“Allah, gökten bir su indirdi ve onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti. Şüphesiz ki bunda dinleyen (Hakka kulak veren) toplum için bir ibret vardır.”[1]
Su, âlemdeki en büyük mucizelerden biridir. Hem bilimsel hem de dini açıdan bakıldığında, suyun varlığı muhteşem bir düzenin parçasıdır. Âlemin yaratılışından itibaren suyun var olması ve hayatın devamı için hayati bir rol oynaması, insanın düşünmesi ve tefekkür etmesi gereken büyük bir delildir.
Sular; tatlı ve tuzlu olmak üzere başlıca ikiye ayrılır. İnsanların ve bitkilerin hayat kaynağı olan sular, tatlı sulardır. Tatlı suyun nasıl oluştuğu Kur’ân-ı Kerim’de açıklanır. Allah (cc) sık sık, rüzgârların bulutları taşıdığını, yağmurun yağmasında rüzgârların en büyük faktör olduğunu bildirir:
Su, Dünya üzerinde bol miktarda bulunan ve tüm canlıların yaşaması için vazgeçilmez olan, kokusuz ve tatsız bir kimyasal bileşiktir. Sıklıkla renksiz olarak tanımlanmasına rağmen kızıl dalga boylarında ışığı hafifçe emmesi nedeniyle mavi bir renge sahiptir.
Doğada su; katı, sıvı ve gaz olmak üzere üç farklı halde bulunur. Kimyasal formülü H₂O’dur ve iki hidrojen ile bir oksijen atomundan oluşur. Su, asidik (H⁺ iyonu içeren) ve bazik (OH⁻ iyonu içeren) maddelerin tepkimeye girerek birbirini nötrleştirmesi sonucu da oluşabilir.
Çoğu madde, katı hale geldiğinde yoğunluğu artar ve batar. Ama suyun buz hali, sıvı sudan daha hafiftir ve yüzer. Deniz, nehir ve göllerin üst kısmı donar, buz üst kısımda kaldığı için su içindeki canlılar hayatlarını sürdürmeye devam edebilirler. Eğer buz suya batacak kadar ağır olsaydı, okyanuslar zamanla tamamen donabilirdi ve içindeki yaşam sona ererek denizlerin altındaki hiçbir canlı hayatta kalamazdı.
Su yanıcı bir madde değildir, bu yüzden ateşi söndürmek için kullanılır. Ancak suyun yapısındaki oksijen yakıcı, hidrojen ise yanıcı bir gazdır. İlginçtir ki, bu iki gaz birleşerek ateşi söndüren suyu oluşturur.
H₂O, saf suyun kimyasal formülüdür ve doğada saf suya en yakın örnek yağmur suyudur. Ancak saf su, içinde mineraller olmadığı için insanlar ve diğer canlılar için sağlıklı bir içme suyu değildir. Canlıların vücutları için gerekli olan su, çeşitli mineraller içermelidir.
Yağmur suyu, yere düştüğünde toprağın içindeki mineralleri toplar ve böylece besin değeri yüksek hale gelir. Yeryüzünde bu sular akarsular oluşturarak içilebilir hale gelir. Ancak şehirleşme, sanayi ve diğer insan faaliyetleri yer altı sularını kirletebilir. Bu yüzden sağlıklı su kaynağı elde etmek için genellikle yüksek dağlardaki temiz kaynak suları toplanır.
Allah (cc) şöyle buyurmaktadır: “Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan siz mi indirdiniz yoksa indirenler biz miyiz? Dileseydik onu tuzlu (ücâc) yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?”[2]
İçmekte olduğumuz tatlı su, aslında denizlerden (tuzlu sular) ve diğer sulardan yükselen buharla oluşmakta ve bulutlardan yağmur olarak inmektedir... Eğer Allah (cc) dileseydi, bu suyu, aslına döndürürdü.
Âyette geçen “ücâc” kelimesi “tuzlu su” anlamına gelir ki, tatlı suyun aslı budur. “....Şükretmeniz gerekmez mi?”
