Soru: Rasulullah (sav)’in kabrinde diri olduğunu iddia ederek ondan yardım istenir mi? Bu konudaki icma iddiasını ve ortaya atılan şüpheleri açıklar mısınız?
Cevap: Rasulullah (sav)’in kabrinde canlı olduğunu iddia edenler kendi görüşlerini desteklemek için delil olarak şunları zikretmektedirler:
1- İmam Ahmed ve Ebû Dâvûd, Rasulullah (sav)’in şöyle buyurduğunu rivâyet ederler:
“Kim bana selâm verirse muhakkak Allah ruhumu bana geri verir ki, onun selâmına karşılık verebileyim.”[1] Kabirperestler bu rivâyetin Rasulullah (sav)’in kabrinde de diri olduğuna delil teşkil ettiğini söylerler.
2- Allah-u Teâlâ’nın âyet-i kerîmede “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanmayın! Bilâkis onlar diridirler; Allah’ın lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar.” (Âl-i İmrân, 169) buyurduğu üzere şehitler kabirlerinde diridirler. Peygamberler onlardan daha mükemmel olduklarına göre onların da kabirlerinde diri bulunmaları gerekir.
3- Rasulullah (sav)’in vefatından sonra hanımlarıyla evlenmek helal değildir. Çünkü Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“Sizin Allah’ın Rasûlünü üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikâhlamanız asla câiz olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır.” (Ahzâb, 53)
Rasulullah (sav)’in kabrinde diri olması hasebiyle hanımları hâlâ O’nun ismetinde (korumasında) bulunmaktadırlar. Bu nedenle de nikâhlanmaları yasaklanmıştır.
4- İmâm Müslim, Rasulullah (sav)’in Mûsâ (as)’ı kabrinde namaz kılarken gördüğünü rivâyet etmektedir. [2] Bu rivâyet Mûsâ (as)’ın kabrinde de diri olduğuna delâlet eder. Bizim Peygamberimiz ise Mûsâ (as)’dan daha üstündür. Öyleyse O da kabrinde diridir.
5- Ebû Ya’lâ, Bezzâr ve diğerleri Rasulullah (sav)’in şu sözünü rivâyet etmektedirler: “Peygamberler kabirlerinde diridirler, namaz kılarlar.”[3]
Şüphelerinin Cevabı:
Bu şüphelere reddiye olması ve geçersizliğinin açıklanması bakımından iki açıdan cevap verilebilir:
1· İleri sürdükleri her bir delilin iddialarına delil olarak kullanılmasının iptali,
2· Rasulullah (sav)’in kabrinde canlı olduğu mesele ve şüphesinin bütününden hareketle bunun, peygambere seslenip dua etmenin cevâzına yönelik delil olarak gösterilmesinin geçersizliği.
Birinci Açıdan
1-Selâma karşılık verilmesi konusundaki hadisin delil olarak öne sürülmesi birkaç yönden cevaplanabilir:
a) Selâma karşılık verilmesi ile ilgili hadisten anlaşılabilecek en münasip mânâ, Rasulullah (sav)’in ruhunun tüm zamanlarda cesedinde var olduğu değil, selâma karşılık vermek için o zamana mahsus olarak bedenine iâde edildiğidir.
