Ömer (ra), “Rasulullah’ı (sav) şöyle söylerken işittim.” demiştir.

“Eğer siz hakkıyla (gereği gibi) Allah’a tevekkül etmiş olsaydınız, tıpkı kursakları boş olarak çıkıp (akşam) doymuş bir şekilde dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizleri de rızıklandırırdı.” (Tirmizî) (Tirmizî “hadis hasen” demiştir.)

Allah’a (cc) hamd Rasulüne salat ve selam olsun…

Allah’ın (cc) yardımı ile 12 sayıyı geride bırakarak 13. Sayı olan bu ayki dergimizde Rasulullah’ın (sav) çok değerli hadislerinden birini daha anlamaya çalışıp dersler çıkaracağız.

Kulların Allah’a (cc), O’nun rızasını kazanmak için sundukları ameller ve ibadetler vardır. Bu ibadetlerin bazıları açık, zahiri, bazıları da gizlidir. Gizli ibadetlerin yeri ise kalptir. Nasıl ki namaz, oruç, zekât gibi zahiri olan ibadetler yalnız Allah (cc) için yapılması gerekiyorsa aynı şekilde kalbi olan ibadetlerde yalnız Allah (cc) için yapılmalıdır. Aksi takdirde kişi Müslüman olamayacaktır.

Bu noktada ibadetin tanımını hatırlatmak gerekirse; İslam’da ibadet, Allah’ın (cc) sevip razı olduğu, açık ve gizli, söz ve amellerin tümüne birden verilen isimdir. Açık ibadetlerin örneği; zikir, namaz, zekât, cihad, İslam’a davet etmek gibi ibadetlerdir. Gizli ibadetlere ise; korku, rağbet, haşyet, ümit, sevgi, tevekkül örnek olarak verilebilir.

İçinde bulunduğumuz çağ ve toplumun etkisiyle Müslümanlar bazen bu kalbi amellerde gaflete düşebiliyor ve ibadetlerde eksiklik içerisinde olabiliyorlar. Bu ister avam olsun ister âlim, ister kadın olsun ister erkek bütün Müslümanların sık sık hatırlayıp uyanık olması ve kendini düzeltmesi gereken bir durumdur. En çok gaflete düşülen kalbi amellerden biride tevekküldür.

Hadisimizde Allah’ın Rasulu  (sav), eğer Allah’a hakkıyla tevekkül edilirse, Allah’ın (cc) biz kullarını, tıpkı aciz olan, küçük olan, güçsüz olan kuşları rızıklandırdığı gibi rızıklandıracağını bildiriyor. Evet, hakkıyla tevekkül edilirse kuşlar gibi rızıklandırır Allah (cc) kullarını. Çünkü o rızkın sahibidir, er-Rezzak olandır. Daha ana rahminde 120 günlükken rızkımızı yazdıran odur. Sebeplere sarılarak bize gelecek olan rızkı vesilelerle bize ulaştıran odur. Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki onun rızkını Allah vermesin.

“Nice canlılar vardır ki, rızıklarını taşımazlar (yiyecek biriktirmezler). Onları da sizi de Allah rızıklandırır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”[1]

Ebu Abdurrahman Abdullah b. Mes'ûd'dan (ra), dedi ki: Doğru sözlü ve doğru sözlü olduğu tasdik olunan Rasulullah (sav) bize şunu anlattı: "Sizden her birinizin hilkati annesinin karnında kırk gün süre ile nutfe olarak bir araya getirilir. Sonra bunun kadar bir süre alaka olur. Sonra bunun kadar bir süre mudga (bir çiğnem­lik et) olur. Sonra ona melek gönderilir, melek ona ruh üfler ve şu dört hu­susu yazmakla emrolunur: Rızkını, ecelini, amelini, bedbaht mı, mutlu mu olacağını. Kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah hakkı için, hiç şüphesiz sizden herhangi bir kimse Cennet ehlinin ameli ile amel eder. Ni­hayet kendisi ile Cennet arasında ancak bir arşın kalmışken, kitap (da yazı­lan kader) onun aleyhine ileri geçer ve o da Cehennemliklerin ameli ile amel eder, böylelikle oraya girer. Ve hiç şüphesiz sizden herhangi bir kim­se Cehennemliklerin ameli ile amel eder. O kadar ki, kendisi ile Cehennem arasında ancak bir arşınlık mesafe kalır da, kitap onun hakkında ileriye ge­çer, o da Cennet ehlinin ameli ile amel eder ve Cennet'e girer.