Dolayısıyla gökten inen yağmur suyunun aslında yeryüzü suyu olduğunu öğrenmiş olmaktayız. Nitekim Allah (cc) şöyle buyurur: “Denildi ki: Ey yeryüzü! Suyunu yut,”[3] Evet, “suyunu yut!” Çünkü gökten gelen su, özü itibariyle yerden gelmiştir; gök de onu gördüğümüz yağmur şeklinde tekrar dönüştürmektedir.
Her bölgenin toprak yapısı farklı olduğu için, suyun içerdiği mineraller ve dolayısıyla faydaları da değişiklik gösterebilir. Bu yüzden bazı bölgelerdeki sular daha fazla mineral içerirken, bazıları daha az besleyici olabilir.
Kur’an’da Suyun Yaratılışı ve Önemi
Kur’ân-ı Kerîm’de suyun yaratılışı ve hayat için taşıdığı büyük önem defalarca vurgulanmıştır. Allah Teâlâ, “Biz her canlı şeyi sudan yarattık” (Enbiyâ 30) buyurarak suyun canlıların temel yapı taşı olduğunu bildirir. Bu ayetin işaret ettiği gerçek, modern bilim tarafından da kanıtlanmıştır. Bütün biyolojik süreçler suya bağlıdır; hücrelerin çalışması, besinlerin taşınması ve metabolizmanın düzenlenmesi için su olmazsa olmaz bir maddedir. Allah, suyun yeryüzüne belirli bir ölçüyle indirildiğini de şöyle bildirir:
“Biz gökten suyu bir ölçüye göre indirdik ve onu yeryüzünde durdurduk.”[4]
Bu ayet, suyun yeryüzündeki hassas dengesine işaret eder. Eğer suyun döngüsü ve miktarı kontrolsüz olsaydı, yeryüzü çorak bir çöle dönüşebilir veya tamamen su altında kalabilirdi.
Diğer taraftan yağmurun ihtiyaç kadar indirilişindeki ileri derecedeki hikmeti düşünelim. Öyle ki toprak yağmurdan ihtiyacı kadarını alıp da bundan sonra, yine üzerine yağacak olur ve ona zarar verecek hâle gelirse yağmur artık oraya yağmaz ve hemen akabinde bulutlar açılır. Bu sebeple her ikisi yani havanın açık ve bulutlu olması, dünyanın bu yolla ıslahı söz konusu olduğundan, dünyada ardı arkasına gelirler. Eğer bu ikisinden birisi sürekli olsaydı bu durum dünya düzeninin bozulmasına sebep olurdu. Yağmurlar kesintisiz yağsaydı, yeryüzünde ne varsa hepsini helak ederdi. İhtiyaçtan fazla yağacak olsaydı, tahılları ve meyveleri telef eder, ekinler ve sebzeler küflenir, bedenler gevşer, hava bozulurdu. Bunun sonucu olarak da türlü türlü hastalıklar ortaya çıkar, yiyeceklerin çoğu bozulur, yollar ve geçitler kullanılamaz hale gelirdi.
Şayet hava sürekli açık kalırsa bu sefer, bedenler kurur, su çekilir, pınarların, kuyuların, ırmakların, vadilerin suları kesilir, zarar oldukça büyürdü. Hava sertleşir ve yeryüzündeki her şey kurur, bedenler kurur ve kuraklık baskın bir hal alırdı. Bu da şifa bulması zor çeşitli hastalıkları ortaya çıkartırdı.