b) Sahih hadisler Rasulullah (sav)’e uzakta bulunanın selâmı ile yakınında bulunanın selâmını birbirinden ayırmaktadır. Bu hadisler yakında bulunanın selâmının Rasulullah (sav) tarafından işitildiğini; uzakta bulunanın selâmının ise kendisine ulaştırıldığını ifâde etmektedir.[4] Zikredeceğimiz hadisler buna delâlet etmektedir[5]:
Ahmed, Nesâî ve İbn Hibbân tarafından rivâyet edilen ve İbn Hibbân tarafından ayrıca sahih olduğu ifâde edilen hadîs-i şerîfte Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır:
“Allah’ın yeryüzünde dolaşan melekleri bulunmaktadır. Ümmetimin selâmlarını bana ulaştırırlar.”[6]
Ebû Dâvûd, Nesâî, İbn Mâce ve İbn Hibbân tarafından rivâyet edilen ve İbn Hibbân tarafından ayrıca sahih olduğu ifâde edilen bir diğer hadiste Rasulullah (sav) cuma gününün faziletini zikretmekte ve şöyle buyurmaktadır:
“Cuma günü bana çokça salât getirin. Çünkü salâtlarınız bana arzolunmaktadır.”[7]
Ahmed ve Ebû Dâvûd tarafından rivâyet edilen hadiste Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır: “Kabrimi bayram yerine çevirmeyin! Evlerinizi de kabirlere çevirmeyin! Nerede olsanız da bana salât getirin! Çünkü salâtlarınız bana ulaşır.”[8]
Bu ve benzeri hadisler uzakta bulunan kimsenin selâmının Rasulullah (sav) tarafından duyulmadığına ama kendisine bildirildiğine delâlet etmektedir. Buna göre selâma karşılık verilmesi konusundaki hadis, yakında bulunanlara mahsustur. İmam Ahmed ve Ebû Dâvûd’un Rasulullah (sav)’in kabrini ziyaret etmenin cevâzı konusunda dayandıkları delil bu hadistir. Hadisler arasını cem etmek sûretiyle sözü edilen selâmın yakında bulunan kimsenin selâmı olduğu anlayışına varmışlardır.[9]
c) Selâma karşılık verilmesi için ruhun cesede iâde edilmesi, yalnızca Rasulullah (sav)’e mahsus değildir. Bilakis herkes için geçerlidir. İbn ‘Abdilberr tarafından hem rivâyet, hem sahih olduğu ifade edilen[10] ve Beyhakî tarafından da eş-Şu‘ab’da rivayet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır:
“Dünyada iken tanıdığı bir kişinin kabri yanından geçen kimse, ona selâm verdiği taktirde Allah onun ruhunu cesedine iâde eder ki selâma karşılık versin.”[11]
Buna göre bütün insanların kabirlerinde diri olmaları ve kendilerinden istiğâsede bulunulmasının câiz olması gerekir ki bu Allahın dininde ortaya atılan büyük bir iftira olur!
Yine bunun gibi Buhârî’nin Sahîh’inde yer alan bir rivayette kabirdeki mevtânın defnin ardından ayrılıp giden insanların ayak seslerini işittiği sabittir.[12]
2) Şehidin kabrinde diri olduğuna dâir ileri sürdükleri deliller de birkaç yönden cevaplanabilir:
a) Şehidin diri olduğu nass ile bildirilmiştir.[13] Bununla birlikte şehitlere dua etmemiz ve onlardan istiğâse dileklerinde bulunmamız yasaklanmıştır. Buna göre şehidin diri oluşu onların değil bizim lehimize delil teşkil etmektedir.
b) Şehitlerin diri olduklarının belirtildiği âyet-i kerîmede Allah şehitlerin “rızıklandırılmakta” olduklarını da bildirmektedir. Yâni Allah onları cennetin nimetlerinden rızıklandırmaktadır. Buna göre kendileri rableri tarafından rızıklandırıldıkları halde nasıl olur da onlardan rızık ve benzeri isteklerde bulunulabilir?
c) Rasulullah (sav) şehitlerin ölümden sonraki hayatlarının hakikatini açıklayarak Müslim tarafından rivâyet edilmiş olan hadiste şöyle buyurmuştur: “Ruhları yeşil kuşların karnındadır. Arş’a asılı kandilleri bulunmaktadır. Cennette diledikleri yere gidebilirler ve daha sonra yine bu kandillere geri dönerler.”[14]
3) Rasulullah (sav)’in hanımlarıyla nikâhlanmanın yasak olmasının kabrinde diri olduğuna delil olarak ileri sürülmesine şu yönlerden cevap verilebilir:
a) Ümmet diri olduklarına dâir nass bulunmasına rağmen şehitlerin hanımlarıyla nikahlanmanın cevâzı konusunda icmâ etmiştir. Bu icmâ, şehitlerin kabirlerindeki canlılıklarının dünyadaki canlılıkları gibi olmadığını göstermektedir.
b) Vefatının ardından Rasulullah (sav)’in hanımları iddet beklemişlerdir. Kezâ şehitlerin hanımları da iddet beklemektedirler. Bu da kabirdeki diriliğin dünyadaki dirilik gibi olduğu konusundaki istidlâllerinin bâtıl olduğunu gösterir.
