneklere müdahale etmedi. Ancak burada vurgulamak istediğimiz nokta, bu başarıyı elde ederken gösterdiği odaklanma, ‘tek başıma ne yapabilirim ki’ diye düşünmeden hedefine ilerlemesidir.

Sabır, sadece eziyetlere katlanmak değil, aynı zamanda bütün eziyetlere rağmen yoldan sapmadan devam etmektir. Allah’ın da yardımıyla bu iş bereketli oldu. Koca bir kıtanın nasıl değiştiğine şahit olduk. Çünkü insanların hayat tarzlarını, inançlarını değiştirmek çok zor bir iştir. İnsanlar yaşlandıkça, bu âdetler, yaşantılar iyice yerleşir. Yani kolay kolay değişmezler. Ama İslam’ın bu güzelliği sayesinde, nice değişemem diyenlerin hayatları tamamen değişti.
Rasulullah (sav)'in vefatıyla, bu ilahi mesajın sona ereceğini düşünenler olmuştu. Ancak vahiy, öyle bir mucizeydi ki, onun sona ermesiyle bile değişim sürmüştür. Ümmeti Muhammed, İslam’ı Avrupa ve Asya kıtalarına taşıyarak, insanların hızla bu dine yönelmelerini sağlamıştır. Bu, şüphesiz Allah’ın lütfu ve O’nun eserlerimize kattığı berekettir.

23 senenin sonuna yaklaşırken inen ayet şöyleydi; “Allah'ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah'ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O'ndan bağışlama dile. Çünkü O tövbeleri çok kabul edendir.”[10]

Bu sûre, Rasulullah (sav.)’in ölümünün yaklaştığını haber veriyordu. Artık görevini layıkıyla yapmış ve insanlara bunu tebliğ etmişti. Gerçekten tarih böyle bir başarıyı ne görmüş ne de duymuştur. Salât ve selam üzerine olsun.

Mü’minun sûresinde iman edenlerin vasıfları anlatılmıştır. Şöyle; "Şüphesiz ki mü'minler, kurtuluşa ermiştir. "Onlar ki; namazlarında huşuludurlar. "Onlar, boş şeylerden yüz çevirirler." "Onlar, zekât sorumluluğunu yerine getirirler..."[11]

Görüldüğü üzere boş işlerden yüz çevirmenin gerekliliğini ifade eden âyet, namaz ve zekât vurgusunun yapıldığı iki ayetin arasına getirilmiştir. Bu bize, boş ve faydasız işlerden yüz çevirmenin Allah indinde namaz kadar, zekât kadar dikkat edilmesi gereken bir şey olduğunu göstermektedir. Subhanallah! Bu ne kadar önemli bir şeydir!

Peki, âyette "boş iş" diye tercüme edilen "lağv" nedir? Âyette bahsedilen boş iş, başta şirk ve haramlar olmak üzere insana cennet kazandırmayıp cehennemden uzaklaştırmayan her türlü faydasız şeydir. Buna, insanın kendisini ilgilendirmeyen şeyleri konuşması, gereksiz muhabbetler yapması girdiği gibi, fayda vermeyen filmler, diziler, programlar izlemesi de girer.
Peki, gereksiz mesajlaşmalar, gereksiz paylaşımlar, birilerine ayar çeken durum yapmalar ne olur? Ona da siz karar verin?

Eğitim ve Öğretime odaklan!

İlmin hem dünyaya faydası vardır hem de âhirete… Bambu ağacı bizim için örnektir. Bir bahçıvan tohumu attıktan sonra bir sene boyunca onunla ilgilenir. Gübresini atar, suyunu verir, etrafını kazar… ama bir şey olmaz. İkinci senede ilgilenir aynı şekilde, lakin hareket bile yoktur. Üçüncü senede ilgilenir fakat yine gelişme olmamıştır. Dördüncü seneye gelince o tohum patlıyor ve sadece 6 hafta içinde 27 metreye ulaşmaktadır.

Şimdi kendimize soralım; bu ağaç 6 haftada mı büyüdü, yoksa 5 yıl kadar bir zamanda mı büyüdü? Elbetteki 5 yıl kadar bir zamanda büyüdü. O kadar zamanda ona verilen emek, gübre ve suyun neticesi ancak alınabildi. O halde bıkmadan usanmadan malayani işleri terk ederek fayda verecek şeylere odaklanmalıyız. Bunu yaparken de aceleci olmamalı, sabırla devam etmeliyiz.

Taşın oğlu!

İbn Hacer el-Askalânî büyük İslam âlimlerindendir. Fakat âlim olması hiç de kolay olmamıştır. Yeri gelmiş pes etmiştir. Medresede dersleri bir türlü kafası almadı. Bütün arkadaşları onu geçtiler. Seneler geçmesine rağmen pek bir şey öğrenemedi. En sonunda ilmi bırakıp eve dönmeye karar aldı. Hocasının nasihatleri de fayda vermemişti. Yola çıktı ve dinlenmek için bir mağaraya girdi.