İşte latif ve her şeyden haberdar olanın hikmeti, bu dünya üzerinde havanın açık olması ile yağışlı olmasını arka arkaya getirmiş,
Allah (cc) suyu yalnızca bir içecek veya temizlenme aracı olarak yaratmamış, onu aynı zamanda bir ibret vesilesi kılmıştır. Yağmurun indirilmesi ve kurumuş toprakların tekrar hayat bulması, insanların da ölümden sonra diriltileceğine bir işarettir:
“Ölü toprağa can vermek için gökten su indirdik ve orada her güzel çiftten bitkiler çıkardık.”[5]
Bu ayet, her şeyin canlılığını koruyabilmesi için suya ihtiyaç duydu gücünü anlatırken, aynı zamanda kıyamet sonrası yeniden dirilişin de bir benzeri olarak gösterilmiştir.
Su yeryüzünde değişik hâllerde bulunur: su buharı, (bulutlar), su (denizler, göller), buz (kar, dolu, buzullar) gibi. Su sürekli olarak su döngüsü olarak bilinen döngü içinde değişik fiziksel hâllere dönüşür.
Su Döngüsü: İlahi Bir Nizamın İşleyişi
Su, Allah’ın insanlığa sunduğu en büyük nimetlerden biridir. Evrendeki düzenin bir parçası olan su döngüsü (hidrolojik döngü), mükemmel bir sistemle işler. Su, buharlaşma, yoğunlaşma, yağış ve yüzey akışı aşamalarından geçerek tekrar tekrar yeryüzüne geri döner. Bu süreç, Allah’ın sonsuz ilmi ve kudretiyle kurulmuş, aksaksız işleyen bir sistemdir.
Zira Allah, ezelî ilim ve iradesiyle her şeyi akıllara durgunluk verecek derecede plânlamıştır. Yağmur damlalarının oluşması için gerekli çekirdekleri, deniz suyunun içine karıştırdığı tuzlardan yaratmaktadır. Rüzgârlar, binlerce sahili dalgalarıyla döverlerken, sıçrayan küçük su damlacıkları, hava içinde buharlaşır ve küçük tuz zerrelerini atmosfere bırakır. Bu parçacıklar ise rüzgârlarla çok uzaklara kadar her tarafa sürüklenip götürülürler.
Kur’an-ı Kerim’de Allah (cc), suyun bu muhteşem döngüsünü şöyle bildirir:
“Görmedin mi ki Allah gökten bir su indirdi ve onu yerin kaynaklarına geçirdi, sonra onunla renkleri çeşit çeşit ekinler çıkardı. Sonra kurur, sen onu sararmış görürsün. Sonra da onu kuru bir çöp haline getirir. İşte bunda akıl sahipleri için bir ibret vardır.”[6] Bu ayet, suyun toprağa ulaşması, bitkilere hayat vermesi ve sonra tekrar döngüye girmesi gibi aşamaları anlatır. Yani su döngüsü sadece fiziksel bir süreç değil, aynı zamanda Allah’ın varlığını ve kudretini gösteren açık delillerden biridir.
“Kupkuru ve çorak yerlere suyu ulaştırdığımızı, onunla gerek hayvanlarının, gerekse kendilerinin yiye geldikleri ekini çıkarmakta olduğumuzu da görmediler mi? Hâlâ da görmüyorlar mı?”[7] Bu ve benzeri ayetlerde Allah (cc), hayat kaynağı olan suyu kendisinin indirdiğini, yağmuru kendisinin yağdırdığını, bu sularla kupkuru toprağın canlanarak çeşitli bitkiler bitirdiğini insanlara bildiriyor. Bunu ibretle görmeleri, düşünmeleri gerektiğini hatırlatıyor.
1. Buharlaşma ve Yükselme
Su çevrimini harekete geçiren en büyük etken güneşin ısısıdır. Okyanuslardaki ve su kütlelerindeki su, güneşin etkisiyle ısınarak buharlaşır ve atmosfere yükselir. Aynı şekilde, bitkilerde terleme (transpirasyon) yoluyla da su buharı atmosfere salınır. Bu aşama, “Biz gökten suyu bir ölçüye göre indirdik ve onu yeryüzünde durdurduk.”[8] ayetiyle uyumludur. Burada Allah, suyun atmosferde belirli bir düzene göre hareket ettiğini bildirmektedir.
