İnsanoğlunun tabiatında ve fıtratında maddi ve manevi kazançları elde etme hırsı vardır. İnsanın elde ettiği mal, makam, şöhret ve diğer olumlu faktörler ne kadar fazla olursa olsun elbette bir gün sona erecektir. Çünkü dünya hayatı geçicidir. Günümüzde ömrün yaş ortalaması 70-80 yıl olmasına rağmen sanki hiç ölmeyecek gibi çalışır, çaba gösterir ve karlı ticaret yapabilmenin yollarını ararız. İşte bu uğraşların hepsi Allah’ın (cc) takdir ettiği bir mühlete kadardır. Ama Rabbimizin bizleri neden yarattığını, hangi amaçla dünyaya gönderdiğini unuturuz; ya da unutmuş gibi davranırız. Peki, böyle mi olmalıydı? Tabi ki de hayır!
Hiç şüphesiz ki Kur’an’ın bizlere tarif ettiği ve açıkladığı dünya hayatı birer imtihan hayatıdır. İmtihanda olduğumuzun bilinciyle dünya hayatına bakmamız elzem olacaktır. Verilen mallar, mülkler ve akla gelmeyecek nimetlerin asıl hayatımızı unutturmaması gerekecektir. Verilen bu nimetler Allah’a yapılacak kulluğu artırmalı, kendisini razı edecek amellere birer araç olmalıdır. Kim dünya nimetlerini araç değil de amaç olarak görürse hem dünyası, hem de ahireti hüsran olur.
Bu ay ki yazımda sizlere karlı bir ticaretten haber vermek istiyorum. Okuyunca şaşıracaksınız; ticarette bulunmak isteyeceksiniz. Söyleyeceğim bu ticaret dünya hayatına bakış açınızı kontrol ettirecek ve farklı bir gözle değerlendirmenize sebebiyet verecektir. Aslında bu ticareti Allah (cc) Kur’an’da bizlere bildirmiştir. Ne yazık ki toplum olarak Kur’an’dan fersah fersah uzak kaldığımız için bu karlı ticaretten bir haberimiz yoktur. Önce kendime sonra da siz değerli okuyucularıma nasihat babından rabbimizin bizlere haber verdiği karlı ticareti sunmak istiyorum. Karlı ticarete beraberce ortak olmayı istemez misiniz?
Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi? Allah'a ve Rasulüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur. Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allah'tan yardım ve yakın bir fetih. Müminleri (bunlarla) müjdele.”[1]
Allah (cc) bu ayeti kerimede iman edenlere hitaben bir ticaretten haber vermektedir. Belki de karlı ticaret cümlesini teleffuz ederken aklımıza ilk gelen düşünce maddi anlamda kazanç elde etmedir. Bu ayette elim bir azaptan kurtulmanın yolları açıklanmaktadır. Ölüme, kabir azabına, ahiret gününe, cennete ve cehenneme kesinkes iman eden bir kimse baki hayatı fani hayatının önüne geçirmez. Dünyada bile ufak bir ateşe tahammül edemeyen bizler nasıl olurda cehennem ateşine cüretkâr olabiliriz? Cehennem öyle bir yer ki ne dünya hayatındaki azaplardan ve aklımıza gelmeyecek işkencelerden kat ve kat daha çetindir.
Nasıl bir cehennem ateşi biliyor musunuz? Kâfirler için ebedi olan cehennem ateşi, onları yakıp kavurdukça derileri tekrar azabı tatsın diye yeni bir deri ile değiştirilecek[2], alevli bir yatak ve üstlerinde onları örten bir ateşten yorgan[3], elbiseleri ateşten[4], içecekleri içmeye çalıştıkları ama boğazlarından geçmeyecek olan irinli su[5], meyve olarak zakkum ağacı vardır; meyvesi şeytanların başı gibidir. Zakkumu yedikten sonra üzerlerine içecekleri kaynar bir karışım vardır.[6] Boyunlarında tasma ve zincirlerle sürüklenir,[7] perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar[8]. Onlar için zehirli, pis kokulu ve boğazı parçalayan ‘Dari’ dikeninden başla bir yiyecekleri yoktur.[9]
İşte bu elim ve çetin azaptan kurtulmanın tek bir yolu vardır. Rabbimizin gösterdiği ticarete kendimiz ve başkalarını da ortaklar edinerek katılmamız gerekecektir. Peki, nedir o ticaret?