c) Vefatının ardından Rasulullah (sav)’in hanımlarına yeniden nikahlanmanın yasaklanması yalnızca kendilerine özgüdür. Çünkü Peygamber kendilerini Allah ve Rasülü ile dünya hayatının süsü arasında muhayyer bıraktığında onlar Allah’ı ve Rasûlünü tercih etmişlerdir.[15] Ve ayrıca onlar Rasulullah (sav)’in âhiret hayatındaki eşleridir. Bu nedenle Allah, Rasulullah (sav)’den başkasının onlara el sürmesinin yolunu kesin olarak kapatmıştır.[16]
4) Rasulullah (sav)’in, Mûsâ (as)’ı kabrinde namaz kılarken gördüğünü delil olarak ileri sürmelerine de birkaç yönden cevap verilebilir:
a) Bu sadece Mûsâ (as)’a has değildir. İbn Hibbân’ın Sahîh’inde rivâyet ettiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır: “Ölü, kabre girdiğinde kendisine batmakta olan güneş gösterilir ve ‘bırakın beni namaz kılayım’ der.”[17] -[18] Bu durum, başına gelen ölüm ile birlikte meydana gelir. Konuya ilişkin bir diğer hadis de önceki satırlarda zikredilmiş olan “Peygamberler kabirlerinde diridirler, namaz kılarlar.” hadisidir.
b) Rasûlullah’ın Mûsâ (as)’ı miracda namaz kılarken görmüş olduğunu anlatan rivâyet her ne kadar Müslim tarafından rivâyet edilmişse de Dârekutnî gibi bazı âlimler tarafından illetli kabul edilmiştir.[19]
İkinci Açıdan
Burada Rasulullah (sav)’in kabrinde de dünyadaki gibi canlı bulunduğu ve kendisinden istiğâsede bulunulabileceği meselesine genel olarak cevap verilecektir. Bu meseleye ilişkin olarak birkaç yönden reddiyede bulunmak mümkündür:
1) Rasulullah (sav)’in, kabrinde bilinen mânâda canlı ve diri olduğu iddiası şu âyet-i kerîmelerle çelişmekte ve aykırılık arz etmektedir:
“Muhakkak sen de öleceksin, onlar da ölecekler.” (Zümer, 39/30),
“Biz, senden önce de hiçbir beşere ebedilik vermedik. Şimdi sen ölürsen, sanki onlar ebedi mi kalacaklar?” (Enbiyâ, 21/34)
“Her canlı ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân, 3/185; Enbiyâ, 21/35; Ankebût, 29/57)
2) Bilinmektedir ki Rasulullah (sav) kabrinde, ruhun bedende bulunması, bedeni idâre etmesi, ruhla beraberken bedenin yemeye, içmeye, giyinmeye, evlenmeye vb. şeylere ihtiyaç duyması şeklinde alışılagelmiş biçimde dünyevî diriliğe sâhip değildir. Bilâkis kabirde berzah hayatına sahiptir. Ruhu da refîk-i a’lâ’dadır.[20] Diğer peygamberlerin ruhları da aynı durumdadır.[21] Ruhlar berzahta bulundukları yer bakımından çok farklı derecelere sahiptir. Ana karnında bulunan ceninin hayatı ile dünya hayatı ve âhiret hayatı birbiriyle kıyaslanamadığı gibi aynı şekilde dünya hayatı ile berzah hayatı arasında da kıyas yapılamaz. Bir hayat türünün diğer bir hayat türüyle kıyaslanması geçersiz ve bâtıldır.
3) Rasulullah (sav) dilekte bulunanın isteğini duyabilecek ve duasına karşılık verebilecek şekilde diri olmuş olsaydı, imânî kurallar çerçevesinde ashâbına fetvâ verir ve ashâbını sıkıntıya sokan birçok meselede ümmetini rahatlatırdı. Nasıl olur da ashâbının görüş ayrılıklarını, savaşa varan anlaşmazlıklarını görür de cevapsız ve çözümsüz bırakır?! Nasıl olur da anlaşmazlıklar ve çekişmeler meydana gelirken hiç kimse Peygamberin kabrine gitmez de ondan yardım etmesini ve yol göstermesini istemez?! İddia ettikleri gibi Rasûlullah kabrinde diri değil mi?! Ömer (ra) Buhârî’nin rivâyet ettiğine göre şöyle demiştir: “Dedenin ve kelâlenin[22] mirası ile faizle ilgili bazı hususları Rasulullah (sav)’e sormuş olmayı temenni ederdim.”[23]Ashâb-ı kirâma ne oluyor ki, Peygamber yanı başlarında canlı (!) dururken zorlandıkları meseleleri ona sormuyorlar,kıtlık olduğunda Rasulullah (sav)’den istemeyi düşünmeden gidip Abbâs radiyallâhu anh’ın duasını vesile kılarak yağmur dileğinde bulunuyorlar?! Tüm bunlar ileri sürülen iddianın bâtıl ve asılsız olduğunun apaçık delilidir.