2. Yoğunlaşma ve Bulutların Oluşumu
“Rüzgârları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için (Allah’ın varlığına ve birliğine) deliller vardır.”[9]
Yükselen su buharı, atmosferdeki soğuk hava ile karşılaştığında yoğunlaşır ve bulutlar oluşur. Bulutlar çok küçük su damlacıklarından oluşur. Soğuk bir hava tabakasına rastlayınca ısı kaybettikleri için bulutlardan yoğunlaşma çoğalır. Yoğunlaşmayla ağırlaşan su damlacıkları yeryüzüne doğru düşmeye başlar. Kur’an’da bu durum şöyle anlatılır: “Allah, rüzgârları gönderir; onlar bir bulutu kaldırıp sürüklerler. Sonra Biz onu ölü bir beldeye sevk ederiz, onunla yeryüzünü ölümünden sonra canlandırırız.”[10]
3. Yağışın İndirilmesi
Bulutlarda yoğunlaşan su damlacıkları bir araya gelerek büyür ve yerçekimi etkisiyle yağmur, kar veya dolu olarak yeryüzüne iner. Bazen soğuk hava tabakası buluttaki su damlacıklarını doldurur. Bu durum kar yağmasına neden olur. Dolu ise yağmur damlalarının daha soğuk bir hava tabakasına rastlayarak donması sonucu oluşur. Yeryüzüne yağışlarla tekrar dönen su yine Güneş'in etkisiyle buharlaşarak gökyüzüne yükselir. Böylece yeryüzündeki su, dengesi sürekli olarak korunmuş olur. Bu aşama Kur’an’da şu şekilde anlatılmıştır:
“Görmez misiniz ki Allah gökten bir su indirir de onu yeryüzündeki kaynaklara sevk eder, sonra onunla türlü renklerde ekinler yetiştirir, sonra kurur da sen onu sararmış görürsün.”[11]
Yağış, hem doğanın dengesini sağlar hem de insan ve hayvanların yaşaması için gerekli olan su kaynaklarını yeniler. Sonsuz kudret sahibi Allah, bir yılda 450 katrilyon litre suyu buharlaştırmaktadır. Keza, dakikada yeryüzüne yaklaşık bir milyar ton, saniyede 16 milyon ton su, yağmur olarak indirilmektedir. Rüzgârın dindiği ve yağmur damlalarının toplu halde, o nâzik ve nâzenin çiçekleri, binlerce küçük hayvancıkları incitmeden yavaşça yere indiği bahar yağmurları ne kadar huzur vericidir. Bunun yanında uygun şartlar oluştuğunda, havadaki su damlacıkları güneş ışığını kırarak, gökkuşağı oluşur ve adeta yeryüzü harika bir berraklık ve görüntüye bürünür.
Bu üç şıkkı şu örnek ile daha iyi açıklayabiliriz: Bulutlar için, tencereden çıkan buharı örnek verirler. Burada unutulan hususlar şunlardır: Nasıl ki bir tencere, tencerenin içinde su var ve bu su, sobanın üzerine konmuş, soba da yakılmışsa... Yeryüzü sularını, su yatakları denen kaba koyan, güneş ısısı ile bunu buharlaştıran bulunmalı ve bilinmelidir. Yani suyun teşekkülünden tutunuz, buharlaşmasına kadar bütün süreç, bir tertip ve nizam içinde yürümektedir. Bu nizamı koyan kimdir? Sular, en fazla yazın buharlaşır. Fakat en kurak mevsim de yaz aylarıdır. Buharlaşma, deniz ve okyanuslarda daha fazla olmasına rağmen, buralara daha fazla yağmur yağmıyor; suya ihtiyacı olan ormanlık alanlarda yağış fazla oluyor. Bu örneklerden anlıyoruz ki, bir yerde buharlaşan sular, gökyüzüne yükselip, rüzgâr arabasına bindirilip, bir plân dâhilinde sevk ediliyor, yaprakları buruşan, hal dili ile su isteyen bitkilerin imdadına yetiştiriliyor.