“Allah'a ve Rasulüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz.”
Elim dolu azaptan kurtulmanın reçetesi;
Allah’a iman,
Rasul’e iman,
Mal ve can ile Allah yolunda cihattır.
Bu ayetin minvalinde başka yerde Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:
“Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır.”[10]
İşte bu reçeteye inanmakla birlikte ve pratik hayata da yansıtılırsa/amele dökülürse elim dolu azaptan korumaya birer vesile olacaktır.
Allah’a iman; Allah’ın varlığına, ondan başka ilah olmadığına, yaratanın, rızık verenin, otorite sahibinin, helalleri ve haramları belirleme yetkisinin onun olduğuna yakinen inanmak ve bunu amellerle izhar etmekle gerçekleşir. Allah’a dua etmede başkalarını vesile edinen, yasama ve yargıda Allahtan başkalarını seçen, kâfirlere itaat eden ve dost edinen kimseler dillerinde Allah’a iman ettiklerini söyleseler bile hakikatte Allah’a iman etmeyen birer yalancılardır.
Rasule iman; Allah’ın kendisini risalet ile görevlendirdiğine, onun emirlerine itaat edilmesinin gerekliliğine inanmak ve onu sevmekle gerçekleşir. Rasulullah’a (sav) iman etmekle alakalı Muhammed bin Abduvahhab’ın (rh) şu tarifi yerinde olacaktır: Rasulullah’a (sav) iman etmek şu dört hususu kapsar:
1) Haber verdiklerine tasdik etmek
2) Emrettiklerine itaat etmek
3) Yasakladıklarından kaçınmak
4) Allah’a yalnız onun getirdiği şekilde ibadet etmek.[11]
Allah yolunda mal ve can ile cihad; Allah’ın dininin yeryüzüne hâkim olabilmesi için mallarımızı Allah’ın yolunda harcamamız; yeri ve zamanı geldiğinde de can ile cihat etmektir. Allah yolunda can ile cihat etmek en faziletli ameldir. Ecri ve mükâfatı büyüktür.
Ebu Hureyre (ra) şöyle der: Bir kişi Rasulullah’a (sav) gelerek: “Bana cihada denk bir amel gösterebilir misin?” dedi. Rasulullah (sav): “Böyle bir amel bilmiyorum” buyurdu ve: “Allah yolunda cihad eden kişi yola çıktığında, sen de mescidine girip (o dönünceye kadar) hiç bırakmadan namaz kılmaya ve hiç ara vermeden oruç tutmaya güç yetirebilir misin” diye sordu. Soruyu soran kişi: “Buna kim güç yetirebilir ki?” dedi.[12]
İslami kavramların en zirvesi olan cihat kavramına Kuran ve sünnet çerçevesinden bakmamız gerekecektir. Batının kültüründen etkilenerek cihat kavramına terör estirmek, vahşet saçmak, birilerini öldürmek, ortalığı kana bulamak gibi manalar yüklemek oldukça yanlıştır. Cihat; Allah’a giden yolda Allah’ın dinine engel olanları egale etmektir; hayat kurtarmaktır. Allah Rasulu’nun (sav) hayatı ve Mekke ve Medine’deki mücadelesi bizler için birer mihenk taşı olmalıdır. Rasulullah (sav) Müşriklerle yeri geldiğinde davet, yeri geldiği zamanda da kıtal ile mücadele etmiştir. Bu Rasulullah’ın (sav) menhecidir.
“Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.”
Allah (cc) hayrın yolunu Allah’a, Rasul’une iman ve Allah yolunda mal ve canla cihat olduğunu beyan etmektedir. Ve hayrın ne olduğunu da ayetin devamında açıklamaktadır:
“İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur. Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allah'tan yardım ve yakın bir fetih. Müminleri (bunlarla) müjdele.”
