Allah, ulûhiyetinde ve herhangi sıfatında bir başkasını kendisine ortak koşanlara veya ibadetlerden herhangi birini, bir başka varlığa sunanlara şiddetli bir azabı vaat etmiş ve böylelerine cenneti haram kılmıştır:
"Şüphesiz her kim Allah’a şirk koşarsa, Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun barınağı ateştir. Zalimler için bir yardımcı yoktur." [1]
"Gerçekten Allah, kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalanı (günahları) ise, dilediğine bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur."[2]
Allah (cc), şirkin tehlikesinden bahsederken de şöyle buyurmaktadır:
"Hani Lokmân oğluna nasihat ederek şöyle demişti: Yavrucuğum! Sakın ha Allah'a şirk koşma! Hiç şüphe yok ki şirk, gerçekten büyük bir zulümdür."[3]
Rasulüne de şöyle demiştir:
"Andolsun ki sana da senden önceki peygamberlere de vahyolunmuştur. Andolsun, eğer Allah'a ortak koşarsan işlerin şüphesiz boşa gider ve hüsranda uğrayanlardan olursun. Hayır; yalnız Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol."[4]
Allah (cc), kendisine şirk koşanların kıyamet gününde varacakları yerin cehennem olduğunu haber vermiştir:
"Şüphesiz her kim Allah’a şirk koşarsa, Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun barınağı ateştir. Zalimler için bir yardımcı yoktur."[5]
Ve yine Rasulleri ve nebileri hakkında da şöyle buyurmaktadır:
"Bu, Allah'ın hidayetidir; kullarından dilediğini bununla hidayete eriştirir. Eğer o peygamberler de şirk koşsalardı, elbette bütün yapıp-ettikleri boşa çıkmış olurdu."[6]
Allah (cc) bu gibi ayetlerde, yapılan herhangi bir ibadetin ahirette kazanç sağlamasını ve kişiyi selam yurduna ulaştırmasını, şirk amelinin bulunmamasına bağlamaktadır. Ayrıca peygamber ile diğer insanların arasını ayırmamakta ve kim olursa olsun şirk ameli işledikleri sürece hayatlarını bu şekilde tamamlayanların amellerinin boşa çıkacağını haber vermektedir.
Allah Rasul’ünün hadislerine göz attığımızda da cennete yaklaştıracak ve cehennemden uzaklaştıracak şeyin ancak Allah’a hiçbir şekilde ortak koşulmadan ibadet edilmesi olduğudur.
Ebû Eyyûb (ra)anlatıyor:
"Rasulullah (sav) seferdeyken bir bedevi çıkıp devenin yularını tuttu. Sonra, ‘Ey Rasulullah! –veya Ey Muhammed! - Beni cennete yaklaştıracak ve cehennemden uzaklaştıracak şeyi bana haber ver.’ dedi. Rasulullah (sav) bir müddet konuşmadı. Sonra ashabına göz gezdirdi. Ardından, ‘Yemin olsun sorması gereken şeye muvaffak kılındı –veya yemin olsun, sorması gereken şeye erdirildi.’ buyurdu. Rasulullah (sav) ardından ona, ‘Nasıl demiştin?’ diye sordu. O da sorduğu soruyu tekrar etti. Rasulullah (sav) ona şöyle buyurdu: "Hiçbir şeyi O’na ortak koşmadan Allah’a ibadet edersin. Namazı kılarsın, zekâtı verirsin ve sıla-i rahimde bulunursun. (Şimdi) deveyi bırak.” [7]
Şüphesiz ki İslâm dininde tevhidin konumu çok büyüktür. Bu nedenle her kim tevhidin manasını bilmeye, gerektiği şeylerle amel etmeye, ihlaslı bir şekilde onu yerine getirerek Rabbi ile karşılaşmaya ve şirkin pisliklerinden onu arındırıp temizlemeye muvaffak olursa, işte bu kimseler dünya hayatında güven ve emniyete, ölüm anında da gönül rahatlığına kavuşacaktır. Allah (cc) bu kimselerden söz ederken şöyle buyurmaktadır:
"Melekler, onlar gönül huzuruna ermiş iken canlarını aldıklarında ‘Selam size! Haydi, yaptıklarınıza karşılık olmak üzere girin cennete, derler.’”[8]
Bu kimselerin kalpleri şirkten kurtulmuş ve arınmıştır. Kıyamet gününde Allah Teâlâ onlara şöyle seslenecektir:
"Rableri onlara katından bir rahmeti, bir hoşnutluğu ve onlar için, kendisine sürekli bir nimet bulunan cennetleri müjdeler."[9]
Ebû Hureyre’den (ra) rivayet edildiğine göre o, Allah Rasul’ünün (sav) şöyle dediğini söylemiştir:
−"Ey Allah’ın Rasulü! Kıyamet gününde senin şefaatin en ziyade kime olacak?” "Rasulullah (sav):
−"İhlaslı bir şekilde kalbinden Lâ ilâhe illallâh diyen kimseyedir, buyurdu."[10]
Muâz bin Cebel (ra), Allah Rasul’ünün (sav) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Kimin dünyada son sözü ‘Lâ ilâhe illallâh’ olursa cennete girer."[11]
Rabbim bizleri şirkten muhafaza etsin ve Tevhid üzerine canlarımızı alsın.
Âmin.
[1] (5/Mâide 72)
[2] (4/Nisâ 48)
[3] (31/Lokmân 13)
[4] (39/Zûmer 65-66)
[5] (5/Mâide 72)
[6] (6/En’âm 88)
[7] (Müslim)
[8] (16/Nahl 32)
[9] (9/Tevbe; 21)
[10] (Buhârî)
[11] (Ebû Davud)