Selef ümmeti; haram ve helal meselelerinde tartışmayı ve münakaşa etmeyi kerih görmüştür. Usulsüzce yapılan münakaşa İslam ümmetinin takip ettiği metot değildir. Seleften sonra bu meseleler ortaya çıkmıştır. Nasıl ki Irak fakihlerinin Hanefi ve Şafi mezhebinin aralarında ki ihtilaflı meseleleri gibi… Bunlar fayda vermeyen konularda uzun uzunca tartışmış ve ihtilaflı ve münakaşalı konuları genişleterek kitaplar tasnif etmişlerdir. Bunların hepsi daha sonradan ortaya çıkmış aslı astarı olmayan ilimlerdir. Bu şekilde kendilerini faydasız ilimlerle meşgul etmişlerdir.
Selef, bu ilmi kerih görmüştür. Sünen’de Merfu’ bir hadiste şöyle geçmektedir:
“Hidayetten sonra sapıklık ancak usulsüzce tartışma yapan kimselere olmuştur.”[1] Allah Rasulü (sav) daha sonra şu ayeti okudu:
“Dediler ki: “Bizim ilahlarımız mı daha hayırlı, yoksa o mu?” Onu yalnızca bir tartışma-konusu olsun diye (örnek) verdiler. Hayır, onlar 'tartışmacı ve düşman' bir kavimdir.”[2]
Selef âlimlerinden bazıları şöyle demişlerdir: “Allah bir kuluna hayrı dilediği zaman ona amel kapısını açar; tartışma kapısını kapatır. Allah bir kuluna da şerri dilediği zaman hayrın kapısını kapatır; tartışma kapısını ona açar.”
İmam Malik (ra) şöyle der: “Bir beldeye uğradım; bunlar çokça soru sormayı kerih görürlerdi.” Ve yine İmam Malik (ra) çokça konuşmayı ve fetva vermeyi ayıp görür ve şöyle derdi: “Onlardan bazıları sanki çok güzel konuşur ve azgın deve gibi ‘bu böyle, şu şöyle’ der ve boş yere konuşur.”
İmam Malik (ra) çokça sorulara cevap vermeyi de uygun görmezdi. Mesela “Sana ruh'tan sorarlar; de ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir.”[3] bu ayette ‘sorunun cevabı gelmemiştir’ demiştir. Ona şöyle denilir; “Hadisleri bilen birisi onlarla tartışabilir mi”? O’da şöyle cevap vermiştir: “Hadisleri söyler; kabul ederse ne güzel, kabul etmezse sus!”
Yine şöyle der: “İlimde münakaşa ve cedel; ilmin nurunu götürür, kalbi katılaştırır ve kötü şeyleri miras bırakır. Kendisine çokça sorulan sorulara ‘Bilmiyorum’ derdi. İmam Ahmed’de kendisine bu yolu izlemiştir.
Olmamış şeylerle alakalı, faydasız ve yanıltıcı sorular hakkında yasaklayıcı hadisler varit olmuştur.
Bunula birlikte selefin ve büyük imamlarından olan İmam Malik, Şafi, Ahmed ve İshak’ın (ra) sözlerine dikkat alınılması gerekilmektedir. Onlar fıkhı sunma ve hükümleri araştırma hususundaki kelamları veciz, muhtasar, kast ettikleri şeyleri uzun ve çok ayrıntı olmaksızın anlaşılmaktaydı. Sünnete muhalefet edenlere reddiye verecekleri zaman, latifeli işaretlere ve güzel konuşmalarına yer verirlerdi. Şöyle ki kelamcıları anlamak için konuşmalarına uzun uzunca yer vermezler. Doğru olan şey konuşmanın uzunca olması değildir. Selef ve imamların konuşmalarında muhtasarlık ve icazlık vardır.
Selef ümmetinin çokça münakaşalı ve tartışmalı konuşmalardan uzak kalmaları, cehaletlerinden ve acizliklerinden değildir. Bilakis Allah’tan korkmaları ve ilimlerinden dolayıdır. Seleften sonra gelenlerin çokça konuşmaları, meseleleri irdelemeleri ilimlerinin olmalarından değildir. Bilakis konuşmayı çokça sevmeleri ve takvalarının az olmasından dolayıdır.
Hasan Basri (ra) çokça tartışan bir topluluğu işittiğinde; “İşte bunlar, ibadetin kendilerine yük olduğu, konuşmalarının hafif geldiği ve takvalarının da az olduğu kimselerdir.” derdi.
