Allah (cc) kullarına sayılmayacak birçok nimetler vermiştir. Bu nimetlere karşı kulların Allah’a karşı görevlerini ve sorumluluklarını artırması gerekirken -azı hariç- büyük çoğunluğu görevlerini unutmuş, yaratıcısına nankörlük etmiş, isyanları neticesinde azgınlığın içerisinde debelenir hale gelmiştir. Kur’an, birçok ümmetlerin ve kavimlerin durumlarını zikretmiş, onların çoğunun ilahi uyarılara kulak asmadıklarını, gelen mucizelere iman etmediklerini, sonunda ise azaba düçar olduklarını beyan etmiştir.      
      
Tarih boyunca İslam ümmetinin ve birçok Rasullerin başını ağrıtan, eziyet eden, öldüren ve İslam dinine kinlerini ve nefretlerini kusan topluluk hiç şüphesiz ki İsrailoğullarıdır, yani Yahudilerdir.  Bununla birlikte Allah (cc) İsrailoğullarına daha önce başka kavimlere ve toplumlara vermediği nimetleri vermiş, onları faziletli kılmış ve âlemlere üstün tutmuştur. Böyle değer verdiği ve faziletli kıldığı bu güruhu, kendi elleriyle kazandığı günahlardan dolayı kalpleri hakka karşı meyletmez, gözleri hakkı idrak etmez, kulakları ise hakkı işitmez hale getirdi. 

Allah (cc) Bakara suresinin bir bölümünde İsrailoğulları ile Musa (as) arasındaki malum inek kıssasındaki diyaloğu haber vermektedir. Abdullah bin Abbas, Ubeyde bin Sâmit, Ebü'l-Âliye gibi sahâbîler ve diğer bazı ilk dönem müfessirlerinin ver­diği birbirine yakın bilgilere göre hayli zengin ve yaşlı bir Yahudi, mirasına ve kan bedeline göz diken yeğeni tarafından öldürülüp bir yere atılmış, cinayet bir masu­mun üstüne yıkılmak istenmişti. Katilin bulunamaması yüzünden, toplumda nere­deyse silahlı mücadeleye kadar varacak bir gerginlik doğdu ve olay Musa'ya (as) bildirilerek kendisinden bir çözüm bulması istendi. O da Allah'tan aldığı vahye uy­gun olarak bir inek kesmelerini ve bunun bir parçasıyla maktulün cesedine vurma­larını emretti. Denilenin yapılması üzerine maktul dirildi ve kendisini öldürenin kimliğini açıkladı. Böylece bir mucize olarak ölünün dirilmesiyle bir yandan adalet yerini bulup ihtilâf ortadan kalkarken bir yandan da yüce Allah'ın ölüleri diriltmeye muktedir olduğu gösterilmiş oldu. 

Bu ve bu gibi mucizeler karşısında imanları ve Allah’a karşı taatleri artması gerekirken, küfürlerinin ve kinlerinin artmasından başka bir şey olmadı. Bu olaydan sonra Allah (cc) kıyamete kadar devam edecek insanlığa ibretlik bir ders olması hasebiyle Yahudiler hakkında şöyle buyurmuştur:
  
“Bu olaydan sonra kalbiniz katılaştı. Kalpleriniz taş gibi hatta taştan da katıdır. Oysa öyle taşlar vardır ki ondan nehirler fışkırır. Öylesi vardır ki yarılır ve içinden su çıkar. Öylesi vardır ki Allah’ın korkusundan yuvarlanır. Allah yatıklarınızdan gafil değildir.”

Allah (cc) bu ayeti kerimede Yahudilerin kalplerinin durumlarından haber vermektedir. Onca nimetler karşısında ilahi emirlere uymayan ve bununla birlikte Allah’ın dinine ihanet etmeye çalışan bu zümre, ilahi bir ceza ile çarpıtılarak kıyamete kadar yaşayacak insanlığa birer ibret vesilesi oldu. Şuan yaşamış olduğumuz topluluklarda, insanlığın bu olaylardan ders çıkartması gerekirken Allah Rasulu’nün de haber verdiği üzere karış karış, milim milim onların yoluna uymaktadır. Ebu Said el-Hudrî’nin rivayet ettiği bir hadiste Allah Rasulu (sav) şöyle buyurmaktadır:

“Sizler karış karış, arşın arşın sizden öncekilerin yolunu izleyeceksiniz/onların inançları ve yaşayışlarını ölçü edineceksiniz. İnsanın giremeyeceği küçük bir keler/kertenkele deliğine girecek olsalar, siz de onları takip edeceksiniz.” Bizlerde: “Ya Rasulallah! (izlerini takip edeceğimiz bu topluluklar) Yahudiler ve Hristiyanlar mı olacak?” diye sorduk. O da: “Ya başka kimler olacaktı?” buyurdu.”