[1] Hadis hasendir. Ahmed (2/527); Ebû Dâvûd (No:2041); Beyhakî “es-Sünenü’l-Kübrâ” (5/245)
[2] Hadis Sahihtir. Ahmed (3/120, 148, 248); Müslim (No:2375/164-165); Nesâî (1632-1638)
[3]Hadis Sahihtir. EbûYa’lâ “el-Müsned” (No:3425); Bezzâr “el-Müsned” (Keşfu’l-Estâr, No:256) vediğerleri Enes b. Mâlik radiyallâhuanh’den. Bk. İbn Hacer “el-Metâlibu’l-‘Âliye” (No: 3452); Heysemî “Mecma‘u’z-Zevâid” (8/211)
[4] Bk. İbn Teymiyye “Mecmû‘u’l-Fetâvâ” (27/116); İbn Kesîr “Telhîsu’l-İstiğâsefi’r-Reddi ‘ale’l-Bekrî” (s. 32-35, 117-122).
[5]Zikredilen hadislerde bu ayırıma dâir herhangi bir ifâde bulunmamaktadır. Çünkü hadisler, ifâde ettikleri anlam yönüyle mutlak olup Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e kabri başında verilen selâmla uzaktan verilen selâmın bir olduğunu; her iki türde selâmın da O’na ulaştırıldığını göstermektedir. Bu ayırıma delil olarak gösterilen Ebû Hureyre radiyallâhuanh’den rivâyet edilen “Kim bana kabrimin başında salât getirirse onu işitirim; kim de uzaktan salât getirse o salât bana ulaştırılırılır” hadisi ise âlimlerin ittifakla belirttikleri gibi uydurmadır. Bk. İbn Teymiyye “Mecmû‘u’l-Fetâvâ” (27/241); el-Elbânî “Silsiletü’l-Ehâdîsi’d-Da‘îfe” (No: 203). “Da‘îfu’l-Câmi‘i’s-Sağîr” (No: 5670); “Mişkâtü’l-MesâbîhTahkiki” (No:934); “Bidâyetü’s-Sûl Tahkiki” (s. 20). Dolayısıyla yazarın ifâde etmiş olduğu bu ayırım, gerek delil gerekse istidlâl yönüyle doğru değildir. Bk. Şemsu’l-Hakk el-‘Azîm Âbâdî “Avnu’l-Ma’bûd Şerhu Süneni Ebî Dâvûd” (6/22); el-Elbânî “el-Âyâtü’l-Beyyinât Tahkiki” (s. 37); “Silsiletü’l-Ehâdîsi’d-Da‘îfe” (1/369).
[6] Hadis Sahihtir. Ahmed (1/387); Nesâî (No:1283); Dârimî (No:2816); İbn Hibbân “el-Müsnedü’s-Sahîh” (el-İhsân, No:914) ve diğerleri Abdullah b. Mes‘ûd radiyallâhu anh’den. Bk. el-Elbânî, Sahîhu’l-Câmi‘i’s-Sağîr (No:2174); Mişkâtü’l-MesâbîhTahkiki (No:924); et-Tevessül (s. 64); el-Âyâtü’l-Beyyinât (s. 80); Sahîhu Mevâridi’z Zam’ân (No: 2031).
[7] Hadis Sahihtir. Ahmed (4/8); Ebû Dâvûd (No:1047); Nesâî (No:1375); İbn Mâce (No:1085); İbn Hibbân “el-Müsnedü’s-Sahîh” (el-İhsân, No:910) ve diğerleri Evs b. Evs radiyallâhu anh’den. Bk. el-Elbânî, Silsiletü’l-Ehâdîsi’s-Sahîha (No: 1527); Sahîhu’l-Câmi‘i’s-Sağîr (No:2212); Mişkâtü’l-MesâbîhTahkiki (No:1361); Sahîhu’t-Terğîb (No:696); Sahîhu Mevâridi’z Zam’ân (No: 458).
[8] Hadis Sahihtir. Ahmed (2/367); Ebû Dâvûd (No:2042); Taberânî “el-Mu’cemu’l-Evsat” (No:8030) ve diğerleri Ebû Hureyre radiyallâhu anh’den. Abdürrezzâk “el-Musannef” (No:6726); İbn Ebî Şeybe “el-Musannef” (No:7541); EbûYa’lâ “el-Müsned” (No:469) Alî b. EbîTâlib radiyallâhu anh’den. Bk. el-Elbânî, Ahkâmu'l-Cenâiz (s. 280); Tahzîru’s-Sâcid (s. 95-97); Sahîhu’l-Câmi‘i’s-Sağîr (No:7226); Mişkâtü’l-MesâbîhTahkiki (No:926); TahrîcuEhâdîsiFadâili’ş-Şâm (s. 52); Gâyetü’l-Merâm (No:125).