Mehdi bin Meymun (ra) şöyle der: Adamın biri Muhammed bin Sirin (ra) ile tartışmak istedi. Muhammed bin Sirin (ra) şöyle dedi: “Ben senin ne istediğini bilirim. Ben seninle münakaşa etmeyi isteseydim zaten münakaşanın kısımlarını bilmekteyim.” Başka bir rivayette ise “Ben cedelleşmeyi sende daha iyi bilirim. Ama bununla ilgilenmiyorum.”
İbrahim bin en-Nehai(ra) şöyle der: “Hiçbir zaman tartışmaya girmedim.”
Abdulkerim el-Cezri (ra) şöyle der: “Tartışma yapmayan kimse vera sahibi olur.”
Cafer bin Muhammed (ra) şöyle der: “Dinde tartışma yapmaktan sakın! Çünkü o kalbi başka şeylere meşgul eder ve nifak tohumunu bırakır.”
Ömer bin Abdülaziz (rahimehullah) şöyle der: “Tartışma yapan birisini duyduğun zaman ondan uzak dur!”
Yine şöyle demiştir: “Kim dinini tartışma hedefi kılarsa çok görüş değiştirir!”
Yine şöyle der: “Öncekiler keskin basiret ve ilimlerinden dolayı tartışmadan uzak durdular. Eğer onlar konuşsaydı, konuşanların en etkilileri olurlardı.”
Tartışma yapmanın zemmiyle alakalı seleften birçok nakil gelmiştir.
Münazara ilminde, sonradan gelen âlimlerin birçoğu ayrılığa düştüler. Dini konularda kim daha çok konuşur, cedelleşir ve münazara yaparsa o en bilginidir diye zannettiler. Ama gerçekten bu böyle değildir. Bu görüş apaçık cahilliktir. Sahabelerin büyüklerinden Ebu Bekir, Ömer, Ali, Muaz, İbn Mes’ud ve Zeyd bin Sabit’e (rah) bak bunlar nasıldılar? Aynı şekilde sahabe, tabiinden daha da bilgin olmasına rağmen tabiinin kelamları çoktu. Yine tabiin, tebe-i tabiînden çok bilgin olmasına rağmen tebe-i tabiînin kelamları çoktu. İlim, çok rivayet etmek ve çok şeyler söylemek değildir. İlim ancak nurdur. Kulun kalbine yerleştiği zaman hakkı bulur, hakla batılı birbirinden ayırır.
Nebi’ye (as) Cevamiu’l-kelim (az kelime ile birçok mana) verilmiştir[4]. O’na kelam kısaltılmıştır.
Bundan dolayı çok anlamsız konuşmak ve dedikodu ile alakalalı yasaklayıcı hadisler varit olmuştur.[5] Nebi (sav) şöyle buyurmaktadır:
“Allah (cc) Nebi’yi ancak tebliğ için gönderir. Konuşmada çokça dalınması şeytandandır.”[6]
Nebi (as) tebliğ hâsıl olacak kadarıyla konuşurdu. Çokça konuşmaya dalmak yerilmiştir. Nebi’nin (as) hutbesi normal uzunluktaydı. Eğer birisi kelamını saymaya kalkışsaydı sayardı.[7]
Abdullah bin Ömer’den (ra) gelen bir hadiste şöyle geçmektedir:
“Beyanda (açıklamada) sihir vardır.”[8] Hadisin mefhumundan da anlaşılacağı üzere bazıların da zannettiği gibi konuşmak övülmemiş, bilakis
yerilmiştir.
Tirmizi ve başka imamlar, Abdullah bin Amr’dan (ra) şöyle rivayet etmiştir: “Allah, dilini inekler gibi sağa sola dolaştırıp belağat yapan adamlara
buğzeder.”[9]
Bu hadisin manasıyla eş değer, Ömer, Said, İbn Mes’ud, Aişe ve diğerlerinden merfu ve mevkuf olarak çokça rivayet gelmiştir.
Kimin ‘kelamı ve sözü uzun uzunca olursa ilmi iyi olur’ diye düşünülmemesi lazımdır. İnsanlardan bazılarının şu cehaletine maruz kaldık: “Sonra gelenlerden kimin kelamı fazla ise öncekilerden daha ilimlidir. Bunlardan bazıları da bir kişinin beyanatı ve sözü çok olursa sahabe ve sahabeden sonra gelenlerden daha ilimlidir.” Onlardan bazıları da “Bu kimselerin kendilerine tabi olan meşhur âlimlerden daha ilimlidir.”