4. Yüzey Akışı ve Yeraltı Sularının Oluşumu
“Gökten belirli miktarda su indirdik ve o suyu yeryüzüne yerleştirdik.”[12]
Yeryüzüne düşen yağışların bir bölümü bitkiler tarafından tutulmakta, bir bölümü toprak tarafından emilmekte, bir bölümü yüzeysel akıma geçerek akarsulara kavuşmakta, bir bölümü de yüzeyden alta doğru sızarak muhtelif derinliklerde kayaların çatlaklarında, çeşitli boyuttaki kum, mil ve çakıl gibi malzemelerin arasındaki boşluklarda depolanmaktadır. Yer altındaki boşluk veya gözeneklerde tutulan suya “yer altı suyu” denmektedir. Yer altı suyu dünyanın tatlı suyunun yaklaşık olarak %22’sini sağlar. Hidrolojik döngünün bir parçasıdır. Yer altı suyunun kaynakları yağışlar, okyanuslar, ırmaklar, göller, bataklıklar, yapay gölcükler ve Su Arıtma sistemlerinden oluşur.
5. Yeraltı Suları ve Akiferler
Yağmur suları toprağa sızarak yeraltı su kaynaklarını oluşturur. Bu kaynaklar bazen yüzyıllarca birikerek akiferleri (yeraltı su havzalarını) besler. Akifer, yer altı suyunu tutan ve ileten kayaç ortamına denir. İçlerine suyun serbestçe girebileceği veya hareket edebileceği boyutta ve miktarda birbiriyle bağlantılı boşluk içeren kayaçlardan oluşmuş geçirimli kesimlerdir. Bu yeraltı suları daha sonra tekrar yüzeye çıkarak tabii kaynaklar, sıcak su kaynakları ve gayzerler oluşturur. Yeraltı suları, aynı zamanda ambalajlanarak maden suyu olarak satılmaktadır.
6. Su Döngüsünün Tamamlanması
Yeraltı suları zamanla yüzeye çıkar, göllere ve nehirlere katılarak tekrar okyanuslara ulaşır ve döngü yeniden başlar. Bu süreç, Kur’an’da şu şekilde özetlenir:
“O, gökten bir ölçüye göre su indirendir. Biz onunla ölü memleketi canlandırdık. İşte siz de böyle çıkarılacaksınız.”[13]
Bütün bunları düşündüğümüzde, suyun varlığı ve işleyişi, Allah’ın kudretinin en açık delillerinden biridir. Âlemde hiçbir şeyin rastgele olmadığı gibi, suyun da tesadüfen var olup böyle muhteşem bir düzen oluşturması mümkün değildir. O, sadece içip serinlediğimiz ya da temizlendiğimiz bir madde değil, aslında hayatın temel taşı ve ilahi bir sanat eseridir.
Suyun Önemi
Su, tüm canlılar için vazgeçilmez bir hayat kaynağıdır. Yeryüzündeki yaşamın temel taşı olan su, sadece biyolojik ve ekolojik süreçler için değil, aynı zamanda medeniyetlerin doğuşu ve gelişimi için de büyük bir öneme sahiptir. Su, dünyada hassas bir denge içinde var olur; oluşumu, döngüsü ve taşıdığı anlam, doğanın büyük hikmetini düşündürmektedir.
İnsanlık tarihine bakıldığında, suyun medeniyetlerin şekillenmesinde belirleyici bir rol oynadığı görülür. Nehirler, sadece su kaynağı değil, aynı zamanda ulaşım ve ticaret yolları olarak da kullanılmış, böylece büyük şehirlerin kurulmasına zemin hazırlamıştır. Tarım, suya olan bağımlılığıyla toplumların ekonomik ve kültürel gelişimini etkilemiş, suyun aktığı her yer bir yaşam alanına dönüşmüştür. Bununla birlikte, suyun erozyon gücü, vadiler ve deltalar gibi doğal oluşumları meydana getirerek, insan yerleşimleri için uygun araziler oluşturmuştur.