[9] Bkz. İbn Kesîr “Telhîsu’l-İstiğâsefi’r-Reddi ‘ale’l-Bekrî” (s. 34-35).
[10] İlgili yerde İbn ‘Abdilberr’in hadisi tashih ettiğine dâir bir ifâde geçmemektedir. Sadece isnâdıyla birlikte hadisin metnine yer vermiştir. Bk. “el-İstizkâr” (1/185).Ancak bazı âlimler hadisin İbn Abdilberr tarafından tashih edildiğini özellikle vurgulamaktadırlar. Bk. İbn Teymiyye “Mecmû‘u’l-Fetâvâ” (4/295); “İktidâu’s-Sırâtı’l-Mustakîm” (2/178); İbnu’l-Kayyim “Bedâi‘u’l-Fevâid” (2/325); “Tehzîbu’s-Sünen” (11/93); İbn Kesîr “Tefsîrul-Kur’âni’l-‘Azîm” (3/447, Rûm Sûresi 52 nolu âyetin tefsiri) “Telhîsu’l-İstiğâsefi’r-Reddi ‘ale’l-Bekrî” (s. 117) ‘Aynî “Umdetü’l-Kârî” (8/100).
[11] Hadis Zayıftır. İbn ‘Abdilberr “el-İstizkâr” (1/185) Abdullah b. ‘Abbâs radiyallâhu anhumâ’dan, Deylemî “Müsnedü’l-Firdevs” (No: 6055) Âişe radiyallâhu anhâ’dan, İbn ‘Asâkir “Târîhu Dımaşk” (3/209/2); (8/517/1); Beyhakî “Şu‘abu’l-Îmân” (thk. Zağlûl No:9296, thk. en-Nedvî No: 8857); el-Hatîb el-Bağdâdî “Târîhu Bağdâd” (6/137); Zehebî “Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ’” (12/590) ve diğerleri Ebû Hureyre radiyallâhu anh’den.Bk. İbnu’l-Cevzî “el-‘İlelü’l-Mütenâhiye” (2/911-912, No: 1523); İbn Abdilhâdî “es-Sârımu'l-Menkî” (s. 295-297); Zehebî “Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ’” (12/590); İbn Receb el-Hanbelî “Ahvâlu’l-Kubûr” (s. 185-187); el-Elbânî “Silsiletü’l-Ehâdîsi’d-Da‘îfe” (No:4493); “el-Âyâtü’l-Beyyinât” (s. 69-70).
[12] Hadis sahihtir. Buhârî (No:1338, 1374); Müslim (No:2870) Enes b. Mâlik radiyallâhu anh’den.
[13] Bk. (Bakara, 2/154).
[14] Hadis Sahihtir. Müslim (No:1887) Abdullah b. Mes‘ûd radiyallâhu anh’den.
[15] Bkz. (Ahzâb, 33/28-29).
[16] Bkz. (Ahzâb, 33/53). Ay. bk. (Ahzâb, 33/6).
[17] Hadis hasendir. İbn Mâce (No:4272); İbn Hibbân “el-Müsnedü’s-Sahîh” (el-İhsân, No:3116); İbn Ebî ‘Âsım “es-Sünne” (Zılâlu’l-Cenne, No:867) ve diğerleri Câbir b. Abdullah radiyallâhu anhumâ’dan. Bk. el-Elbânî, Mişkâtü’l-Mesâbîh Tahkiki (No:138); Zılâlu’l-Cenne (No:867); Sahîhu Süneni İbn Mâce (No:3466); Sahîhu Mevâridi’z Zam’ân (No: 648).
[18] Bkz. İbnu’l-Kayyim “el-Kâfiyetü’ş-Şâfiye” (el-Kasîdetü’n-Nûniyye) (s. 220).
[19] Bkz. el-‘İlelü'l-Vâridefi’l-Ehâdîsi’n-Nebeviyye (7/262-263, No: 1338)
[20] Bkz. Buhârî (No:4437, 4440, 5674, 6348, 6510) ve Müslim (No:2191, 2444/85,87) Âişe radiyallâhu anhâ’dan
[21] Bkz. Uzun İsrâ hadisi. Buhârî (No:3207, 3887) ve Müslim (No:164) Enes. Mâlik ve Mâlik b. Sa’sa‘ a radiyallâhu anhumâ’dan.
[22] Ölüp geride baba ya da oğul bırakmayan kimse.Bk. (Nisâ, 4/12, 176).
[23] Hadis Sahihtir. Buhârî (No:5588) ve Müslim (No:3032/32-33) Abdullah b. Ömer radiyallâhu anhumâ’dan.