Hal böyle iken bir Müslümanın Allah’a (cc) tevekkül etmemesi düşünülemez. Müslüman Allah’a dayanır, Allah’a güvenir ve sebepleri yerine getirerek elinden geleni yaptıktan sonra rızkını Allah’tan bekler. Bu ise ona birçok şey kazandırır. İnsanlardan ummamayı, yalnızca Allah’tan isteyip ummayı ve dolayısıyla izzet sahibi olmayı kazandırır.

“Şüphesiz Allah rızık verendir, güçlüdür, çok kuvvetlidir.”[2]

“Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verebilecek olan kimdir? Hayır, onlar azgınlık ve nefrette direnip durmaktadırlar.”[3]

Bir Müslüman rızık endişesi içinde olmaz, olmamalıdır. Şeytan onu rızkın darlığı konusunda şüpheye düşürmemelidir. Ama tekrar altını çizmekte fayda olacaktır ki, çalışmak, çabalamak, sebepleri yerine getirmek Allah’a (cc) tevekkül edilmesine zıt değildir. Aksine tevekkülün şartlarındandır. Hiçbir şey yapmadan sebepleri yerine getirmeden rızık beklemek tevekküle ters ve Müslümanın yapmayacağı bir şeydir.

Burada Hasan Basri’nin (rh) güzel bir sözünü aktarmak istiyorum.

"Kur'an'ın iki kapağı arasındakileri okudum. Doksan yerde Allah'ın rızka kefil olduğunu, bir yerde ise şeytanın insanı fakirlikle korkutacağını gördüm ve insanın Rabbinin 90 yerdeki vâdini unutup şeytanın sadece bir yerdeki yalanına kandığını da gördüm."

Günümüzde bazı kardeşlerimiz bu endişeden dolayı Allah (cc) muhafaza harama düşebiliyorlar. Bazen bazı Müslümanların bankalarla şüpheli işlerinin olduğunu, ya da malı satmak için yalan söylediklerini ve buna benzer durumlarını işitiyor ve üzülüyoruz. Bunların sebeplerinin en başında tevekkül eksikliği gelir. İşte bu eksikliği kullanan şeytan da Müslümana bu yönden yaklaşarak onu harama düşürmeye çalışır. Mesela, malı elinde kalacak korkusu vererek yalana başvurmasını sağlar, ya da faizli işlemi kabul etmesini sağlar. Oysa Allah’a (cc) hakkıyla tevekkül eden bir Müslüman Allah (cc) dilerse o malın satılacağını, dilemezse yalan söylese de, aldatsa da satılmayacağını ya da yalanla-dolanla satsa da satmasa da aynı kazancı elde edeceğini bilir ve şeytanın bu tuzağına düşmez. Böylelikle Allah’ın hududunu da korumuş olur.

Şu noktanın da altını çizelim isterim; çalışacağız, elimizden geleni yapıp sebepleri yerine getireceğiz; evet ama sebeplere de güvenmeyeceğiz. Yerine getirdiğimiz sebeplerin sonunda mutlaka kazanç elde edeceğimize inanmayacak Allah’ın (cc) takdirine bırakacağız.

Kuşlarda böyle yapmıyorlar mı? Sabah çıktıklarında hiçbir şeyleri yokken üzerlerine düşeni yapıp rızık aramaya başlamıyorlar mı? Yani sebepleri yerine getirmiyorlar mı? Evet, getiriyorlar ve sonucunda da Allah (cc) onları takdir ettiği rızıkla rızıklandırıyor.

Kalbi ibadetlerden olan tevekkül, hadisimizde her ne kadar rızık üzerinden anlatılsa da Müslümanın her anında, gaflete düşmeden, yalnızca Allah’a (cc) yapması gereken bir ibadettir. Bunun için tevekkülden de ayrıca biraz bahsetmek iyi olacaktır.

“Sözlükte “Allah’a güvenmek” anlamındaki vekl kökünden türeyen tevekkül “birinin işini üstüne alma, birine güvence verme; birine işini havale etme, ona güvenme” manasına gelir. Birine güvenip dayanan kimseye mütevekkil, güvenilene vekîl denir. Kaynaklarda çoğunlukla vekil kelimesi kefille eş anlamlı gösterilmişse de Râgıb el-İsfahânî’ye göre vekil kefilden daha geneldir; her vekil kefildir, fakat her kefil vekil değildir. Tevekkül dinî bir terim olarak “bir kimsenin kendini Allah’a teslim etmesi, rızkında ve işlerinde Allah’ı kefil bilip sadece O’na güvenmesi” şeklinde tanımlanmaktadır (el-Müfredât, “vkl” md.; Lisânü’l-ʿArab, “vkl” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “vkl” md.; Gazzâlî, IV, 259).[4]

Tevekkül hakkında seleften birçok âlim tanım yapmıştır, bunlardan bazıları ise şunlardır:

İbn Teymiyye (rh) tevekkülün “kalbin yalnız Allah’a güvenmesi” anlamına geldiğini belirterek bunun sebeplere başvurma ve mal biriktirmeye aykırı olmadığını söyler.