Su, sadece bir sıvı değil, aynı zamanda hayatı taşıyan bir çözücüdür. İçinde farklı mineralleri barındırarak insan ve hayvan sağlığına katkı sağlar. Hayvanlar içgüdüsel olarak saf ve temiz suyu ararken, insanlar da içme suyunun kalitesini tat ve koku duyularıyla ayırt edebilir. Yeraltından gelen kaynak suları ve dağlardan süzülen doğal mineralli sular, içerdikleri çözünmüş mineraller sayesinde hem faydalı hem de lezzetli hale gelir.
Vücudumuzun büyük bir kısmı sudan oluşur. Yetişkin bir insanın vücut ağırlığının %60-70'i sudur. Bu oran yaşa, cinsiyete ve kiloya göre değişir. Yeni doğan bebeklerde su oranı %75 iken, yaş ilerledikçe vücuttaki su miktarı azalmaya başlar. Erkeklerde su oranı kadınlara göre daha yüksekken, şişman bireylerde ise su oranı daha düşüktür.
Su, vücudun işleyişinde hayati bir rol oynar. Besinler ve içeceklerle alınan su, sindirim sisteminde emilip kana karışarak vücuda yayılır. Kılcal damarlardan dokulara geçerek hücrelere ulaşır ve burada hayati kimyasal tepkimelerde görev alır. Daha sonra hücre dışına çıkarak doku sıvısına dönüşür ve tekrar kan dolaşımına katılır. Böbrekler, fazla suyu süzerek idrar yoluyla vücuttan atarken, bir kısmı da deri, solunum ve sindirim sistemi yoluyla kaybedilir.
Su, yalnızca insanlar için değil, hayvanlar ve bitkiler için de yaşamsal bir kaynaktır. Ormanlardan çöllere, okyanuslardan dağ zirvelerine kadar her ekosistemin dengesini koruyan en önemli unsurdur. Doğadaki su döngüsü sayesinde yağmur, yer altı sularını besler; nehirler, göller ve okyanuslar, dünyayı serinletir ve canlıların ihtiyaçlarını karşılar. Su olmadan hiçbir canlının yaşamını sürdüremeyeceği gerçeği, onun ne kadar kıymetli bir nimet olduğunu bizlere hatırlatmaktadır.
Suyun Benzersiz Fiziksel ve Kimyasal Özellikleri
Su, fiziksel ve kimyasal açıdan olağanüstü özelliklere sahiptir ve bu özellikler, canlılık için ideal bir ortam oluşturur:
Yoğunluk Anomalisi: Su, donduğunda genleşir ve buz, sıvı sudan daha hafif olur. Bu sayede göllerin ve denizlerin yüzeyi donar, ancak alttaki su sıvı kalarak su altı yaşamının devam etmesini sağlar.
Yüksek Isı Kapasitesi: Su, ısıyı emme ve yavaşça bırakma özelliğine sahiptir. Bu, dünya üzerindeki sıcaklık dengesinin korunmasına yardımcı olur ve aşırı sıcaklık değişimlerini önler.
Suyun İnsan İçin Manevi ve Ahlaki Anlamı
“Sizi temizlemek için Allah, gökten su indiriyor.”[14]
Su, fiziksel özelliklerinin ötesinde, insan için manevi ve ahlaki mesajlar da taşır. İslam’da abdest ve gusül gibi ibadetlerde suyun kullanılması, onun temizlik ve arınma ile ilişkilendirildiğini gösterir. Aynı zamanda su, paylaşılması gereken bir nimet olarak da görülür. Birçok kültürde suyun cömertçe sunulması, misafirperverlik ve iyiliğin bir göstergesidir
Su, sıradan gibi görünen ama aslında son derece şaşırtıcı özelliklere sahip bir maddedir. İşte su hakkında seni şaşırtabilecek bazı ilginç bilgiler:
Su, Tekrar Tekrar İçiliyor!