Mağarada dinlenirken gözü yukarıdan damlayan damlalara takıldı. Damlalar yavaş yavaş damlayıp yerdeki taşta büyük bir delik açmıştı. İbn Hacer kendi kendine şöyle düşündü: “Su gayet yumuşak, latif bir cisim olduğu halde sert kayayı nasıl deliyor. Benim kafam bu kayadan daha da sert değildir ya, zamanla benim de kafama Allah’ın nuru olan bu ilim girer” deyip medreseye geri döndü. Ve kısa zamanda arkadaşlarını da geçti. Zamanla büyük İslam âlimlerinin arasında zikrediliyor. Bu olay sebebiyle kendisine İbn Hacer (taşın oğlu) deniliyor.

Buradan şunu anlıyoruz ki, sabretmek ve hedefe odaklanmak öyle basit işlerden değildir. Çoğu kimse buna muvaffak olamaz. Ama Allah’tan yardım istenir, gayret edilirse Allah o kimseye kolay kılabilir. Sadece ilim değil, her iş böyledir. Dünyalık dediğimiz işlerde bile ustalaşmak yıllar alır. İnşaat, marangozluk, doktorluk veya mühendislik… Bu dünyalık ustalıklar bile öyle 3-5 ayda kimseye verilmiyor, peki cennet yolunda ilim sahibi olmak nasıl verilsin!

Ağır ve Ciddi Bir İmtihan!

Yüce Allah, Kitabını biz kullarına hidayet kaynağı olarak indirdi. Kur’an, âdeta bir pınar gibidir, ancak başına varıp, kaynağından içmek, orada vakit geçirmek bizim tercihimizdir. Dileyen bunu tercih etmez/edemez. Kur’an-ı Kerim ciddi bir kitaptır.

“Şüphesiz biz sana (sorumluluğu) ağır bir söz vahyedeceğiz.”[12]

İnsanlar cep telefonuna gelen basit bir mesaja bile bakma gereği duyuyorlar. Ama iş, Allah’ın kitabına gelince her gün erteliyorlar. Telefonla ilgilenmeye kolayca vakit bulurken, Allah’ın kitabına bir türlü vakit bulamıyorlar. Müslümanlar ise insanların bu durumundan etkilenmemeli, onlara benzememelidirler.
Biz sana ağır bir söz vahyedeceğiz ayeti, Kur'an'ın sadece okunup geçilecek bir metin olmadığını, aksine derin bir sorumluluk taşıyan, hayatımıza yön veren, bizi dönüştüren ilahi bir mesaj olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Önceliğimiz fikir kitaplarından önce Kur’an olmalıdır. Bu kalbi, Allah’ın hidayet kitabıyla beslemeliyiz. Bazı kardeşler kitap listesi yapıyor ve onlarca kitabı peşi sıra okumaya karar veriyor. Listeye baktığınızda Allah’ın kitabı yok! Yanlış anlaşılmasın, diğer kitaplara da hayatımızda yer olmalıdır. Ama en öncelikle en başa yazılacak kitap Kur’an olmalıdır. Bir Müslüman Kur’an ile her gün buluşmalıdır. Dikkat edin! Kalbin katılaşması an meselesidir.
Ömrümüzü hayırla geçirmek, Allah’a yakınlaşmak hepimizin hayali; “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve Onu öğreten kimsedir”[13] hadisine binaen Kur’an’ı ya öğrenen, öğrenmeye çabalayan kimselerden olalım ya da Kur’an’ı biliyorsak öğreten kimselerden olalım.

Müslümanların en büyük arzusu hak yoldan sapmamaktır. Çünkü dünyada saptırıcılar çoktur. Asla vazgeçmeyen, pes etmeyen, babamız Âdem’i (as) bile kandıran şeytan apaçık düşmanımızdır. Nefsimizin istek ve arzuları da çetindir. Nefse dur demek zordur. Batıl ehli de kendi cephesine, davasına çağırmaktadır ve ikna edebilmek için kelimeleri süslüdür. Gerekirse dünyalık menfaatler de sağlarlar. Yahut zindanları ile tehdit ederek hak yoldan saptırmaya çalışırlar. Peki bu kadar düşmana karşı kurtuluş yolu nerede? Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmayacaksınız: Allah'ın Kitabı ve Nebisinin sünneti.[14]

Ömer’i (ra) dirilten ayetler hangileri desem, ne dersiniz? Ömer (ra) evinden kılıcını kuşanarak peygamberi öldürmek için çıktı. Bir vesileyle kız kardeşi Fatıma’nın evine gitti ve Tâhâ suresinin ayetlerini okudu. “Tâhâ. Kur'an'ı sana, sıkıntıya düşesin diye indirmedik. Ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt olsun diye (indirdik). Yeri ve yüce gökleri yaratanın katından peyderpey indirilmiştir…”[15]

Ömer (ra) okumaya devam etti ve bu ayetler onun iman etmesine vesile oldu. Bu ayetlerden sonra onun, dost ve düşman algısı bir anda değişti. "Bu ne kadar güzel ne kadar şerefli bir kelam!" dedi. İşte Kur’an, böylesine kalplere etki eden, hidayet eden bir kitaptır.