Hiç şüphe yok ki Yahudiler İslam ümmetine en çok zarar veren topluluklardır. Tarih boyunca kinleri ve nefretleri özellikle müminlere karşı sürmüş ve sürdürmeye de devam etmektedirler. Allah (cc) bu hakikati şu şekilde dile getirmiştir:

“Andolsun ki, insanlar arasından iman edenlere en çetin düşman olarak Yahudileri ve müşrikleri bulacaksın.

Rasulullah (sav) ve sahabeler Medine’de başta olmak üzere Yahudilerle amansız mücadele etmişlerdir. O dönemde müminlere eziyet veren, fitne çıkartan, kara propaganda yapan Yahudilerdi. Şuanda da Ortadoğu’da özgürlük ve demokrasi adına masum ve mustazaf erkeklere, kadınlara, çocuklara zulmeden, katleden, olmadık işkenceleri reva gören ve Müslümanların kutsallarına saldıran Yahudiler ve onların kuklaları değil midir? Şuan da Suriye’de, Irak’ta, Afganistan’da kanı akıtılan Müslümanların katilleri başta Yahudiler değil midir? Dedelerinden almış oldukları bu kötü mirası şuan torunları sürdürmüyorlar mı? Kulu ve Rasulu Muhammed’e (sav) bu gerçekleri ve hakikatleri asırlar öncesinde vahyeden ve doğruluğunda hiç şüphe olmayan Allah’a hamd olsun.

Allah Rasulu (sav) Mescid-i Aksa, Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî’nin dışında ziyaret amaçlı mescitlere gidilmesini yasaklamıştır. Değerleri ve kutsallığı üst seviyede olan bu mescitler şuan Siyonistlerin işgali altındadır. Aynı şekilde kendilerini Müslüman diye adlandıran ülkelerde var olan diğer mescitler ise Demokrasi ve Laikliğin işgaline maruz kalmıştır.

Peki, Yahudilerle ve onların işbirlikçileriyle nasıl mücadele etmemiz gerekiyor? Bunun cevabı çok açık ve nettir asılında.  Allah Rasulu ve Raşit halifeler onları karşı hangi muameleyi yaptılarsa bizlerde aynısını yapmak zorundayız. Başka bir seçenek yoktur. Ancak bu şekilde kanlarımıza ve kutsallarımıza sahip çıkabiliriz. Ancak bu şekilde yitik izzetimizi tekrar kazanabiliriz. Ancak bu şekilde zilletten kurtulabiliriz. Allah Rasulu’nün hayat menhecinden saparsak bu ve değişik meselelerde zilletin bataklığında seyreder dururuz.

Müslümanların mücadelesi sadece Yahudiler ve onların dostlarıyla değildir elbet. Allah’ın kitabı bütün topraklarda egemen oluncaya kadar mücadelenin içerisinde olunması gerekecektir. İslam dinine karşı kimler düşmanlık ediyorsa ırklarına ve isimlerine bakılmadan mücadele edilmesi lazımdır. İşte o zaman asıl gayeye ulaşılmış olacaktır.

“Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür.

Kalplerin Kısımları

Hak ile batılı birbirinde ayıran Kur’an-ı Kerim insanların kalplerinin vasıflarını söylemektedir. Bazı kalpler vardır ki marazdır/hastadır. Bazı kalpler vardır ki ölüdür, taştan bile katıdır. Bazı kalpler vardır ki Allah’ın azametinden ve ayetlerinden dolayı ürperir, haşyet duyar. Hiç şüphe yok ki ölü ve taştan bile katı olan kalp, Allah’ın ayetlerinden yüz çeviren, yalanlayan, inkâr eden, yasama ve yargıyı beşeri kanunlardan elde eden, kendisine kul ve köle olmasını isteyen ve onlara tabi olan kimselerin kalbidir. Hasta olan kalp günahlara ve isyanlara dalan, günahlara karşı dikkatli ve hassas olmayan kimselerin kalbidir. Ürperen ve haşyet duyan kalpler ise şirkin ve küfrün her türlü çeşidinden uzak kalan, günahlar karşısında gaflete düşmeyen selim kalptir. İşte son saydığımız kalp, kişiyi kıyamet gününde kurtuluşa ve selamete götürür.