Dünyadaki su miktarı milyarlarca yıldır aynı. Yani içtiğin su, dinozorların içtiği suyla aynı olabilir! Su döngüsü sayesinde sürekli olarak buharlaşıyor, yoğunlaşıyor ve yeniden sıvı hale gelerek yeryüzüne dönüyor.
Sıcak Su Daha Hızlı Donar (Mpemba Etkisi)
Normalde soğuk suyun daha hızlı donması beklenir ama bazen sıcak su, soğuk sudan daha hızlı donar. Bu ilginç olaya “Mpemba Etkisi” denir ve bilim insanları hâlâ tam olarak nedenini çözemedi.
Su, Renkli Olabilir
Su genellikle renksiz gibi görünse de aslında su hafif mavi bir renge sahiptir. Özellikle derin denizlerde bu mavi renk belirginleşir. Bunun sebebi, suyun kırmızı ışığı absorbe etmesi ve sadece mavi ışığın yansımasıdır.
Dünya’daki Suyun Çoğu İçilemez
Dünya’daki toplam suyun %97’si tuzlu su ve okyanuslarda bulunuyor. İçilebilir tatlı su ise sadece %3! Bunun büyük bir kısmı da buzullarda hapsolmuş durumda. Yani aslında içilebilir su kaynaklarımız oldukça sınırlı.
Su, Beynimizi ve Vücudumuzu Etkiler
İnsan vücudunun %60’ı sudur ve beynimizin yaklaşık %75’i sudan oluşur. Susuz kaldığımızda beyin fonksiyonları yavaşlar, odaklanma ve düşünme zorlaşır. Yalnızca %2 oranında su kaybı bile zihinsel performansı düşürebilir!
Su Sesleri Stresi Azaltır
Okyanus dalgalarının, akan bir şelalenin veya yağmurun sesi neden bizi rahatlatır? Bunun sebebi, su seslerinin beynimizde “beyaz gürültü” etkisi yaratarak stres hormonlarını düşürmesi. Bu yüzden su sesleri uyku müziklerinde ve meditasyon uygulamalarında sıkça kullanılır.
Sonuç: Suyun İlahi Kudreti ve Şükrü
Su, Rabbimizin yeryüzüne bahşettiği en büyük nimetlerden biridir. Onun sonsuz hikmetiyle yarattığı bu hayat kaynağı, hem bedenimizi hem de ruhumuzu temizler. Yağmur damlalarıyla kurumuş toprağın canlanması gibi, biz de suyla diriliriz, onunla ferahlarız.
Şüphesiz ki su, Allah’ın rahmetinin bir tecellisidir. O, gökten indirdiği suyla yeryüzünü canlandırır, toprağa bereket verir, her türlü canlıya hayat bağışlar. Rabbimiz buyuruyor ki:
“Biz her canlı şeyi sudan yarattık.”[15]
Bu büyük hikmeti görüp düşünmek, bizi her durumda şükre sevk etmelidir. Suyun her damlası, bize Allah’ın kudretini hatırlatır.
Ne büyük bir lütuftur ki, Rabbimiz bizleri su ile rızıklandırmış, onunla bize sağlık, bereket ve temizlik bahşetmiştir. Hamd olsun suyu bahşeden Yüce Allah’a! Onun nimetlerine şükredenlerden olabilmek duasıyla...
[1] 16/Nahl 65
[2] 56/Vâkıa 68-70
[3] 11/Hûd 44
[4] 23/Mü’minûn 18
[5] 20/Tâhâ 53
[6] 39/Zümer 21
[7] 32/Secde 27
[8] 23/Mü’minûn 18
[9] 2/Bakara 164
[10] 35/Fâtır 9
[11] 39/Zümer 21
[12] 23/Mü'minûn, 18
[13] 35/Zuhruf 11
[14] 8/Enfâl, 11
[15] 21/Enbiyâ 30