İmam Malik dedi ki: Bu ümmetin evveli ne ile ıslah olduysa sonra gelenleri de ancak aynı şey ile ıslah olacaktır!

Kur’an-ı Kerim sadece harflerden ve kelimelerden oluşan bir metin değildir. O, aynı zamanda derin manalar bütünüdür. İnsanlar veya Müslümanlar, Ömer (ra) gibi Allah’ın ayetlerini yavaş yavaş okurlarsa, kendilerine tefekkür edecek zamanı ayırırlarsa, kendilerindeki değişimi ve kalplerindeki titremeyi hissedeceklerdir. Kalp yumuşadığında ise ilk vuracağı yer göz, yani gözyaşıdır. Rabbim bizleri katı kalplilerden eylemesin.

Alemlere Rahmet Olarak Gönderildi!

Hiç şüphesiz Rasûlullah (sav) bizler için bir rahmettir, onu takip edersek doğru yolu buluruz. Dolayısıyla Müslümanın ikinci öncelik vermesi gereken konu Siyer ve Hadisler olmalıdır. Bu Kur’an’ı, açıklamakla görevli olan Allah’ın Rasûlünden dinimizi öğrenmemiz hayati önem taşır.

Dolayısıyla Siyer dersleri dinlemeli ve okumalıyız. Kendi hayatımız için ibretler almalı, çevremizdeki insanlarla bunları paylaşmalıyız. Hadislerdeki nasihatler, emirler ve yasaklar bizleri doğrudan ilgilendiren hususlardır. Hadisleri bilmediğimizde yahut unuttuğumuzda Allah’ın Rasûlüne tabi olmakta eksiklik gösteririz. Hadisler ise binlerce diyerekten tembellik yapabiliriz. Ancak hedef koyar, programlı olursak bu hazinenin hepsinden olmasa bile büyük bir kısmından istifade edebiliriz.

Dikkat edin ey Müslümanlar! Sevginizde ciddi olun. Allah’ın Rasûlünü (sav) sevmek demek onu anmayı, onunla ilgili içerik tüketmeyi gerekli kılar. Diğer insanların yaptığı gibi sloganik sözlerle olaya yaklaşmayın. Hadislerin, rahmet pınarlarından bir pınar olduğunu unutmayın. Pınarın başına varmayan, oradan içmeyen ve vakit geçirmeyenler kusura bakmasın! Boş şeylerle ve batıl şeylerle oyalanmaktan başka çareleri kalmayacaktır. Zira fıtrat boşluk kabul etmez. İllaki bir şeylerle meşgul olacaksınız. O halde Müslümanlar, neden Siyer ve Hadislerle bolca birlikte olmasınlar ki! Rabbim muvaffak kılsın.

Ölüm Gelmezden Evvel Hayırlı Amellere Koşun!

İstikamet belirlendikten sonra, hak batıl birbirinden ayrıldıktan sonra kişi, hastalık, meşguliyet, ihtiyarlık, ölüm gibi engeller çıkmadan hayır namına ne varsa küçük büyük demeden salih amellere sarılmalıdır.

Binaen aleyh kişi, Kur’an’a önem verir onunla meşgul olursa, Nebi’nin (sav) peşi sıra bir hayat yaşamaya çalışırsa ve salih amelleri işlemek için yorulursa hangi batıl veya boş amele zaman ayırabilecektir ki! Zamanımızın Müslümanlarının en çok gaflet ettiği konular bu temeller üzerinden sapmakla meydana gelmektedir.
Çoğu kardeşimizin, Kur’an üzerinde ciddi bir çalışması yok. Yıllardır bildiğinde ilerleme kaydedemiyor. Hadislere bakmıyor, zamanı olmuyor veya programı yok. Salih amelleri öğrenmiş ama bu listedeki ameller artarak çoğaldığında unutmaya başlamış, amel yönünden geri kalmış.

Bunun telafisini yapmak yerine bir de boş şeylerle uğraşmaya başladıklarında, şeytanın çemberine girmişler demektir. Oysa kurtuluş, İmam Şâfiî'nin hikmetli sözünde saklıdır: "Kendini hak ile meşgul etmezsen, bâtıl seni işgal eder."
Rabbim bizleri boş işleri terk edenlerden eylesin. Böylece zamanımızı hayırlı amellerle dolduralım ve kalan ömrümüz, geçen ömrümüzden daha hayırlı geçsin. Şüphesiz ki duamız, Rabbimizin bize bu konuda kolaylık sağlamasıdır; çünkü O'nun her şeye gücü yeter. Âmin.

 
 


[1] 2/Bakara 155

[2] 103/Asr 1

[3] (Tirmizi)

[4] 23/Mü’minun 99

[5] 21/Enbiyâ 1

[6] 13/Ra’d 11

[7] 54/Kamer 17

[8] 74/Müddesir 45

[9] 74/Müddesir 42-46

[10] 114/ Nasr suresi

[11] 23/‎Mü'minûn 1-4

[12] 73/Müzzemmil 5

[13] (Müslim)

[14] (Muvatta)

[15] 20/Tâhâ 1-4