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“O gün ki; ne mal ne de evlat fayda verir. Allah’a selim bir kalple gelen müstesna.

Yukarıdaki ayetin devamında ise Allah (cc) Yahudilerin kalplerinin katılığını taşa ve taştan daha sert olan bir cisime benzetmiş ve bazı taşlardan ırmakların kaynadığını, bazı taşlardan ise yarılıp suların fışkırdığını bildirerek; Yahudilerin kalplerinin vahametini ortaya koymuştur. Peki, bu kalp sadece Yahudilere özel midir? Tabi ki de hayır! Hayatı, yaşamı Yahudileşmiş herkesin kalbi, Yahudi’nin kalbi gibi kaskatı olur. Kişinin kendi elleriyle kazandığı günahlar ve isyanlar neticesinde katılaşan kalp, kontrolden ve yoldan çıkar. İnsan kendini kontrol edemez hale gelir. Sanki iradesi kendisinin elinde değil de başkalarının elindeymiş gibi olur. Katı olan kalp, eğer Rabbi tanımaya ve günahlardan tevbe etmeye yönelmez ve pişmanlık zuhur etmezse, her geçen gün daha da kötü bir yola sürüklenir.

Ayetin son bölümünde ise Allah (cc) “Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.” ifadesiyle, yapılan amellerin küçük-büyük, iyi-kötü fark etmeksizin hepsini bildiğini ve O’ndan bir şeyin gizlenemeyeceğini bildiriyor.

“Gözler O'nu göremez; hâlbuki O, gözleri görür. O, eşyayı pekiyi bilen, her şeyden haberdar olandır.

“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.”

Bakara 74. Ayetten Hikmet Damlaları

1) Ayette geçen قَسْوَةً  (kasvet) kelimesi قَسَوَ  (kaseve) kelimesinden türemiş olup lugatta sertlik, katılık, kuruluk manalarına gelir. Terim manası ise, kalplerin Allah’ın ayetlerine, emirlerine boyun eğmekten uzak kalması demektir.

2) Allah (cc) katili öğrenmeleri için Yahudilere inek kesmelerini emrederken onların anlamsız ve boş soru sormalarını yermiştir. Aynı şekilde müminlere de yasaklamıştır.

“Ey iman edenler! Size açıklandığı takdirde üzüleceğiniz bir­takım şeyleri sormayınız."

Ebu Hureyre'den gelen rivayette Allah Rasulu (sav) şöyle buyurmaktadır: "Size yasakladığım şeyden uzak du­runuz, size emrettiğim şeyi de gücünüz yettiğince yerine getiriniz. Sizden önceki­leri helak eden, onların çokça soru sormaları ve peygamberlerine muhalif düş­meleridir."

3) Kesilen inek parçasının, ölen bir kimseye vurularak, ölen kimsenin dirilmesi ve katilin ortaya çıkması Allah’ın (cc) azametinin bir delilidir.

4) Ayette Yahudilerin kalpleri taşa hatta taştan daha katı bir cisme benzetilerek kalplerinin vahameti ortaya konulmaktadır. Ayette de açıklandığı gibi taşların bazılarından nehirlerin fışkırdığı, bazılarının yarılıp su çıktığı, bazı taşlarında Allah’ın korkusundan yuvarlandığı açıklanmaktadır. Buna binaen taş ve taştan daha sert cisimler, onların kalplerinden bile yumuşak olup, yerilmektedir.

5) Kalp katılığının sebeplerinden birisi de kulun günah işlemede cüretkâr olması ve tevbeye yönelmemesidir.

Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği bir hadiste Allah Rasulu (sav) şöyle buyurmaktadır: “Kul, bir günah işlediğinde kalbinde siyah bir nokta oluşur. Tevbe ettiği takdirde silinir. O günahı tekrar işlediği/günaha devam ettiği zaman, o siyah nokta da gittikçe büyür. İşte Yüce Allah’ın Kur’an’da zikrettiği kalp kirlenmesi, budur.”

“Böyle birine ayetlerimiz okununca ‘Eskilerin masalları’ derdi. Hayır! Bilakis işledikleri günahlar, onların kalplerini paslandırdı.”

6) Allah’a (cc) verilen ahidleri/sözleri bozmakta kalplerin katılaşmasına birer sebeptir. Tıpkı şu ayette olduğu:

“Sözlerini bozmaları sebebiyle onları (İsrailoğullarını) lânetledik ve kalplerini katılaştırdık.