Enes"in (ra) naklettiğine göre, Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: “Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et.” Bunun üzerine birisi, “Ey Allah’ın Rasulü! Eğer mazlum ise yardım ederim, ancak zalimse ona nasıl yardım edeceğim?” dedi. Rasulullah buyurdu ki, “Onun zulmüne engel olursun. İşte bu ona yapacağın yardımdır.”[1]
Bu sayımızda Allah Rasulü’nün (sav) zikrettiğimiz hadisini anlamaya, anlatmaya çalışacağım. Tercih sebebim ise içinde yaşadığımız şu zamanda, dünyanın her yerinde zulmün, zalimin ve dolayısıyla da mazlumun çoğalması, terimlerin karıştırılmasıdır. Ve hatta hadisten de anlayacağımız üzere Müslüman kardeşlerimizin de bazı meselelerde zalim olabilecekleri kadar ince ve önemli bir mesele olmasıdır. Hepimizin “zulüm nedir?”, “adalet nedir?”, “zalim kimdir”, “mazlum kimdir?” sorularının cevaplarını çok iyi bilmemiz gerekir ki, zulme karşı çıkalım; zalime destek olmayalım; mazluma yardım edelim ve adaletli olalım.
Toplumumuzun algısında yalnızca başkasının hakkını gasp etmek ve haksızlık olarak algılanan zulmün, aslında sadece bu olmadığını ve birçok çeşidinin olduğunu anlatmaya geçmeden önce sözlük ve ıstılah tanımlarını aktarmak uygun olacaktır.
Sözlük Anlamı: Bir şeyi ona ait olmayan yere koymak.
Istılah Anlamı: Belirlenmiş sınırları çiğnemek, haktan bâtıla sapmak, kendi hak alanının dışına çıkıp başkasını zarara sokmak, rızasını almadan birinin mülkü üzerinde tasarrufta bulunmak, zorbalık.[2]
Zulmün karşıtı olan adalet ise bir şeyi ona ait olan yere koymaktır. Hakları hak sahiplerine vermek, sınırları çiğnememektir.
Zulüm kelimesi Kur’an-ı Kerim’de 20 ayette geçmektedir. Ama türevleri sayılacak olursa 269 defa yer alır Kur’an’da ve 200’den fazla yerde “küfür, şirk” veya “Allah’ın hükümlerini çiğneme, günah işleme”, 20’yi aşkın ayette “beşerî ilişkilerde haksızlığa sapma” anlamında kullanılmıştır. Yetmişten fazla ayette Allah’ın hiç kimseye hiçbir şekilde zulmetmeyeceği, insanların dünyada uğradıkları zararların ve ahirette uğrayacakları cezaların kendi kötülüklerinin karşılığı olduğu, inkârcıların ve kötülük işleyenlerin sonuçta kendilerine zulmettikleri belirtilir.[3]
Zulüm hak sahiplerine hakkını vermemektir. Bu hak ne kadar büyürse zulümde o kadar büyür hatta dinden çıkaran bir hal alır. Bu durumu şöyle açıklayabiliriz: Bir kimse kendisine veya kedisi gibi bir insana zulmedebilir, başkasının hakkına tecavüz edebilir. Tabi ki bu önemsiz değildir, ama anne-babaya yapılan kadar büyük de değildir. Çünkü anne-babanın hakkı diğer insanlardan daha büyüktür.
Peki, Allah’ın hakkı söz konusu olursa… Allah’ın hakkı en büyük hak olduğu için, bu konudaki zulümde en büyüğüdür. Bu yüzden Lokman oğluna nasihat ederken en büyük zulmün şirk olduğunu söylemiştir.[4] Şirk Allah’ın hakkına girmek, sınırı çiğnemek, Allah’a ait olanı O’na değil de başkasına vermektir. Bu yüzden zulümdür ve hatta en büyüğüdür. Bu durumu Allah’a iftira atanların, yani ellerinde hiçbir delil olmadan Allah adına yalan söyleyenlerin, Allah’ın zikrini engelleyenlerin ve mescitleri harap edenlerin anlatıldığı ayetlerde de görürüz:
“Kim Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalimdir? İşte bunlar, Rablerine arz edilecekler ve şâhitler de, “Rablerine karşı yalan söyleyenler işte bunlardır” diyeceklerdir. Biliniz ki, Allah’ın lâneti zalimler üzerinedir.”[5]
“Allah’ın mescitlerinde onun adının anılmasını yasak eden ve onların yıkılması için çalışandan kim daha zalimdir. Böyleleri oralara (eğer girerlerse) ancak korka korka girebilmelidirler. Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır.”[6]
“Kim Allah’a karşı yalan uydurandan, ya da O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalimdir? Şüphesiz ki, zalimler kurtuluşa eremez.” [7]
Buna benzer ayetleri çoğaltabiliriz elbette ama maksadın hâsıl olması için bu ayetler yeterlidir diye düşünüyorum. Burada dikkat çekmek istediğim nokta ayetlerin hepsinin “وَمَنْ اَظْلَمُ “ “Kim daha zalimdir?” diye başlamasıdır. Görüldüğü gibi kişiyi dinden çıkaran büyük zulüm sadece şirk değil, Allah’ın hakkının olduğu her durum ve haldir. Allah’ın hakkını Allah’a vermeyenden daha zalim kim olabilir ki?