Allah’a ve Rasul’une iman eden ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin mükâfatı bu ayeti kerimede açıklanmaktadır. İlk mükâfat günahların bağışlanmasıdır. Bundan daha büyük hayır olabilir mi? Zaten bunun için çaba göstermiyor muyuz? Günahlar eğer affedilmezse cehennem ateşi ve azabı karşılığında ceza olarak verilmeyecek midir?
Günahların bağışlanmasının ardından zemininden ırmaklar akan Adn cennetlerindeki güzel meskenler müjdelenmektedir. Mümin bir kimsenin arzusu cennete girebilmek, rabbini görebilmek, rasullerle, sıddıklarla ve şehitlerle beraber olabilmek değil midir? Hem de ebedi… İşte bu sayılan nimetleri elde edebilen kimse kurtulmuştur.
“Allah’tan yardım ve yakın bir fetih”
Rabbimiz bu vasfa sahip olanlara nimetlerini vermeye devam etmektedir. Allah’ın yardımı başlı başına bir nimettir. Nasıl nimet olmasın ki?
Allah’ın yardımı olmasaydı nasıl hidayetle kavuşabilecektik?
Allah’ın yardımı olmasaydı nefsimizi ve şeytanı nasıl dizginleyecektik?
Allah’ın yardımı olmasaydı ayaklarımızı ve kalplerimizi nasıl sağlam tutabilecektik?
Ayetin son kısmında da Allah’tan yakın bir fetihle müminler müjdelenmektedir. Bu ayetin ardından çok bir zaman geçmedi Allah (cc) müminlere fetihler verdi. Allah’ın dini yeryüzüne hâkim oldu.
Ayetten Elde Edilen Faydalı Bilgiler;
1) Kur’an’da يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا ifade cümlesi 88 yerde tekrarlanmaktadır. Bu kadar çok tekrarlanmasıyla iman edenlerin değeri ve şerefi ortaya konulmaktadır.
2) Ey iman edenler ayetinin ardından Allah’a ve Rasul’üne iman edin diye buyrulması da oldukça önemlidir. Özellikle de Medine’de münafıkların çok olduğundan dolayı Rasulullah’a iman etmeden de iman edilmeyeceği münafıklara tekrardan haber edilmektedir. Ya da müminlere tekrardan tekid niteliğinde iman esasları hatırlatılmaktadır.
3) Allah’ın (cc) müminlere Cehennem azabından kurtulmanın yollarını göstermesi ve teşvik etmesi rahmet sıfatının tecellisini ortaya koymaktadır.
4) Cennet bedel istemektedir. Hem yakini iman hem de Allah yolunda mal ve canla mücadele istemektedir. Bedeller ödenmeden cennete girmek mümkün değildir.
5) İman esaslarının ardından mal ve canla cihat emredilmesi cihadın faziletli bir amel olduğunu ortaya çıkarmaktadır.
6) Ayette bahsedilen ve elim azaptan kurtaracak amelleri işleyen ve yerine getiren müminlere dünyalık ve ahiretlik fayda hâsıl olmaktadır. Dünyalık kazanç Allah’tan yardım ve fetih; Ahiretlik kazanç ise günahların bağışlanması, zemininden akan ırmaklar ve adn cennetininin elde edilmesi.
Allah’tan (cc) sizleri ve beni razı olacağı amelleri işlemede muvaffak eylemesini istiyorum.
[1] (61/Saf 10-11-12-13)
[2] (4/Nisa, 56)
[3] (7/A’raf, 41)
[4] (22/Hac, 19)
[5] (14/İbrahim, 16-17)
[6] (37/Saffat, 34-47)
[7] (40/Mü’min, 70)
[8] (55/Rahman, 41)
[9] (88/Gaşiye, 6)
[10] (9/Tevbe, 111)
[11] (Usulus’Selase)
[12] (Buhari)