Bu anlayış geçmiş dönemde yaşayanları da kapsar. Çünkü meşhur âlimler, öncekilerden daha fazla konuşmuşlardır. Eğer çok konuşanın ilmi fazla ise, az konuşan fakihlerden Sevrî, Evzaî, Leys, İbnMubarek (ra) ve onlardan daha önce gelen tabiînlerin ilimleri az olması gerekirdi. Bu şekilde düşünmek Selef’i Salihin’e karşı büyük bir ayıp, kötü zan, onlara cahillik ve ilimlerinin eksik olduğunu iddia etmektir. La havle ve la kuvvete illa billah!
Sahabe hakkında İbn Mes’ud’un (ra) şu sözü ne kadarda doğrudur: “Sahabe kalbin temizliği bakımından ümmetin en temizlileri, ilim bakımında en ilimlileri ve telellüf (zorlayarak konuşmak) bakımından en az konuşanlarıdır.” Bu sözün bir benzeri İbn Ömer (ra)’den rivayet edilmiştir.
Bu gibi ifadelerden anlaşılıyor ki Selef’ten sonra gelenler telellüf bakımından en çokluları, ilim bakımından da en aşağı kimselerdir. Yine İbn Mes’ud (ra) şöyle der: “Sizler âlimlerin çok olduğu, hatiplerin ise az olduğu bir zamandasınız. Sizden sonrada âlimleri az, hatipleri ise çok bir zaman gelecektir.”[10]
Kimin ilmi çok, kelamı az olursa bu kimse övülür. Kimin de kelamı çok, ilmi az olursa bu kimse de yerilir. Allah Rasulü (sav) Yemen ehlinin imanlı ve fıkıh edinen bir kavim olduğuna şahitlik etmiştir. Yemen ehli ise insanların en az konuşanı, ilimde en bilginleri ve konuşmaları ihtiyaç miktarına göredir. Çünkü onların ilimleri kalplerinden faydalı ilim bıraktı. Faydalı ilim ve fıkıh işte budur!
İlimlerin en faziletlisi Kur’an tefsiri, hadislerin şerhi, sahabe, tabiin, tebe-i tabiîn ve daha önce ismini zikrettiğimiz meşhur İslam âlimlerden rivayet
edilen helal ve haram konusundaki sözleridir.
Selef’ten şöyle bir kural rivayet edilir; “İnsanların en faziletlileri bu ilimleri anlayan, üzerinde duran ve fıkh edendir.” Selef’ten sonra gelenlerin birçoğunun ilimlerinde hayır yoktur. Ancak Selef’in şerh ettiği gibi ilimleri şerh eden bundan istisnadır.
Selef’in sözlerine muhalefet edenlerin birçoğunun konuşması batıl ya da fayda yoktur. Selef’in konuşmalarında fazlasıyla yeterli ilim vardır. Onlardan sonra gelenlerin ilimlerinde doğru olan şeyler, en kısa ve en veciz şekliyle zaten selefte mevcuttur. Düşünecek ve fıkh edecek kimseler için, sonradan gelenlerin konuşmalarındaki yanlışlarını açıklayacak sözler, selefin beyanatında mevcuttur. Selefin konuşmalarında, sonrakilerin elde edemeyeceği ve bulamayacağı incelikler ve bedi’ manalar vardır.
Kim ilmi, Selefin sözlerinden almazsa bütün hayırlardan yoksun kalır. Bununla birlikte batılın içinde gark olanlar, seleften sonra (selefin çizgisinde olmayan) gelenlere uymuşlardır. Selef’in sözlerini toplamak isteyenler için sahih rivayeti zayıf rivayetten ayırmaya ihtiyaç duyar. Tabi bu da cerh ve ta’dil ilimlerini bilmeleriyle gerçekleşir. Kim bu ilimleri bilmez ise Selef’ten naklettiği sözler güvenilir olmaz. Hakka, batıl elbisesi giydirmiş olacağından dolayı artık diğer sözlerine de itibar edilmez.