Buraya kadar büyük zulmü aktarmaya çalıştım ki bu zulmün en büyük zulüm olduğunu aslında fıtratlarda bilir. Birde zulmün diğer çeşidini, dinden çıkarmayan kısmını aktarmaya çalışalım ama bu kısım çok detaylı ve çok incedir. Öyle ki kişinin kendisine, başkasına veya bir hayvana yaptığı da zülüm olabilir. Bazen çok basit gördüğümüz şeyler bile bir zulümdür aslında. Bu inceliği şu şekilde örneklendirebiliriz:
Bir sahabi, başka çocukları olmasına rağmen bir çocuğuna mallarından hibe etmek istediğini ve Allah Rasulü’nünde bu duruma şahit olmasını istediğini söyledi. Allah Rasulü (sav) bu durumu bir zulüm olarak gördü ve "O halde beni şahit tutma; çünkü ben bir zulme şahit olamam" [8] deyip şahitlik yapmadı.
Rasulullah (sav) bir gün şöyle buyurdu: “Bir adam bir ineği götürürken üzerine bindi. İnek adama bakıp dile geldi ve ‘Ben bunun için yaratılmadım, ben ziraat için yaratıldım.’ dedi.” İnsanlar hayret ve korku ile: “Subhanallah, konuşan bir inek ha!” dediler. Efendimiz (sav) “Buna ben inanırım, Ebu Bekir ve Ömer de inanırlar.” buyurdu. [9]
Bu verdiğimiz ikinci örnekte zulüm ibaresi geçmese de bilmemiz lazım ki bir şeyi yaratılış amacına uygun olarak kullanmamak bir zulümdür. Bir ineğe binmek te yaratılış amacının dışında kullanmaktır buda zulümdür. Hatta öyle ki ineği konuşturacak bir zulüm. Tıpkı insanoğlunun sadece Allah’a kulluk için yaratıldığı halde, bu yaratılış amacına uygun yaşamadığında şirke ve küfre girerek zulüm işlemesi gibi.
“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”[10]
Bu meselenin ne kadar ince ve dikkat edilmesi gereken bir mesele olduğunu bu rivayetlerden anlayabiliyoruz. Şimdi de bu küçük zulmün yani dinden çıkarmayan zulmün çeşitlerinden bahsedelim.
İnsanın kendi nefsine yapığı zulüm.
İnsan günah işlemek suretiyle kendi nefsine zulmeder. Ve bu konuda birçok ayet vardır. Bu ayetlerden bir kaçını şöyle sayabiliriz:
“Biz her peygamberi sırf, Allah’ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı.” [11]
“Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed’in ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah’ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük lütuftur.” [12]
Diğer insanlara karşı zülüm.
Bu kısım, zulüm denilince akla ilk gelen kısımdır. Bu zulme de Allah (cc) Kur’an’da birçok ayette yer vermiştir.
“Onlar da: “Cezası, su kabı kimin yükünde bulunursa, o kimsenin kendisi(nin alıkonması) onun cezasıdır. Biz zalimleri böyle cezalandırırız” dediler.” [13]
“(Ey Muhammed!) Onlara, Adem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, “Andolsun seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Öteki, “Allah, ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder” demişti. “Andolsun! Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.” “Ben istiyorum ki, sen benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip cehennemliklerden olasın. İşte bu zalimlerin cezasıdır.” [14]
Görüldüğü üzere Allah (cc) ilk ayette hırsızlığı, ikinci ayette ise adam öldürmeyi zülüm olarak belirtmiş ve yapanların zalim olduğunu söylemiştir.
Toparlayacak olursak zulmü 2 ana başlık altında, üç kısım olduğunu söyleyebiliriz:
· Büyük zulüm( dinden çıkaran).
1- Allah’a karşı yapılan zulüm
· Küçük zulüm (haram olan, dinden çıkarmayan)
2- Kişinin başkalarına yaptığı zulüm.
3- Kişinin kendisine yaptığı zulüm.
Bunlardan sonra şunu söylemek gerekir ki herkesin malumudur, zulmün küçüğü de olsa zulümdür ve haramdır. Allah (cc) bunu haram kılmıştır. Yaptığımız her zulmün, küçücükte olsa mutlaka karşılığını, hakkını ahirette göreceğiz. Rasulullah’ın (sav) bize "Kıyamet gününde her hak, sahibine verilecektir. Hatta boynuzsuz olan koyun bile boynuzlu olan koyundan hakkını alır.''[15] diyerek bildirdiği gibi…
Zulmü ve çeşitlerini belirttikten sonra başa dönüp hadisimizi anlamaya çalışalım.
Allah Rasulü (sav) “Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et.” dediğinde, haklı olarak sahabe şaşırıyor ve zalime nasıl yardım edilebilir diyor. Bunun üzerine Allah Rasulü bizim için rehber olacak sözünü söylüyor; “Onun zulmüne engel olursun. İşte bu ona yapacağın yardımdır.”