İmam Ahmed ise “tevekkül tamamen kalbin amelidir.” der.

Ebu’l- kasım el-Kureyşi “tevekkülün yeri kalptir.” bir başkası, “tevekkül Allah’ı tanımaktır.” bir başkası ise “tevekkül Allah’ın verdiğine rıza göstermektir.” der.

Bu tanımları daha da arttırabiliriz ama özet olması amacıyla yeterli görüyorum. Bu tanımlardan sonra ise en uygun ve güzel tanımı yapan İbn Kayyım (rh) olmuştur. Der ki: “ Aslen tevekkül mürekkep bir ameldir. Yani birden fazla unsurun bir araya toplanmasıyla tevekkül meydana gelir. Yapılan tariflerin hepsi doğrudur fakat eksiktir. Kimi tevekküle götüren sebeplerle, kimi şartlarıyla, kimi de tevekkülün semeresiyle açıklar. Hakikat tevekkül bunların bir araya toplanmasıyladır.”

Yani tevekkül, kişinin elinden geldiğince sebepleri yerine getirerek Allah’a (cc) dayanması, güvenmesi ve neticede ortaya çıkan sonuca; ‘’Allah’ın (cc) takdiri’’ deyip rıza göstermesidir.

Birkaç ayet ve hadis zikredecek olursak,

“Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah, her şeye bir ölçü koymuştur.”[5]

“Müminler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığında kalpleri ürpertiyle titrer, O’nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler.”[6]

“İmran’ın naklettiğine göre, Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Ümmetimden yetmiş bin kişi hesaba çekilmeden cennete girecektir.” Orada bulunanlar, “Onlar kim ey Allah’ın Resulü!” dediler. Hz. Peygamber, “Onlar, (vücutlarını kızgın demirle) dağlamayanlar, üfürükçülük yapmayanlar ve Rablerine tevekkül edenlerdir.” buyurdu.”[7]

Tevekkül ile ilgili çok yazılacak yazı, söylenecek söz, verilecek örnek var ama yazıyı daha fazla uzatmamak için Buhari şerhi Feth’ul-Bari’de geçen Taberi’nin (rh) tevekkül hakkındaki sözünü paylaşarak yazımı bitirmek istiyorum.

“Taberi der ki: Kalbine; saldırgan, yırtıcı hayvan ve hücum eden düşmana varıncaya kadar hiçbir şeyin korkusu bulaşmayan ve rızkını talep etmek, herhangi bir hastalığı tedavi etmek için hiçbir şeye başvurmayan kimseler dışındakiler tevekkül etmek vasfını hak edemez, denilmiştir. Ama gerçek şudur: Allah'a güvenen, Allah’ın kaza ve kaderinin, hakkında takdir edilen şekliyle gerçekleşeceğine kesin olarak inanan, bu hususta Allah'ın sünnetine ve Rasulü’nün sünnetine uyarak sebeplere başvuran kimsenin bu hali, tevekkülünü olumsuz olarak etkilemez. Çünkü Nebi (sav) savaşta üst üste iki zırh giyinmiştir. Başına miğfer geçirmiştir, okçuları yol ağzına yerleştirmiştir. Medine etrafına hendek kazmıştır, Habeşistan'a ve Medine'ye hicret edilmesine izin vermiştir. Kendisi de hicret etmiştir, yemek ve içmek için gerekli yollara başvurmuştur. Kendi aile halkı için ihtiyaçlarını bir kenara ayırıp saklamış, üzerine semadan bir şeyler inmesini beklememiştir. Oysa öyle bir şey olsaydı, Allah'ın kulları arasında buna en layık olan o olurdu. Kendisine: Devemi bağlayayım mı yoksa onu serbest mi bırakayım, diye soru sorana da: "Onu bağla ve tevekkül et" diye cevap vermiş, gerekli tedbirleri almanın tevekküle aykırı olmadığına işaret buyurmuştur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.”[8]

 


[1] (29/Ankebut 60)

[2] (51/Zariyat 58)

[3] (67/Mülk 21)

[4] (İslam ansiklopedisi; tevekkül)

[5] (65/Talak 3)

[6] (8/Enfal 2)

[7] (Müslim)

[8] (Feth’ul-Bari)