Aynı şekilde kimin ilmi az olursa Rasulullah (sav) ve Selef’ten aktarmış olduğu nakillere itibar edilmez. Çünkü sahih rivayeti zayıf rivayetten ayıramama cehaleti vardır. Cerh ve Ta’dil ilmini bilmediğinden dolayı bütün nakiller geçersizdir.
Evzai (ra) şöyle der: “İlim, Muhammed’in (sav) ashabından gelen hususlardır. Bunların dışındakiler ise ilim değildir.”
İmam Zuhri (ra), tabiinin sözlerini yazıyordu. Salih bin Keysan (ra), İmam Zuhri’ye bu konuda muhalefet etmiş ve sonradan ise yazmadığına pişman olmuştur.
Bizim zamanımızda kendilerine tabi olunacaklar; İmam Şafi, Ahmed, İshak (ra) ve diğerlerinin sözlerini yazmak gerekir. Bunun nedeni insanlar, onlardan sonra gelenlerin ilimlerinden sakınsın. Çünkü seleften sonra birçok sözler çıktı. Kendilerini sünnete ve zahir hadislere tabii olduklarını nispet edenler, sünnete şazlıktan dolayı daha çok muhalefet etmiş, fehmetme ve meselelere bakış açıları da kendilerinden önce hiçbir selefe uymamıştır.
Bununla beraber Kelam ve Felsefe ilimlerine içli-dışlı olmak büyük bir şerdir. Bu ilimlere meşgul olup da onların pisliklerine ve zararlarına uğramadan çıkanların sayısı oldukça azdır.
İmam Ahmed (ra) şöyle der: “Onların kelamlarıyla meşgul olan kimse ancak cehmiyye olur.” İmam Ahmed ve diğer selef âlimleri, sünneti müdafaa etmek için olsa bile insanları kelam ehlinden sakındırıyorlardı. Daha sonradan ortaya çıkmış kelam ilmini sevip ve onun ehline tabi olan kimseler, tartışmaya ve cedele girmeyenleri zem etmeleri, onları cahillikle vasıflamaları, Allah’ı ve dini tanımadıklarını söylemeleri şeytanın onlara adımlarıdır. Bundan Allah’a sığınırız.
Daha sonradan ortaya çıkmış ilimlerden bir tanesi de Batınî ilimler ve kalbin amellerinde ve buna tabi olan ilimlerde kendi görüşüne, zevkine ve keşfine göre konuşmaktır. Bu büyük bir tehlikedir. Ümmetin önde gelen imamları Ahmed ve diğerleri bu ilimleri kerih görmüşlerdir.
Cüneyd el-Bağdadi (rahimehullah) şöyle der: “Bizim ilmimiz Kur’an ve Sünnetle sınırlıdır. Kim Kur’an okumaz ve hadis yazmazsa ona uyulmaz.”
Bu meselelerde meydanı boş bulunlar çeşitli zındıklığa ve nifaklığa bulaşarak; velilerin nebilerden daha faziletli ya da onlardan daha da üstün olduğunu, Rasullerin getirmiş olduğu şeriatın eksik olduğunu, hulül, vahdet-i vücut ve şeriatın haramlarının helal olduğunu iddia etmişler; küfrü, fıskı ve isyanı bu ilme dâhil etmişlerdir. Yine bu yolla dinde aslı astarı olmayan birçok meseleleri dâhil etmişlerdir. Bazıları müzik ve dansla kalbin yumuşayacağını, haram olan surete âşık olarak nefislerinin terbiye olacağını, kötü elbise giyerek nefsinin kötülüklerini kıracağını ve tevazu sahibi olacağını ve buna benzer şeriatın izin vermediği şeyleri iddia etmişlerdir. Bu şekilde dinlerini oyun ve eğlence edinenlere benzediler.
Allah (cc) bizleri muhafaza etsin.
İbn Recep el-Hanbelî
[1] (Tirmizi)
[2] (43/Zuhruf 58)
[3] (17/İsra 16)
[4] (Buhari) ; (Müslim)
[5] (Buhari ve Müslim’in Ebu Hureyre’den rivayet ettikleri hadiste Allah Rasulü şöyle buyurmaktadır: “Allah sizden şu üç şeyi kerih görmüştür…”
[6] (Abdurrezzak, 11/163-164)
[7] (Buhari) ; (Müslim)
[8] (Tirmizi) ; (Ahmed) ; (Ebu Davud)
[9] (Tirmizi)
[10] (Buhari); (Taberani)