İlk önce şuna dikkat etmemiz gerekir; Allah Rasulü (sav) mazluma da zalime de “أخاكَ” “kardeşiniz” diyor. Yani Allah’ın (cc) bizleri kardeş kıldığı[16] Müslüman kardeşimiz. Peki, bu Müslüman kardeşimiz en büyük zulüm olan şirk ve küfrü işlemekle zalim olmadıysa ya başkasına ya da kendisine zulüm işlemekle zalim olmuştur değil mi?
Bu iki durumu yaşanan bir hadiseyle örneklendirmek istiyorum. Hepimizin malumudur ki sigara haramdır. Ne yazık ki bu haram olan sigarayı hala içen ve her gün defalarca bu harama düşen Müslümanlar da var. Hatta öyle ki rahatça bu günahı işleyen Müslümanlara nasihat edildiğinde rahatsızlık duyuluyor. Bu durum yani hem günahı sürekli işlemekle normalleştirmek hem de nasihatten rahatsızlık duymak çok tehlikelidir. Bu meseleyi daha sonraki sayılarda ele almayı istiyorum Allah’ın yardımıyla. Anlatmak istediğim olaya dönelim, bir Müslüman kardeşimiz bir ilim talebesi kardeşimizin yanında sigara içme cüretin de bulunmuş. İsim vermeden bu olay bana anlatıldığında o kadar üzüldüm ve kızdım ki ne diyeceğimi bilemedim. İlim talebesi olmasa da başka birinin yanında rahatlıkla günahına ortak ederek, şahit tutarak, sigara içmek, buna yeltenmek bir cürettir. Peki, bu cüreti nasıl buluyor bu kardeşimiz, işte Allah Rasulü’nün dediği gibi zalime yardım etmediğimizden. Biraz açalım: Bu kardeşimiz her sigarayı içtiğinde kendi nefsine zulmediyor ve zalim oluyor. Onunla birlikte oturan kalkan, gezen tozan, ticaret yapan vs. arkadaşları ise onunla olan bu ilişkilerinin zarara uğramaması için sessiz kalıyor, ona tavır uygulamıyor ve aslında o kendi nefsine zulmederek zalim olan arkadaşına oda zulmediyor ki onun zulmüne istemese de destek oluyor.
Kendi arkadaşına günah ta işlese, benim arkadaşım bu diyerek ses çıkarmamak zulme susmak, ona destek olmaktır ve bu çok kötü sonuçlar oluşturabilir. Cahiliye özelliğidir. Bu benim arkadaşım, bu benim kardeşim, bu benim hocam, bu benim hemşerim diyerek hakkı hak sahibine vermemek hem zulme destek olmak hem de zulüm işlemektir.
Bu gün bakıyoruz hocası hata yaptığında günah işlediğinde, arkasında duran, sigara içen örneğindeki gibi yaptığına susup bile bile günahına destek olan, böylelikle ona cesaret veren ve ümmete sıkıntı veren Müslümanlar var. Neden yapıyorlar bunu? Tabi birçok sebebi var ama en büyük sebebi dediğimiz gibi “benim hocam”. Benimse haklıdır, benimse doğrudur diye düşünmek. Bilinmesi için söylüyorum müseylemetul kezzabı bilirsiniz, peygamberlik iddiasında olan yalancıyı, bunun kabilesi hanifoğullarının bir sözü var, derler ki: “Bizim yalancımız Kureyş’in doğrucusundan daha iyidir!” bakın Allah’a iftira atan, peygamberim diyen bir yalancı zalimi savunuyorlar, peygamberimizin doğru olduğunu bile bile.. Neden peki? Çünkü bizim. Bizim arkadaşımız, kardeşimiz, hocamız.
Oysa bu hadisten ve diğer delillerden anlarız ki İslam yabancıda olsa, kâfirde olsa haklı olana hakkı vermeyi emreder. Kardeşin bir günah işlediğinde ona engel olmayı emreder, hatta hadise baktığımızda onun o zulmüne engel olmayı ona yardım olarak görür ve bunu emreder.
Şimdi bu durumda olan kardeşler zannetmesinler ki nefislerine zulmeden kardeşlerine, hocalarına destek olurken, kendince korurken, onlara yardımcı oluyorlar, aksine onlara zulmediyorlar.
“Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”[17]
[1] (Buhari)
[2] İslam ansiklopedisi, zulüm
[3] age
[4] “Hani Lokman, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: “Yavrum! Allah’a şirk koşma! Çünkü şirk elbette büyük bir zulümdür.”(31/Lokman 13)
[5] (11/Hud 18)
[6] (2/Bakara 114)
[7] (6/Enam 21)
[8] (Müslim)
[9] (Müslim)
[10] (51/Zariyat 56)
[11] (4/Nisa 64)
[12] (35/Fâtır 32)
[13] (12/Yusuf 75)
[14] (5/Maide 27,28,29)
[15] (Müslim)
[16] (49/Hucurât 10)
[17] (4/Nisa 135)